14 °c

İNSANLIK S.O.S VERİYOR


İnsan ve insanlık, adeta tüm ömrünü gerçeklik nedir sorusuna cevap ve gerçekliğin kendisini arayışı ile geçirmiştir.
Nedir gerçek? Herkesin kendine göre bir gerçek ve gerçeklik tanımı bulunmakta. Kimileri buna fiziki yasalar ile aramak ( determinizm ) zorunluluğu getirirken, kimileri metafizik bulguları zaruri görmektedirler. Hangi gerçek ve gerçeklik hangimizin gerçekleri ile örtüşüyor ve arayışlarımıza tatminkâr dokunuşlar yapıyor?
Evet, gerçeği arama güdüsü, giz ve saklının peşinden gitme dürtüsü, bilinmeyene duyulan merak, insanı haylice uğraştırmış ve peşinden koşturmaya da devam etmektedir. Her sunulan tez, teori, sentez bir bakıma başkaları için can simidi anlamı taşımıştır. İnsan gerçeği ve kendi gerçeklerini ararken, bir başkasından duyduğu gerçekliklere dair saptamalara da bu inanç ve mantıkla yaklaşmıştır. Oysa insana gerçeğin ne olduğu ve gerçekliğin anlamı yeterince açıklanmış olmasına rağmen, tanımlanan bu mutlak gerçekliğe sırtını dönmüş olan insan ve insanlık, kısır bir döngü ve anlamsız retorik içerisinde kendisini heba edip durmaktadır. Anlamsız tatminsizlik, insanın insana ve insanın insanlığa attığı en büyük çalım ve en büyük kazıktır bir bakıma.
Gerçeğin ve gerçekliğin bilinme zorunluluğu
Bence meselenin nirengi noktası da işte bu ‘’ zorunluluk ‘’ inat ve inancıdır. İnsan hangi gerçeği ve gerçekliği nereye kadar bilmelidir ve ötesi gerçekten bir zorunluluk mudur sorusuna karşın takındığı malayani tavrının faturasını da hayli kabarık şekilde ödemektedir.
İnsan s.o.s veriyor
Gerçekliğin sınırlarını tayin edememe, gerçekliğe dair mutlak tanım getirememe, insanı bir teslimiyet yerine asilik, aykırılık ve isyan ile birlikte kendisini başıboş ve sınırsız olarak tanımlama ahmaklığına kadar götürmüştür. Determinizm ile kuantum arasında ki sıkışmışlık hali bir bakıma insanı daha hırçın daha agresif hale dönüştürürken, duyarsama, vicdan, şefkat, merhamet gibi elzem olan haslet ve özellikler ile arasına ciddi mesafeler koymuştur. Kendisini ciddi dehlizlere salık veren insan, ne bu dehlizden çıkabilmiş ve ne de kendi gerçekliğine dair gerçeklik bağı kurabilmiştir. Olmayan ve olması olasılık dahi taşımayan bu sanal gerçeklik anlayışı, insanı materyalizmin vahşi dişleri arasında öğütürken, kurtulmaya çalışanların ise Konfüçyüs mistisizmi arasında bir başka çarkın dişleri arasına teslim etmiştir.
Oysa gerçeklik
Oysa gerçeklik, insanın kendi kendisini bu denli hırpalaması gereken bir olgu değildi. İnsan, kendi doyumsuzluğuna kendi tatminsizliğine bir kılıf bulmuş ve kendisine sunulan gerçekliğe karşın bir savaş açmıştı. Gerçekliğin bir bakıma resmedilebilirliğinin yanı sıra, bir o kadar da teslimiyet ile anlamlanması gerektiğine hep kulak tıkamıştır. Sözüm ona aydınlanma çağı denilen ve insanın kendisini tanrı ilan etmesiyle başlayan bu süreç, insanın kendi bataklığında ve gırtlağına kadar gömülüşünün, sos verişinin de miladını oluşturmaktaydı. Her zaman için sınırları kendisi belirlemeye çalışan insan, hem kendisi hem insanlar hem insanlık ve hem de kozmos ile amansız bir kavgaya girmeye başladı. Kozmos ile kendi gerçekliği arasında ki anlamlı bilinmezliğe çözüm bulamayan, yaklaşamayan ve dokunamayan insan, bilimsel bilgi tanrısının kendisine verdiği küstah tavır yetkisini sonuna kadar kullanma niyetinde. Sınırlarını ve haddini bilmeyen insan ve insanlık s.o.s veriyor…!

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.