Türkiye ile İran arasında 26 Aralık 2019’da “dini işbirliği” anlaşması imzalandı. İmza töreni sırasında  konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı  “aşırılığa karşı mücadelenin önemine dikkat çekti.  “Aşırılık” ifadesiyle ne kast edilmektedir?  Bahse konu anlaşmanın 18 maddeden meydana geldiği belirtiliyor. Henüz 18 maddenin tamamıyla ilgili bilgi sahibi değiliz.

Ulaşılabilen bilgilere göre; dini kitapların tercümesi ve yayınlanması, iki ülke arasında ortak dini bir komitenin oluşturulması, Hac konusunda işbirliği, İran İslami Kültür ve İletişim merkezlerinde Hanefi Fıkhı, Türkiye Diyanet Teşkilatına bağlı merkezlerde Caferi fıkhının öğretilmesi için üniversite hocalarının değişimi, Kur’anî alanlarda sanat ve ilmi faaliyetlerin tertip edilmesi, İslamî vahdetin güçlendirilmesi, İslamafobi ile işbirliği gibi maddeler var.

En başta şunu ifade etmeliyim ki, İran Türkiye’nin komşusudur. Devletler arasındaki münasebetler farklı bir mecrada cereyan eder. İran ile ticari münasebetlerimiz olabilir/olmalıdır. Siyasi ilişkilerimiz de bölge ve dünyadaki konjonktüre göre olabilir/olmalıdır. Ticarî ve siyasî tahliller bu değerlendirmenin haricindedir.  

Burada benim yaptığım/yapacağım değerlendirmeler inancını yaşamaya çalışan bir Müslüman vasfıyladır.

Türkiye ile İran arasında dini konularda hangi hususlarda “işbirliği” yapılacağı merak konusu.

Türkiye’de kendi yağıyla kavrulmaya çalışan; bayrak ve vatan sevgisiyle yetişmelerine katkı sağlayan,  ahlaklı ve idealist gençleri barındıran, devletten tek kuruş almadan faaliyet gösteren Ehl-i sünnet kuruluşları baskı altına alınıp mali yönden sıkıştırılırken İran ile hangi “dinî işbirliği” yapılacaktır?

İslam dünyasında acılar yükselirken elbette dualarımız da ortak olmalı ama ülkemizdeki acılara kulaklarınızı kapatırsanız, siz hangi duayı yapacaksınız?  Ve bu duada siz ne kadar samimisiniz?

İslam ümmetinin ortaya koyduğu tecrübeyi kim yok sayıyor?

İran mı “ümmetin ortaya koyduğu” tecrübeye sahip çıkacak?

Bin yıldan beri Ehl-i sünnetin kalesi olan İstanbul merkezli Türklük mü “ümmetin ortaya koyduğu tecrübeye sahip çıkacak?

Türkiye’de halk bazında Ehl-i sünnet İslam’ına sahip çıkılıyor, İran ile hangi zeminde buluşmak mümkün olacaktır?

İstanbul merkezli Türklük, İslam ümmetinin çilesini daima yüreğinde hissetmiş ve İslam dünyasıyla paylaşmıştır.

Zararlı akımların destekçisi kimdir?

Suriye’de halkı katleden bazı dini akımlar İran tarafından desteklenmiyor mu?

Sevgili peygamberimizin temiz zevcesi Hz. Ayşe’ye  İran’da hangi gözle bakılmaktadır acaba? Hz. Ebubekir ve HZ. Ömer’e bakış açıları nedir İran’ın?

Öyleyse biz hangi sahada İran ile “dini işbirliği” yapacağız?

Yani biz İran’a yaklaşacağız, yoksa İran bize mi yaklaşacak?

Ortak bir noktada mı buluşacağız?  Ortak nokta neresidir?

Fetö’nün gündeme getirdiği dinlerarası diyalog formülü  bu defa İran ile mi tatbik edilecek?

Mesele Mescid-i Aksa ise; Biz Türkiye olarak Mescid-i Aksa’yı İran ile birlikte mi “kurtaracağız?”.

Nedir bu yapılmak istenen?

Şairin dediği gibi:

 “Izdırap pençeleri can damarımı sıkar,

Eyvah ki Müslüman’ı, yine Müslüman yıkar!...”

 

 

 

 

Yorumlar