3596 Defa Okundu

Müslüman bir toplumda İslam’dan uzaklaşmanın en önemli sonuçlarından birisi hatta en önemlisi imanı hususlarda kişilerin yaşadığı gelgitlerdir.

Çok fazla gelgit yaşayan kişinin ayağının kayması çok kolay olup bu durumun acı sonuçlarını yoğun olarak müşahede etmekteyiz.

Bu durumun en müşahhas göstergesi de dini sorgulayanların çoğalmasıdır. Dini sorgulamayla ilgili Efendimiz(sav);

"Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz" (Buhari, Müslim) buyurmaktadır.

İslam düşmanları özellikle sapkın hocalar vasıtasıyla sorgulama fikrini özellikle genç beyinler olmak üzere imanı yönden zayıf kimselerin bilinçaltına yerleştirmektedirler.

Şunu beyninizin en görünen yerine yazınız ve zaman zaman okuyunuz.

Bir Müslüman dinin temel kaynakları olan Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifleri sorgulamaya başladı mı yüzde yüz GELGİTLERİ de başlamıştır.

Allah(cc) korusun bu kişinin kurtuluşu çok zordur.  

Geçmişten günümüze bugün birçoğumuzun tanıdığı saygı gören hocalar bunların temelini atmışlardır. Bunlar zehirli meyvelerini vermeye devam etmekte ve sorgulayan nesiller yetiştirilmeli, diye propagandalar yapılmaktadır.

Dinde sorgulamanın sonu felaket olup dini hususlarla ilgili açıklanması gereken bir durum olduğunda güvenilir kaynaklara başvurulmalıdır.

Adam cennet, cehennem, günah sevap ve daha birçok şeyi sorguluyor. Bir de bakmışsın efendim bir yaratıcı var, yaratır ondan sonra hiçbir şeye karışmaz, noktasına gelebiliyor.

İmanda gelgitleri yaşayanların çoğu da dini eğitim aldığını zanneden yetersiz dini eğitim alanların içinden çıkmaktadır.

Bu gelgitleri yaşayanların sonu DEİZM’e kadar gitmektedir. Allah(cc) muhafaza bu durum kişiyi ebedi cehenneme götürebilir. Onun için çok ama çok çok dikkatli olunmalıdır.

Sağlam yollarla bize intikal eden bir inancımız olup bu inancımızın ana ekseninde “Ehli Sünnet Vel Cemaat” iman ve itikadı vardır.

İstikametimizi bu inanç ve itikat üzerine sabitleyip zerre kadar bile olsa yalpa yapmamalıyız.

Elbette ki, kul olarak zaman zaman yaşayabileceğimiz sıkıntılarımız olabilir. Ancak, bu sıkıntılar bizi gelgitlere götürmemelidir.

Bir Müslümanın Allah(cc)’ın emirlerine uymada bir takım eksiklileri olsa bile bu durum inancında tavize dönüşmemeli sapasağlam kalmalıdır.

Elbette ki, bilmediğimiz hususlar ile ilgili güvendiğimiz hocalara soracağız. Burada da dikkat edilmesi gereken soru sorduğumuz hocanın ehli sünnet itikadına sıkı sıkıya bağlı biri olmasıdır.

Çünkü, ortalıkta hoca tiplemeli sapkın ve saptırıcı züppe adamlar sürüyle dolaşmaktadır. Bunlardan şeytandan kaçar gibi hatta daha fazla kaçmamız gerekmektedir.  

Şeytan insanı tembelliğe sürükleyip namaz kıldırtmamaya çalışır bunlar ise namazın olmadığına inandırmaya çalışırlar.

İşte bu kadar bariz fark var!

Bir de üzerine vazife olmayan işlere karışan siyasetçiler var. Önceki yazımda bunlardan birinden bahsetmiştim.

Adam, hangi akla hizmet “….isterseniz ayeti dondurursunuz, o tarihsel bağlamının içinde boğarsınız, ÖLDÜRÜRSÜNÜZ” diyebiliyor.

Tövbe tövbe milyonlarca kere tövbe Yüce Rabb’im!!!!!!

İnanın, bunu yazmak bile bana ağır geliyor, bu gelgitler “METCEZİR” olayını geçti.

Medcezir; ay ve güneşin yer yuvarlağı üzerindeki çekim güçleri sebebiyle deniz yüzünde, özellikle ana denizlerde su düzeyinin alçalması, kabarması olayına denir.

Özellikle mirasta erkeğe iki kadına bir payın verilmesi emri ile ilgili haşa sümme haşa Allah(cc)’ı kadın aleyhinde haksızlık yapmakla suçlayacak kadar ileri gidebilenler bile bulunmaktadır.

Bu tür söz söyleyenler hiç gecikmeden tövbe-i nasuh yapmalılar. Ya değilse bunun sonucu imansızlık olarak muhatabına döner.

Allah(cc) biliyor ki, bu satırların sahibi hiç kimsenin bu dünyadan imansız gitmesini hele hele iman sahiplerinin imansızlığa düşmesini hiç istemez!

İsterse zaten gerçek manada Müslüman olamaz!

Bütün derdimiz tasamız insanların bu dünyadan öbür dünyaya imanlı olarak gitmesidir.

Bu durum iman sahibi herkesin zorunlu ilahi vazifesi olup bu vazifeyi en etkin biçimde yerine getirmek zorundadır.

Yorumlar