1408 Defa Okundu

Bir toplumun tarihten günümüze kadar milletin hayrına çalışmış din büyükleri de, devlet büyükleri de o toplumun yapı taşlarıdır. Hiç kimsenin olmadığı gibi; onlarda hatadan müstağni değildir.

Siyasetin "aklınızı kiraya vermeyin" uyarısı aslında siyasetin ta kendisi için de geçerlidir.

Muhafazakar kesimlerin, en büyük açmazlarından, habbeyi kubbe yapan alışkanlıklarından; "adanmışlık ve kişilere yanılmazlık atfetmek" o toplumun genetik yapısının din ve devlet ilişkisini dengeleyen kuralların göz ardı edilmesinden, problemlerin sumen altı edilmesinden kaynaklanıyor.

Herkesin hakikati kendi tekelinde görmesinden kaynaklanıyor.

Birini herhangi bir siyasi düşünceye sahip olmaya iten etkenler, bir başkasının herhangi bir sivil toplum kuruluşuna veya bir inanç grubuna dahil olmasına, aidiyet duymasına sebep olabiliyor.

Çünkü insan, dünya ve ukba yörüngesinde özgürlüğünü arar güvenliğini arar. Bir bitki gibi, tutunacak bir toprağa, sert rüzgarlardan korunacak bir sütreye, sıcaktan sakınacak bir gölgeye ihtiyaç duyar.

Müslümanların siyasi düşünceleri ve aidiyetleri asla ümmet kavramının önüne geçmemelidir. İslam dünyasında oluşan "nefret dili" Müslüman devletleri, Müslüman toplumları birbirinden uzaklaştırmakla kalmıyor küresel hegemonyanın değirmenine su da taşıyor.

Tüm insanlığın özellikle İslam dünyasının en önemli sorunlarından adalet, cehalet, fakirlik, işsizlik, enerji ihtiyacı, aşırı nüfus artışı, eğitim açığı ve israf konularında kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretilmesi gerekiyor. Türlü problem ve sıkıntılara karşı vahdet ve tevhit inancı ekseninde, zihinsel engelleri aşmamız gerekiyor. Küresel tehdit ve tehlikelere karşı İslam Coğrafyasının ve tüm dünyanın gelecek perspektifi açısından hem uygulama hem de fikir havzasına gereksinimi var.

Milletin değerlerinde istikamet üzere kalmasında önemli payı olduğunu iddia eden kim varsa o, o toplumun birikimi, zenginliği ve aynı zamanda aynasıdır. Burada önemli olan hukuka veya başkalarının özgürlük alanlarına mugayir hal ve hareketlerin olup olmadığıdır.

Gerek kamu kurumlarının, gerek siyasi partilerin, gerekse din ve inanç gruplarının kimin neye nasıl inanacağına, inanç ve yaşam tarzına müdahalesi dinen de hukuken de meşru değildir.
“Biz, siz, onlar” tarzı ilkel ve ötekileştirici dil; milleti dinden-diyanetten, camiden- cemaatten soğuttuğunun belki de çok geç farkına varacağız.

Dilimin döndüğünce, aklımın erdiğinde izah etmeye çalıştığım mesele şu:

Örnek aldığımız, sevdiğimiz, saydığımız din ve devlet büyüklerimizi , insan üstü güç atfetmeden, putlaştırmadan sevmeli, saymalı, örnek almaya çalışmalıyız. Aksi takdirde koşulsuz sadakatin çürütücü bir işlevi vardır.

Böyle bir lüksümüz yok!

Çünkü ihlâsımızı yitirdiğimiz, kardeşliğimizi katlettiğimiz, bilincimizi kaybettiğimiz, ideallerimizi unuttuğumuz, uğruna mücadele verdiğimiz değerleri ihmal ettiğimiz, hedeflerimizden saptığımız, eminliğimizi mahvettiğimiz modern bir “Fetret döneminden” geçiyoruz.

Kalın Sağlıcakla...

Yorumlar