1128 Defa Okundu

Bendeniz, gündeminde siyeri ve tarihi tutmaya çalışan, yaptığı/yapacağı konuşmalarda geçmişimizden referanslarla değerlendirmelerde bulunma gayretinde olan biriyim. Dolayısıyla gelen soru ve eleştiriler de bu minvalde. İslam’ın ilk dönemlerinde yaşanan hadiseler, Hz. Osman ile başlayan zor ve nazik durumlar, Ebuzer’in muhalefet tavrı, Hz. Ali’nin duruşu, Cemel, Sıffin, Kerbela derken çok derin ve nazik konuları konuşmak, izah etmek zorunda kalıyoruz. 

Zorunda ifadesini bile isteye tercih ettiğim bilinsin evvela. İslam’ın en zor ve zahmetli dönemleri belki de o yıllardı. Çünkü iktidarın, makamın, anlaşmazlığın, birlikte namaz kılmaya devam ederken sert muhalefet edebilmenin yılları. Bizi ilgilendiren kısmı ise şu: İnsanlık var olduğu müddetçe imtihan devam edecek. Bu konuda her ne kadar ilk akla gelen karşı cinsle cinsi yakınlık olsa da şehvetin en tehlikelisi iktidar şehveti.

Bugün, o ilk yılların edebiyatını yapmak yerine sorunlarını sağlıklı tespit edebiliyor olsaydık belki de kendi içimizde daha az yaraya sahip olacaktık. Belki daha büyük, daha güçlü, daha sağlıklı olacaktık. Tarihin herhangi bir yeri veya zamanıyla alakalı taraf olmak yerine, meselelere bir usul, üslup ve nezaketle baksak bu tavır hepimize meşale olacak belki de.

Efendimiz aleyhisselam sonrasında yaşanan herhangi bir hadise bizim Müslümanlığımıza, birliğimize, kardeşliğimize zarar veriyorsa bu dünyada imtihan için yaşadığımızı idrak edememişiz demektir. Ashabı kategorize ederek iyi, az iyi, çok iyi gibi kutucuklar oluşturursak yanılma ve derin tehlikelerle muhatap olmamız hiç de uzak değildir.

Tarihle hesaplaşalım, evet. Harre olaylarından, Kerbela’dan, Sıffin’den, Cemel’den dersler çıkaralım, sağlıklı ve tarafsız okumalar yapalım. Ancak bunu yaptığımızı zannederken elimize onların kılıcından daha keskin bir kılıç alıp önümüze geleni kesmeyelim. Bugüne sağlıklı bir bakış yakalayamayacaksak, ibret alamayacaksak ne önemi var ki Kerbela’nın?

Hz. Ali ile alakalı ‘gadir hum’ diye anlatılan bir mesele vardır. Güya efendimiz vasiyet yazdırıp Ali’yi halife tayin edecekmiş de sahabe buna müsaade etmemiş. Sebebi de neymiş? Güya peygamberimiz hasta olduğu için şuuru yerinde olmayabilirmiş. Bir insan, birinin hem peygamber olduğuna iman edip hem onun şuurunu kaybedeceğine ihtimal verebilir mi? Bu ne karmaşık bir iman problemidir?

Hilafet Ali’nin hakkıymış da Ebubekir ve Ömer gasp etmiş. Kocaman bir yuh! Bu ithamın asılsızlığına bir büyük yuh! Daha büyük bir yuh da devleti bir ailenin veya kliğin devam ettirmesi gerektiği kanaatine! Bu konuda bize hak verenlerin modern zamanlarda benzer kopuşlara ortak olması da başka bir hezeyan.

Şunu net bir şekilde ifade edelim ki İslam’da devlet kimsenin değildir. Devlet, ümmetindir. Dolayısıyla orada adalet, ehliyet, liyakat ve istişare iktidardır. Bunun ihlali de tarihte çok okuduğumuz gibi sadece kan, gasp ve hak ihlalini getirir. Tedbiri gelmediği müddetçe bunu yaşamaya devam ederiz.

 

Başa dönmeyecek olursak… Tarihte çok acılar yaşandı. Maalesef yaşandı. Bugün bunu yeni ayrışma ve kafa karışıklıklarına dönüştürmemek en büyük vazifemizdir. İlk dönem hadis ve tarih yazıcılığı aslında bizim bu konuda takip etmemiz gereken nezaket ve hassasiyeti de öğretiyor. Keşke öğrensek

 

Yorumlar