1064 Defa Okundu

İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı tanımayı ve bilmeyi, ona ibadet etmeyi, nimetlerine şükretmeyi mecburi kıldığı için, ahiretteki ebedî saadet hedefi, dünya hayatının her anını çok önemli kılmıştır.

Önceki birkaç yazıda temas ettiğimiz bu konuyu bu yazımızda İslam’ın yapısı ve karakteri açısından değerlendireceğiz. Çünkü İslam, yapısı ve karakteri itibariyle bütün hayatı ibadet haline çevirir. İslam gereği gibi yaşanırsa, bütün hayat kendiliğinden ibadet haline gelir.

Bu meseleyi aşağıdaki alt başlıklarla inceleyeceğiz:

1- ALLAH HER ZAMAN VE HER YERDE KULU İLE BERABERDİR

Evet, Allah her zaman ve her mekânda kulu ile beraberdir. İnsanın AllahuTeâlâ’nın murakabesinden uzak hiçbir anı olamaz. O halde kul da, fiilî ibadetlerinin dışında her an ve her yerde Allah ile beraber oluşunun şuurunda olmalıdır. Buna “ihsan sırrı” denir ki müteakip yazılarımızda buna ayrıca temas edilecektir.

Allah kişiye şah damarından daha yakındır. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“İnsanı biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de biz pek iyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf: 16.)

Yine Allah kişiyle kalbi arasına girer:

“Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin.” (Enfal: 24.)

Bu delillerden anlıyoruz ki Allah kuluna kendinden son derece daha yakındır, ama ne hazindir ki kul perdelenmek suretiyle, Allah’tan başka varlıklara -masivaya- takılmak suretiyle Rabbinden uzakta kalmıştır. Onun için Allah’a yaklaşmak görevi ile beraber, bütün yol ve vasıtaları denemeli ve gayret etmelidir.

Yine Kuran’da şöyle buyurulur:

“… Doğu da Allah’ın, batı da Allah’ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah’a çıkar.” (Bakara: 115.)

İşte bunu bilmek, kulu her an Allah ile beraber yapar ve bu da bütün hayatı ibadet haline çevirir.

2- KİRAMEN KÂTİBİN (YAZICI MELEKLER) HER ŞEYİ TESPİT EDİYOR

Bilindiği üzere her insanın sağında ve solunda adına “Kiramen Kâtibin denilen yazıcı melekler vardır. Bu, bir nevi kişinin bütün hal ve davranışlarının ilahi bir kamera ile kayıt altına alınmasıdır:

“Onun sağında ve solunda oturmuş iki kayıtçı melek, onun her söz ve davranışını yazmaktadır.”(Kaf: 17.)

Bu melekler, insan hayır ve şer ne yaptıysa, hepsini kaydederler. Bu kayıtlar yarın rûz-i mahşerde her insanın eline amel defteri olarak verilecektir. Eğer insan Kiramen Kâtibin meleklerinin her an kendiyle beraber olduğunu ve yaptıklarını kaydettiğini düşünürse, kendine ona göre çeki düzen verir; bu da okimsenin hayatını ibadet haline sokar.

3- İSLAM’DA HAYAT BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR

Yukarıda anlattığımız Allah’ın her an ve her yerde kulu ile beraber olmasına ilave olarak, İslam’da hayatın bir bütün olduğunu, parçalanıp bölünemeyeceğini, Allah’ın hüküm ve iradesi dışında ne bir zaman ne de bir mekânın olamayacağını bilmemiz gerekir. Bu büyük mana şu ayeti kerime ile de vurgulanmıştır:

“O gökte de ilâh, yerde de ilâh olan (Allah)’tır.” (Zuhruf: 84.)

Bu ayet-i kerime insanın yerde ve gökte, nerede olursa olsun, asla başıboş olamayacağını ve her an Allah’ın kontrol ve murakabesi altında olduğunu anlatıyor. Şu ayet de insanın başıboş olamayacağını anlatmaktadır:

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet: 36.)

Bu mana istikametinde baktığımız zaman,inkârcılık yani ateizm küfür olduğu gibi, deizm denen felsefi ekol de batıldır ve küfürdür. Deizme göre Allah kâinatı yaratmış, sonra adeta onunla ilgisini kesmiş ve insanları da kendi haline bırakmıştır. Herkes hayatını kendisi düzenler; sorumluluk, mükellefiyet, ibadet mecburiyeti diye bir şey yoktur. (Haşa) peygamberlere de gerek yoktur. İşte bu görüşleri taşıyan deizm denen akım, açık ve net küfürdür.

Ayetlerle sabittir ki Allah her an faaldir ve yaratmaktadır (Rahman: 29.). Dolayısıyla Canab-ı Hakkı, yarattığı kâinattan kopuk ve onunla irtibatsız düşünmek kadar açık bir küfür yoktur.

Keza batı kaynaklı laik materyalist dünya görüşü de batıldır, küfürdür veilmi değildir. Çünkü hayatı ve olayları Allah’tan kopuk, başıboş ve gelişi güzel oluyor gibi telakki eder. La dinî / din dışı bir mantıktır, zamanımızın küfür telakkilerinden biri ve belki de en tehlikelisidir.

O halde madem İslam’da hayat bölünmez bir bütündür ve mademki Allah her an ve her yerde kuvvet ve kudretiyle hazır ve nazırdır; bu manayı kalbinde ve fikrinde taşıyan bir kimse direkt olarak bütün hayatını ibadet haline getirmiş olur.

4- İSLAM İLKE, PRENSİP VE DÜSTURLARIYLA DA HAYATIN TAMAMINA HİTAP EDER

Üçüncü maddede İslam’da hayatın bölünmez bir bütün olduğunu anlatmıştık. Burada ise İslam’ın, ilkeleri, prensipleri ve düsturlarıyla hayatın tamamına hitap etmekte olduğunu anlatmak istiyoruz. Buna göre İslam’ın nelere karıştığını saymaya gerek yoktur. Onun nelere karışmadığı şeklinde bir düşünce de batıldır. Çünkü İslam’ın karışıp tanzim etmediği, plan programa almadığı, hüküm ve emir vaz etmediği, genel – detay, zahir – batın, madde - mana olarak hiçbir saha mevcut değildir. İnsanın uykusundan yemek, içmek, oturmak, konuşmak gibi günlük işlerine kadar, ticarettentarıma, ilimden teknoloji - fenne kadar, gerek yerel,gerek evrensel (cihanşümul) hangi saha düşünülürse düşünülsün, İslam’ın söz söylemediği hiçbir mesele yoktur. Kim çıkar da“şu konuda İslam bir şey söylemedi” derse batıl bir söz söylemiş olur, bunu ispat da edemez. Çünkü,“Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin’de vardır.” (En’am: 59.)

Mademki İslam her hususta ve her sahada söz söylüyor, o halde insan Allah’ın yarattığı zaman ve mekânı aşamayacağına göre, bulunduğu şartlar içerisinde meşgul olduğu konu her ne olursa olsun, mutlak suretle İslam’la ilgili demektir. İşte buradan da kişinin bütün hayatını ibadet mantığı içinde olduğunu anlıyoruz.

5- İSLAMIN YAPISI DA BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ

İslam bilindiği üzere Allah’ın yapısı, binasıdır. Nasıl ki Cenab-ı Hak noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf ise, onun ilahi yapısı olan İslam da noksanlıktan münezzehtir ve mükemmeldir. Bu hakikat şu ayetle anlatılır:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…”(Maide: 3.)

Bu ilahi yapının temelini oluşturan iman tecezzi (bölünme) kabul etmez. İman,Kuran’ın bütün ayetleriyle,Resulüllahın haber verdiği bütün gerçeklerle tanımlanmış İslam’ın kalbî boyutudur. Ama bilindiği üzere İslam sadece imandan ibaret değildir. İslam’ın sahaları vardır. Bir bütün olan İslam, tanımlamak ve anlamak zaruretinden dolayı sahalara ayrılarak tarif edilir. Ulemanın Kuran ve Sünnetten çıkararak ortaya koyduğu tasnif ve sistematiğe göre, İslam dört ana sahadan meydana gelir:

1- İman, itikat sahası,

2-Kalbî boyut, ahlak sahası,

3- İbadet ve amel sahası,

4- Muamelat sahası.

“İman”, inanılması gereken ve Kuran ve Sünnette tanımlanan bütün gerçekleri ifade eder.

“Ahlak” kalbî boyutu, amellerin ihlas ve takva yönünü ifade eder. Ki imanın sahih ve geçerli olması da kalbî tasdik ve kemalatla ilgilidir. İslam’ın ahlak sahası kalbi temel alarak bütün ahlaki kuralları içine alır.

“İbadet”lerden maksat, İslam’ın beş şartı ve bunların detaylarıdır.

“Muamelat” ise İslam’ın hayata, insanlar arası ilişkilere, topluma dair bütün emir, hüküm ve kıstaslarını ifade eder.

Bu dört ana sahadan“iman” kısmı“ilm-i akaid” ile,“ahlak” kısmı kalbî ilimler veya “tasavvuf” ile, ibadet ve muamelat kısmı da“ilm-i fıkıh” ile temsil olunur.

Bu yapısına ve sahalarına baktığımızda zaman, İslam’ın içine almadığı bir saha mevcut olmadığını görürüz. İslam bu mahiyetiyle ister hayattan kopuk, isterse de hayatla iç içe olsun, batıl - muharref dinleri veya sırf dünyevi maksatlarla oluşturulmuş beşerî ideolojileri reddeder; onlardan hiçbir ilke ve prensip kabul etmez. İslam’ın bu manada en büyük özelliği, dünya ile ahireti beraber, bir bütün olarak mütalaa etmesidir. Şu farkla ki dünya imtihan, çalışma ve kazanma yeridir. Ahiret ise sonuç alma yeridir. İnsan da kalbiyle ve aklıyla Allah’ın koyduğu ölçüleri esas alarak yürüyen, Allah’a, ahirete doğru giden bir yolcu gibidir. Bu özellik sadece İslam’a aittir.

İslam’ın ana sahalarına dikkat ettiğimiz zaman, ibadetler, adetler, günlük yaşantı, sosyal münasebetler, ilim, eğitim, psikoloji vs. hayata dair ne varsa, hepsini içine aldığını ve disipline ettiğini görürüz. Ve anlarız ki sahaları itibariyle de İslam bütün hayatı kuşatır. Dolayısıyla İslam’ı yaşayan bir Müslüman -eğer davasında samimi ise- İslam’ı yaşaması münasebetiyle bütün hayatını ibadet haline getirir.

6- İSLAM’DA ÖLÇÜ BÜTÜNLÜĞÜ

İslam’ın vaz’ettiği ilmi ve gerçek ölçüler de, bütün hayatı kuşatır, disipline eder ve ibadet haline sokar.

İslam’da ölçü derken, önce ölçünün kaynağına işaret etmemiz gerekir.

İslam’da hak ölçünün kaynağı Allah’tır. Allah ise üç çeşit ölçü vaz’etmiştir. 

Bunlardan birincisi kâinata koyduğu ölçü, yerlerin ve göklerin ve bunların içindekilerin tâbi olduğu kanun ve kurallardır. Biz buna tabii ve zaruri, tekvinî ölçü diyebiliriz. Başka bir adı da sünnetullahtır.

İkincisi, insan fıtratında ve bunun uzantısı olarak akılda hâkim olan fıtrî ölçüdür. Bu da kişinin iman etmede ve tefekkürde kullandığı ölçüdür. Kişi hakla batılı, doğruyla yanlışı birbirinden bu ölçüyle ayırır. BununKuranî ifadesi“Furkan”dır.

Üçüncüsü de günlük hayatta kullanılan, ağırlık, uzunluk, ölçüleri gibi ölçülerdir. Bunlar da günlük hayatımızı düzene koyar.

Bu üç ölçünün de kaynağı aynıdır. Bu ölçüler doğruyu, hakkı ve adaleti bulmanın metodudur. Bu üç ölçüyü şu ayetlerde bulabiliriz:

“Güneş ve ay bir hesaba bağlı (olarak hareket ederler). Yıldızlar da ağaçlar da secde ederler. Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız; ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.” (Rahman: 5 – 9.)

İşte bu üç ölçü aynı kaynaktan gelir ve hayatın bütününde hak ve adaleti hâkim kılar. Cenab-ı Hak, hakkı ve adaleti ölçüyle kaim kılmıştır. Ölçünün indirildiğine dair Hadid Suresi 25. Ayette de şöyle buyurulur:

“And olsun ki peygamberlerimizi mucizelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik.”

Ayette görüleceği üzere ölçüyle beraber özellikle günümüzde hayatın devamını mümkün kılan, kültür ve medeniyetin temelini teşkil eden, fen ve teknolojinin kaynağını ifade eden demirin zikredilmesi de son derece anlamlıdır. Böylece hayatın her safhasında hâkim olan hak ölçüyle meşgul olan her insan, bu yönüyle de hayatı ibadet haline getirir ve böyle yaşar.

7-İSLAM ZAMAN VE MEKÂN ÜSTÜDÜR

İslam’ın zaman ve mekân üstü oluşu da hayatı ibadet haline getirmenin en önemli dayanaklarından biridir. İslam’ın bu özelliği, bugün batılı oryantalistlerin nasihatlarıyla(!) Müslümanlara telkin edilmeye çalışılan İslam’ın yerellik ve tarihsellik gibi küfür projelerinin batıl ve geçersiz olduğunu ispat eder. Esasen bu konu bir kitap hacminde açılmaya müsaittir. Allah zaman ve mekândan münezzeh olduğu gibi, onun yüce dini de zaman ve mekân kayıtlarıyla sınırlandırılamayacak kadar ulvi ve yücedir. Bu hususu tefekkür eden her Müslüman bütünkâinatı kuşatacak, hatta onun fevkine çıkacak bir düşünce ve tefekkür âleminde yaşar. Bu yönüyle de İslam hayatı bütünüyle ibadet haline getirir.

Bu konuya İslam’ı ibadet haline getirmenin kalbî boyutu ve vasıfları cihetiyle ara ara devam edeceğiz.

 

 

Yorumlar