İLKELİ ALLAH

Allah olup ilkesiz olmak zaten olacak şey değil de, ben, bu ilkeye ve pratik tezahürüne dikkat çekmek ve insanın aklını allak bullak eden bu Allah’i duruşun altını çizmek istiyorum. Kuran, baştan sonra ders veren, verirken düşündüren ve düşündürürken akla, tefekkür deryasında sörf yaptıran bir kitaptır.

Allah olup ilkesiz olmak zaten olacak şey değil de, ben, bu ilkeye ve pratik tezahürüne dikkat çekmek ve insanın aklını allak bullak eden bu Allah’i duruşun altını çizmek istiyorum. Kuran, baştan sonra ders veren, verirken düşündüren ve düşündürürken akla, tefekkür deryasında sörf yaptıran bir kitaptır.

Ve yine Kuran, baştan sonra Allah’ın ilkelerinden ve Allah olarak ilkesel duruşundan ve ilkesel duruşun ne ve nasıl olması gerektiğinden yana sayısız nüveler taşımaktadır.

Bir Allah tasavvurun edin ve bu Allah, sayısız ve sınırsız bir kuvvet sahibi olurken, karşısında bir mahlûk, ona başkaldırıp pişkince, edepsiz ve hayâsızca dosdoğru yolunun ortasına ters oturacağını söylemektedir.

Elbette İnsan aklı bu mutlak gücün boyutlarını, nerede ne zaman ve hangi tonda tezahür edeceğini kestirmekten yana aciz kalması dolayısıyladır ki, bir yaratılmışın kendisini yaratana ve üstelik somut olarak her şeyine tanık olup bildiği böylesi bir gücün karşısında ki tavrını kavramaktan yana da aciz kalmaktadır.

Bu nasıl bir küstahlıktır ki, bu nasıl bir cüret ve bu nasıl bir ahmaklıktır ki; kendisini yarattığını ve üstelik, bütün yaratılmışlardan daha iyi biliyor olmana rağmen, o güç ve kudretin karşısın da böylesi bir tavır südur edebiliyor!?

İşte Allahlık, Allah’i ve ilkesel duruş tam da burada kendisini gösteriyor. Ben, güç ve kudretin mutlak kendisiyim ve ben istediğim her şeyi yapmaya muktedir olarak seni kahrugazab ediyorum tavrına bürünmemek, Allah’i tavır sergilemek, tam da budur diye düşünüyorum.

Bu tavrın; gerek kendisine, gerek ekosisteme ve gerekse yaratılmış tüm mahlûkata verilmiş söz ve sürenin, ahde vefanın, yani ilkesel duruşun tam da kendisidir inancındayım. Bir tarafta Yaratıcı tavrı ve duruşu, bir tarafta ise yaratılmış olmanın verdiği acziyete rağmen küstah, kaba, çirkin, edep ve ahlaktan yoksun bir şımarıklığın tezahürüne tanıklık etmekteyiz.

O halde böylesi kaba, küstah ve cüretkâr tavrı tetikleyen unsur nedir? Sorusuna bir cevap aramak, bulmak ve vermek gerektiğini de düşünüyorum.

Elbette bu cevabı da yine ilkeler manzumesi olan Kuran’dan aramak, bulmak ve vermek en elzem tavır olacaktır.

Müteaddit kez hadden, haddi aşmaktan, tevazudan, yaratılmışlığın acizliğinden. Öfkenin akıbetinden, sınırları bilmenin anlam ve öneminden, güç ve ona karşı zehirlenmeden yana dem vuran ve uyaran Kuran,  mevcut küstahlığın gerekçesini de bu vurgularla açıkça ortaya koymaktadır.

Kendisine bir etki, yetki ve imkân verilmiş olan şeytan, bu gücün kıymetini bilemeyerek bir güç zehirlenmesi yaşamış, ezilmiş, yenilmiş, küstahlaşarak haddi aşmıştır. Ezilmenin ve yenilmenin farkına varan ama zehirlendiğinin farkındasızlığıyla daha bir hırçınlaşan, gittikçe kabaran öfkesinin esiri olan şeytan, mutlak ve ebedi pisliğin başat aktörü olmuş ve yine ebedi bir kahroluşunda somut örnekliğini ortaya koymuştur.

İlke ve ilkesizliğe, edep ve edepsizliğe, haddi bilmek ile aşmışlığa, pişmanlık ile küstahlığa, mutlak gücün gösterdiği tevazu ile acziyetin takındığı tavra dair muhteşem bir zenginlik içeren bu olay, günümüz ve geleceğe de ışık tutmaya devam edecektir.

Güç, temel çatı tanım olması hasebiyle diğer bütün imtihan araçlarını da içerisine alan kapsamlı bir anlam ihtiva etmektedir. Fiziksel güç, maddi güç, makamsal güç ve diğer bütün imkânlar bu çatı kavramının içerisinde oldukları için, bir bakıma İnsan, gücün büyüsüne kapılmış zulmetmiş, şehevi arızalar yapmış, hak ve hukuk tanımaz tavırlar göstermiş ve hülasa güç zehirlenmesi yaşamıştır.

Yaşlılık ve ölümü gündeminden çıkaran İnsan, bütün bu zehirlenmelerin içerisinde kıvranıp dururken, haddini ve sınırlarını bilenlerin kanaat içerisinde ki tatminkâr yaşamları, gücün ve hakkın hak sahibine tevdi edilmesi şuurunu beraberinde taşımak demektir.

İnsan; haddi bilmek, ilkesel durmak, ahde vefa göstermek, acziyet ve mutlakıyet arasında ki farkı kavramak adına Allah’i duruş ve tavra bir daha bakmalı, özenle ve ivedilikle kendisine çeki düzen vermelidir.

Yaşayan herkes için hala imkân var…

 

 

 

 

 

Yorumlar