10760 Defa Okundu

“Irak zaten işgal altında” demeyin.

Askerî işgaller kalıcı değildir ve olamaz.

Papa’nın Irak’ı “ziyareti” zihnî işgalin ayak sesidir.

Tıpkı İngilizlerin Hindistan’ı işgalleri gibi.

İngilizler Hindistan’ı 19. Asırda silah kuvvetiyle işgal ettikten sonra çok iyi biliyorlardı ki, bu işgalin devamlılığı için “başka bir şeylerin” yapılması lazımdı.

Zira Müslümanların direnç noktalarını köreltmek lazımdı.

İşgalci güçler çok iyi  biliyordu ki, Müslümanların dirençlerinin beslendiği kaynaklar vardı.

Sömürgeci güçlerin işgalin “kalıcılığını” sağlamak için yaptıkları ilk iş, direnç noktaları mümkünse yok etmek veya tahrip etmek.

İşte, bu maksatla Hindistan’da İngilizler tarafından Ali Garh üniversitesi kuruldu. Fazlurrahman gibi sapık ve sözde İslam âlimleri bu gibi üniversitelerde yetişti.

Aynı “taktik” günümüzde Müslüman ülkelerde devam ediyor.

Papa’nın 5-8 Mart 2021 tarihleri arasındaki Irak ziyareti aynı hedefe matuftur.

Hatırlayalım ki, Irak halkının büyük bir çoğunluğu Şii’dir.

Şiilik Ehl-i sünnet İslam’ından çok farklıdır, çok.

Esefle ifade etmeliyiz ki, Şia, Ehl-i sünnet âlemine karşı Hristiyan dünyasıyla ittifak etmekten çekinmez/çekinmemektedir.

Hiçbir din, mezhep ve renk ayrımı yapmadan herkese kucak açan şefkatli Osmanlı Devleti 15 ve 16. Asırdan sonra İran ile münasebetinde Ehl-i sünnet hassasiyetini daima diri tutmuştu.

Zira tarihen biliyoruz ki, Şia mensupları her daim Ehl-i sünnetin aleyhine Batı ile müşterek hareket etmiştir.

Ehl-i sünnet İslam dünyasının tabii reisi olan Türk milleti bu yönüyle Şia ve Hristiyan dünyası ittifakının boy hedefidir.

İşte bu sebeple Papa’nın Irak’ı “ziyareti” yeni bir endişe verici durumdur  ve “zihnî” işgalin “pekiştirilecek” ayak sesidir.

Ve maalesef Şii dünyası da Hristiyan dünyasıyla müşterek olmaya eskiden mütemayildi şimdi de  eğilimli olmaya berdevam.

Türkiye kuşatılmaktadır.

İran destekli Haşdi Şabi kuvvetlerini hatırlayalım, lütfen.

Ehl-i sünnet kabirlerini yıkıp tarumar eden bunlar değil miydi?

Haşdi  Şabi’nin kurucusunun Şii Ayetullah Ali Hüseyni Sistani olduğunu hatırlayalım.

Her ne kadar Haşdi Şabi teşkilatı kurulurken “Irak’ın bütünlüğünü korumak” maksadıyla kurulduğu söylense de Şia anlayışının temelinde var olan Ehl-i sünnet nefreti fırsat buldukça tezahür ediyor.

Derhal belirtmeliyim ki, Ehl-i sünnet Müslümanı olarak bizim kimseye peşinen husumetimiz yoktur ve olamaz.

Ama temel değerlerimize peşinen düşman olanları tanımamız ve ona göre tedbirli olmamıza da kimse itiraz etmemelidir.

Tarihte “ilk kez” Irak’ı ziyaret eden Papa 6 Mart 2021 günü Şii Ayetullah Ali Hüseyni Sistani ile görüşme yaptı.

Tekrar ifade edelim: Papa’nın Irak’ı “ziyareti”  bu ülkenin “tekraren” işgalin ayak sesidir.

Esasen Irak I. Dünya Savaşı’ndan beri işgal altındadır.

Yani Osmanlı o bölgeden çekildiği tarihten beri öyledir.

Osmanlı’yı cihan savaşına sokanlar Irak’ın işgalinden sorumludur.

İslam dünyasının başsız kalmasının da müsebbibi onlardır.

İstanbul merkezli Türk-İslam dünyasının riyaset mevkiinden “şunun-bunun” peyki olmasından da Osmanlı’yı cihan harbine sokanlar mesuldür.

Hiç kimse Osmanlı savaşa girmek “zorundaydı” türünden İttihatçı lakırtısı etmesin.

Papa’nın Irak’ı “ziyareti” çok endişe vericidir, çok.

6 Mart gününü “Dinler arası diyalog” günü ilan etmişler !

Ülkemizde bu menfur proje denendi.

Bazıları 15 Temmuz 2016’da “uyandı.

Ama binlerce ve belki milyonlarca insanımız bu “dinlerarası diyalog” tuzağına düştü ve belki ebedî âlemi mahvoldu.

Belki halen bu menfur “dinlerarası diyalog” girdabında olanlar var.

Temennimiz herkesin uyanmasıdır.

Bu arada belirtmekte fayda var: Sözümüz ehl-i sünnet itikadında olanlarıdır.

“Ben hiçbir mezhep kabul etmiyorum” diyen mezhepsizlere bir diyeceğimiz olamaz.

Veya “ben Kur’an Müslümanıyım” diyerek uyduruk meallerle kendince yeni din icad edenler de değildir muhatabımız.

Papa’nın bir devlet başkanı olarak ziyaretine gelince:

Buna bir diyeceğimiz olamaz.

Hatta Katolik dünyasının bir yetkilisi olarak Irak’da mevcut olan Hristiyanları ziyaret etmesine kimsenin bir diyeceği olmaz/olamaz.

Merakımız şudur; Papa ile Şii dünyasının müşterek taraflarının olduğu bu “ziyaret” sebebiyle biraz daha net anlaşılacak mı?

İslam dünyasının tabii reisi olan Müslüman Türklerin en büyük ayak bağı olarak Şia unsuru olduğu anlaşılacak mı?

PKK’yı besleyen ve diri tutan “komşumuz” İran olduğu anlaşılacak mı?

Bir kısım çevrelerde Humeyni hayranlığı sona erecek mi?

İran bizim komşumuzdur ve onlarla bu mecburi komşuluk münasebetlerimizi devam ettiririz/ettirmeliyiz.

Ama İran ile “dini işbirliği” yapamayız/yapmamalıyız.

Katolik dünyasının Şii dünyasıyla “dini işbirliği” yapmasına karışmayız.

Ama bunların ittifak halinde olduğunu görmeli ve farkında olmalıyız.

Covit-19’un kol gezdiği şu günlerde Papa’nın Irak’ı ziyareti ve Şii dünyasının ruhani lideriyle görüşmesi bize “bir şeyleri” hatırlatmalıdır.

Papa’nın Irak “ziyareti” sırasında  Ur şehrini gezmesi ve burada Hz. İbrahim’den söz ederek kullandığı şu ifadeleri çok manidardır:

“ Biz İbrahim’in  torunlarıyız. Birbirimizi sevmeliyiz. Bu toprakları birlikte ihya etmeliyiz”.

Şu anda ABD’de olan “birinin” 1997’de Papa’yı ziyaretiyle; Cümle âlemin öğrendiği ve 2016’ya kadar ülkemizde görmesi gerekenlerin görmediği/görmek istemediği  dinlerarası diyalogcuları hatırlattı bana.

Ne diyordu bu dinlerarası diyalogcular:

“İbrahimî dinler!”

Demek ki, “Ilıman İslam” Irak’a yerleştirilmek isteniyor.

Şia nüfusun ekseriyet olduğu bir toplumda “ılıman İslam” ne kadar zemin bulur bilemem.

Fakat şunu söyleyebilirim: Ehli sünnetin kalesi olan aziz milletimizin göstermiş olduğu tepkiyi göstereceklerini zannetmem.

Ur şehrini ziyareti sırasında Papa şunları söylemiş: “Terör, dini kullanıyor. Biz de dinin bir kılıf olarak kullanılmasına izin vermemeliyiz”.

Papa “Terör dini kullanıyor” ifadesiyle ima etmek istediği husus herhalde IŞID olmalı.

IŞID denen örgütün Batı’nın “imalatı” olduğunu bilmeyen var mı?

Yorumlar