İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN

İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN

Duvarda kocaman bir yazı; “Adalet Mülkün Temelidir.” Yazının hemen önünde zeminden epeyce yüksek uzun bir kürsü, duvarla kürsü arasında Yüce Türk Milleti adına karar verecek olan mahkeme heyeti…

Evet, burası bir duruşma salonu…

Sanık;  esmer, uzun boylu bir genç

Genç; “Sayın Başkanım”, diye başlıyor söze

“Benim bu örgütle uzaktan yakından bir ilgim, ilişkim olmadı. Ne okullarına gittim ne kurslarına katıldım ne de toplantılarında bulundum. Tanımam bunları… Astsubay Okulunu kazandığım zaman 17 yaşındaydım. Vatanını, milletini, bayrağını seven; milli ve manevi değerlerine bağlı biriyim. Ailem de öyle… Araştırabilirsiniz? Hayallerim vardı. Okulumu bitirecek vatanıma hizmet edecektim. Öyle de oldu. Okulumu başarı ile tam da bitiriyordum ki 15 Temmuz, o hain ve menfur olay meydana geldi. FETÖ/PDY darbe teşebbüsü olmasaydı şimdi ben, vatanıma hizmet ediyor olacaktım. O darbe teşebbüsü ile birlikte hiçbir gerekçe gösterilmeden beni çok sevdiğim ordudan attılar. Hayallerim yıkıldı; umudum tükendi. Demek kaderimizde bu da varmış, dedim ve yapılan haksızlığı sineme çektim. Aileme yük olmamak için ne iş bulduysam çalıştım. Aradan üç yıl geçti. Bir gün polisler beni aldılar. Suçumu sordum. FETÖ terör örgütünden birtakım insanların beni telefonla aradığını söylediler. Doğrudur, birkaç defa arandım. Ancak ben bu telefonların hiç birine cevap vermiş değilim. Elbette bir terör örgütü kendisine adam kazandırmak için her yolu deneyebilir. İşte ben de bu denemelerinin kurbanı oldum. Benim, FETÖ terör örgütü ile uzaktan yakından hiçbir ilgim yoktur. Olamaz. Hatta böylesine suçlanmak bana yapılan en büyük haksızlık ve hakarettir. Adresim belli, ailem belli lütfen beni hak etmediğim o hapishaneye yeniden göndermeyin. Ben vatanını, milletini, bayrağını seven bir kişiyim, gerekirse bunların uğrunda ölürüm; ama bu şekilde suçlayarak siz beni öldürüyorsunuz.”

 Genci dinlerken yanaklarımdan süzülen yaşlara engel olamadım. “Tamam”, dedim içimden böylesine mağdur ve masum bir genci, hâkim yeniden cezaevine göndermez.

Genç hâkim, davayı iki ay sonrasına erteleyince içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Anlaşılan genç hâkim de çekiniyordu. Öyle ya; ne olur ne olmaz! Bana da bir zararı dokunur düşüncesi ile duruşmayı bir ileri tarihe erteliyordu.

Suçsuz bir gence reva görülen bu eza ceza uykularımı kaçırdı. Günlerce düşündüm.  Ülkenizin içte ve dışta büyük tehlikelerle karşı karıya olduğu bir ortamda devlet; suçu günahı olmayan masum bir genci bu şekilde kendinden uzaklaştırmamalıdır. Devlet, FETÖ’ye karşı mücadele yürütülüyorum diye bir mazlumlar kitlesi oluşmasına imkân vermemeli hatta kenarından köşesinden FETÖ terör örgütüne bir şekilde bulaşmış insanları, rehabilite ederek yeniden kazanma yoluna gitmelidir.

Devlet, kadife eldiven içerisinde çelik yumruk olma iradesinden zerre miskal sapmamalıdır. Bir yandan kendi meclisini bombalayacak, kendi askerine ve polisine kurşun sıkacak kadar alçalan gözü dönmüş terör örgütü mensuplarını en ağır bir biçimde cezalandırırken diğer yandan da bu şeni örgütün yaptığı propagandalara kanarak/ aldanarak bir zamanlar onun etkisine giren insanları yeniden topluma kazandırmak için din adamları, pedagogu, psikologu, sosyologu ile bir büyük seferberlik başlatmalıdır.

Devlet vatandaşını öteleyerek, ötekileştirerek sağlıklı bir yapıya kavuşamayacağı gibi geleceğe de emin adımlarla yürüyemez.

Devlet, terör sevici Batı’nın taktik ve tekniklerine karşı tek masum vatandaşının dahi zarar görmeyeceği titiz bir çalışma yapmak, akla karayı ayırt etmek zorundadır.

Devlet erkini elinde bulunduranlar, “devletin dini adalettir” demeli ve  “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesine sımsıkı sarılmalıdırlar. Bir terör örgütü kendisine elaman kazandırmak için her türlü yol ve yöntemi denerken devlet, o terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek söylem, eylem ve uygulamalardan şiddetle kaçınmalıdır.  

Büyük devlet olmanın, köklü bir devlet geleneğine sahip olmanın temelinde, vatandaşına sahip olmak ve sahip çıkmak erdemi yatar.

Yorumlar