1260 Defa Okundu

Türkiye'de idam cezası 1984'ten itibaren uygulanmadı. 2002 yılında, DSP, MHP, ANAP koalisyon hükümeti döneminde Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri bağlamında savaş, yakın savaş tehdidi ve terör suçları hariç idam cezası kaldırıldı. 2004 yılında da Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik müzakere sürecinin hızlandırılması amacına yönelik olarak tamamen hukuk mevzuatımızdan kaldırıldı.

Uluslararası Af Örgütünün verilerine göre dünyada şu anda 107 ülkede (Japonya, Güney Kore, Çin, Rusya, ABD dahil)  yasalarda idam var, 56 ülkede (Japonya ve ABD dahil) ise halen uygulanmaktadır. 

Dünya Sağlık Örgütünün, 2015 Avrupa raporu verilerine göre, Avrupa'da kadına yönelik cinsel ve fiziksel saldırı, taciz, tecavüz ve cinayet, çocuk istismar suçlarında Türkiye'deki verilerin çok üzerinde olduğu; Danimarka, Belçika, Finlandiya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde söz konusu suçlarda oranların Türkiye'nin üzerinde olduğu; Türkiye'nin bu suçlarda Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç, İspanya gibi ülkeler bandında olduğu tespit edilmiştir.

Yine TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun söz konusu suçlarla ilgili raporuna göre Avrupa'da 15 yaşından sonra her 3 kadından 1'i cinsel ve fiziksel saldırıya, tecavüze uğradığı; 15 yaşını bitirmiş tüm kadınlarda şiddet ve tecavüze maruz kalma oranı Danimarka'da % 52, Finlandiya'da  %47, İngiltere ve Fransa'da ise % 44'tür. Türkiye'de ise bu oran % 36'dır.

Dünyada cinayet oranlarına baktığımızda ise Dünya Sağlık Örgütü verileri, bilimsel çalışmalar ve araştırmalar ile suç istatistiklerine göre cinayetlerin en yüksek olduğu bölgeler Asya, Orta Amerika, Güney Amerika kıtalarıdır. Türkiye'deki cinayet oranları da yukarıdaki bölge verilerinin ve dünya ortalamasının altındadır.

Öte yandan bu bağlamda bir hususu daha belirtmekte yarar görüyorum. Dünya Sağlık Örgütünün, suçların nedenlerine ilişkin yaptığı araştırma verilerine göre alkol ve uyuşturucuya bağlı (nedenli) cinayet, tecavüz, hırsızlık, şiddet, kaza, intihar suç ve vakalarının ortalama oranının % 70 olduğu belirlenmiştir.

Türkiye'de cinayet, kadına yönelik şiddet ve tecavüz, çocuk istismarı, gasp, hırsızlık vb. suçlarında veriler, dünya ve Avrupa ortalamalarının altında olsa da son zamanlarda suç oranlarının arttığı bir gerçekliktir. Bu gerçekliğin kökeninde yatan faktörlere baktığınızda toplumsal gelişme, sanayileşme, kentleşme, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değişim ve ivme, toplumsal eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilememesi, sosyolojik zihniyet dönüşümünün gerçekleştirilememesi, manevi-ahlaki-sofistike derinlik ve bilinçlenmenin sağlanamaması ve en önemlisi adalet eksikliği ile CEZAİ CAYDIRICILIĞIN HİÇ OLMADIĞI hususlarını görmek mümkündür.

Türkiye'de darp, yaralama, şiddet, saldırı, cinayet, gasp, hırsızlık, kadın ve çocuklara yönelik istismar, şiddet, tecavüz ve cinayetlerinde artış olduğu, azmış ve azgınlığın arttığı, zalim ve haydutlugun yapanın yanına kar kaldığı, kamu vicdanının hunharca kanatıldığı, devlet memurlarına ve özellikle sağlık çalışanlarına yönelik vahşice, hayvanice ve aşağılıkça saldırganlığın zirve yaptığı, adaletin gerektiği gibi tecelli etmediği artık yadsınamaz bir realitedir. Bu gerçekliğe Türkiye'de bir kişinin bile karşı çıkması artık mümkün değildir.

Artan suçlar, vahşilikler, saldırganlıklar, hayvanilikler, darp-yaralama, kadın ve çocuk tecavüz ve cinayetlerine yönelik 3-5 örnek vereceğim:

Sevgisine karşılık vermeyen kızı ya da boşanmak isteyen veya barışma isteğini reddeden kadını ölümle, kesmekle ve soyunu kurutmakla tehdit eden kişiyi mağdur, polise ve savcıya şikayet ediyor, tedbir ve koruma talep ediyor. Ama hiç bir şey yapılmıyor. Cani, mağdurun kafasını, gözünü, ağzını, yüzünü patlatıyor, kolunu ve bacağını kırıyor, yüzüne kezzap atıyor. Polis eşliğinde götürülürken veya polissiz, bir şekilde cezaevinde yatarken mağduru ve yakınlarını öldürmek ve soyunu kurutmakla yine tehdit ediyor.  Kısa süre cezaevinde yattıktan sonra cezasını çekip çıkıyor, iyi hal indirimi alıyor ya da tutuksuz yargılanmak üzere tahliye ediliyor. Bu sefer geliyor mağduru, ailesini ve herkesi öldürüyor, yakıyor, yıkıyor. Yine cezaevini giriyor Cani. Ağır hapis cezası alırsa cezanın 2/3'ünü yatıyor ve çıkıyor.  Ağırlaştırılmış müebbet hapis alsa bile, örgüt kapsamında olmadığından, bu sefer  36 yıl yatıyor ve iyi halden yine çıkıyor. Seri suç ve cinayetlerine, sosyal aktivite yapar gibi, kaldığı yerden devam ediyor.

Vahşinin ailesi veya arkadaşlarıyla aşırı ses ve gürültü yapması üzerine üst kat komşusu sözlü ve daha sonra mesajla uyarıyor. Bunun üzerine caniler 3-4 kişi birden kapıya dayanıp, kapıyı zorlayıp içeri girerek mağduru ailesinin, çocuklarının ve torunlarının gözü önünde, kendi evinde hayvanice yerlerde sürekleyerek öldüresiye dövüyorlar, kafasını ve gözünü kırıyorlar. Mağdur şikayetçi oluyor. Olay savcı ve nöbetçi hakime intikal ediyor. Hakim canileri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıyor. Tabii olarak caniler, yarım kalan sosyal aktivite ve sporlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar!

Hırsızlık, gasp, yaralama, haneye tecavüz vb. 17 ayrı çeşitli suçlardan dosyası bulunan ve hakkında yakalama kararı olan hırsız polis tarafından yakalanıyor. İfadesi alınıp Savcılığa sevk ediliyor. Fakat Savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Savcılıktan hırsız, polisten önce çıkıyor ve bir de "ben senden önce çıktım" diyerek Devletle ve Devletin polisiyle dalga geçiyor.

Alacak verecek davası nedeniyle karı-kocanın ailecek birlikte işlettikleri esnaf dükkanına vahşi, baskın yapıyor. Elinde sopalar ve bıçaklarla. Yanında eşi olan adamı cani, eşinin gözü önünde 38 yerinden bıçaklıyor ve elini kolunu sallayarak oradan uzaklaşıyor. Olay polise ve savcıya intikal ettikten sonra suçlu yakalanıyor, tanıdık olduğu için mağdur tarafından cani hakkında şikayetçi olunmadığı için Savcılıkça, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Resen kamu davası açılıp, zanlı ve cani tutuklanmıyor!  

Yine gerçek bir olay daha! Korona virüs salgını sürecinde cani, yaşlı annesini zatürre aşısı yaptırmak için aile hekimliğinde götürüyor. Görevli kadın hemşireler aşının olmadığını, talep edilmesi ve sıra alınması gerektiğini, aşı geldikten sonra da randevu ile aşının yapılabileceğini bildiriyorlar.

Bunun üzerine cani, 4  kadın sağlık çalışana birden hayvanice saldırıyor, bir tanesinin gözünü patlatıyor, bir tanesini saçından tutarak yerlerde sürüklüyor, diğerlerine tekme ve tokatla saldırıyor ve darp ediyor. İşyerini ve ortamı kırıyor ve döküyor. Görevi başında devlet memuruna saldırı ve darp, görevini yapmaya engel olma, devlet malına zarar suçlarını işliyor, Cani özgürce! Yani Devlete, Devlet memuruna, Devlet ve Millet malına, yaşama hakkına vahşice saldırıyor, cani!

Olay polise ve yargı makamlarına intikal ediyor. Mağdurlar rapor alarak vahşiden şikayetçi oluyorlar. Fakat, ne hikmetse nöbetçi hakimlik tarafından adli kontrol şartıyla yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Buna benzer 10 larca, 100 lerce, 1000 lerce örnek var...

Türkiye'nin her yerinde doktorlara, hemşirelere ve tüm sağlık çalışanlarına yapılan hayvanice darp, saldırı ve öldüresiye dayak; polise ve devlet memurlarına saldırı, görevini yapmasını engelleme suç ve olgularını yazmıyorum, bile!

 Ülkemizde kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve cinayet suçlarında son 10 yılda hızlı bir artış kaydedilmiş olup, her yıl bu suç oranlarındaki artışın görülmemesi mümkün değildir. Bu suçların yıllık sayıları 300 ve 400'ler seviyesindedir.

 Bütün bu olayları akılla, mantıkla, bilimle, adaletle, kamu vicdanı ve toplumsal adalet duygusuyla izah etmek mümkün değildir.

 Devlet Millet için vardır. Mazluma merhamet elini, zalime demir yumruğunu gösterir. Mazluma koruyuculuğunu, zalime gazap ve azametini gösterir. Bunu yapmayan devlet, devlet değildir. Devlet, otoritesini hissettirmiyorsa ortada kamu otoritesi tuz buz olmuş, kaos hakim olmuş, başıbozuklar meydanda at oynatır hale gelmiş demektir.

 Artan suçlarla mücadele kapsamında idamın geri getirilmesi konusunda, idamın geri gelmesi halinde Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin bozulacağı, Avrupa Birliğine girişin imkansız hale geleceği yönündeki yaklaşımın akla, mantığa ve realiteye uyan hiç bir tarafı yoktur. Hatta maksatlı ve art niyetlidir. Çünkü Türkiye tam 61 yıldır Avrupa Birliği kapısında bekletilmektedir. Siyaset, demokrasi, insan hakları, ekonomi ve demografi konularında Türkiye'nin 1/10'u bile etmeyen eski Doğu Avrupa komünist bloğu ülkelerini Birlik üyeliğe dahil etti. Türkiye'ye gelince ise Birlik, 40 dereden su getirmekte, eşeği yokuşa sürmekte, Türkiye anlaşmalar çerçevesinde üzerine düşen tüm görevleri yerine getirmesine rağmen, oyalama taktikleriyle havanda su döverek üzerine düşen görev ve sorumlulukları asla yerine getirmemektedir.  Zaten Birlik artık günümüz konjonktüründe önümüzdeki birkaç 10 yıllar içinde dağılacaktır.

Kaldı ki süper güç ABD(idamı halen uyguluyor), ekonomik büyük güç Japonya (idamı halen uyguluyor), ekonomik dev Çin, askeri ve nükleer güç Rusya bulundukları seviyeye Avrupa Birliği üyeliği ile mi geldiler? Hayır.

 

Türkiye'de kamu düzeninin sağlanması, Milli güvenlik, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlak, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması; tüm vatandaşların maddi ve manevi varlıkları ile yaşam haklarının korunmasının sağlanması; vatandaşların can, mal ve namuslarının korunması; Milli huzurun sarsılmaz bir şekilde tesis edilmesi için;

Eğitim, toplumsal, sosyolojik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel önlemlerin yanı sıra kesin ve keskin olarak CEZA CAYDIRICILIĞI sağlanmalıdır.

Bunun için şunlar yapılmalıdır:

1- Yargıtay ve Danıştay birleşmeli, yargı birliği sağlanmalı,

2- Tüm ceza davalarında, ilk derece ve temyiz aşamasında, karar süreci 3 ay; hukuk ve idari davalarda karar süreci, ilk derece ve temyiz aşamasında, 6 ay ile sınırlandırılması,

3- Yargı teşkilatındaki iş ve dosya yükünün azaltılması; adaletin kesin, keskin, hızlı ve doğru bir şekilde azaltılması amacıyla tüm hakim ve savcı, adli ve cezai personel açığı kapatılmalı, 

4- Ceza infaz kanununda değişikliğe gidilerek iyi hal indirimi, verilen cezaların 2/3'ünün infaz edilmesi uygulaması kaldırılmalı, verilen cezanın tamamı infaz edilmeli,

5- Ceza mevzuatındaki veya ilgili kanundaki tüm suçların cezaları 3 kat arttırılmalı,

6- Haneye tecavüz ederek hırsızlık ile vergi kaçırma suçlarının cezası 24 yıl ağır hapis cezası olmalı,

7- Savaş, yakın savaş tehdidi, terör, askeri darbe, kasten cinayet, çocuk istismarı ve tecavüzü, kadın tecavüzü suçlarında İDAM CEZASI olmalı ve geri getirilmeli,

Dir.

Saygı ve selamlarımla…

 

 

 

              

 

Yorumlar