3504 Defa Okundu

Son yıllarda Arap medyasında Türkiye aleyhine akla hayale gelmeyecek derecede yalan haberler intişar ediyor. “Türkiye, Arap ülkelerine Yeni Osmanlıcılığı dayatıyor”, “Türkiye, Arap ülkelerini federal devletlere bölmek istiyor”, “Türkiye Turanizm Düşüncesini Araplar Arasında Yayıyor”, “Türkiye 5 Arap ülkesinde kurduğu askeri üsler ile katliama hazırlanıyor”, “Türkiye Lübnan’ı bölmeye çalışıyor”, “Türkiye bölgenin istikrarını bozuyor” vb birçok makale ve haber başlıklarını Arap medyasında görebilirsiniz. Bu insafsız başlıkları atanların kimler olduklarına ve nereden nemalandıklarına baktığınızda kim olduklarını çok bariz bir şekilde görebilirsiniz. Bunların çoğu Arap kılığına girmiş nebbaşlar topluluğudur. Ne bu coğrafyayı severler ne de bu coğrafyada insanî bir kimlikliğe sahiptirler. 

Mesela Lübnan’ı aciz hale düşürenler İran, Suud, İsrail ve Fransa mı yoksa Türkiye mi? Bölgenin istikrarını ABD, Rusya, İsrail, BAE ve İran mı bozuyor yoksa Türkiye mi? Halep’te, İdlip’te, Libya’da halkı katliamlardan koruyan kim?

Osmanlıcılık ve Turanizm düşüncesi Türkiye’de bile ölmüşken yüz yıl önceki bakış açısı ile bugünü okumak ne kadar doğrudur? Peki, bu anakronizm değil mi?

Geçmişte bölgenin zihinsel parçalanması Osmanlı’yı coğrafya olarak böldüğü gibi, bugün bölgenin yeniden zihinsel parçalanması da Türkiye’yi böler. Türkiye bu oyunu çok iyi bildiği için bölünmelere ve federalizme karşı duruyor. Bunun gibi onlarca soru sorabiliriz ama hakikat herkesçe malum iken daha fazla soru ile makaleyi boğmak istemiyorum. 

Türkiye bu haberlere sükût ettikçe, sükûtu acze hamlolunuyor ve nihayet bu neşriyatı bedhâhâne bir şekilde kamuoyunun dahi tahammül edemeyeceği bir derece-i müfriteye ulaştırıyor. En ednâ kavâid-i nezakete ve kavâid-i medyaya dahi icabet etmiyorlar. Avrupalı gazeteler de bu yalan haberlerin kaynağını araştırmadan “havâdis Şark’tan geliyor ya, ne kadar itidal dışı ve mübâlağalı olursa olsun okuyucuyu daha çok cezbeder” icabınca gelen haberleri kontrol etmeden neşrediyorlar. Böylece Ortadoğu’nun herhangi bir ülkesinde uydurulan bir haberi tüm dünyaya kısa bir zaman diliminde intişar ediyorlar. 

Dünya kamuoyunu bu haberlerle zehirleyen gazeteler, bu yalan haberleri yayarken kimlerin çıkarları ve hesapları için yaptıklarını belirtmezler. Başkalarına medya dersi verirler ama kendileri “Parayı veren düdüğü çalar” düsturunca yalan haberlerini zevkle neşretmeye devam ederler. Bu medya, kimi emperyalistlerin 200 yıldır yaptıklarını görmezden gelir, kimi İran’ın coğrafyada yaptıklarının üstünü kapatır, kimi de BAE gibi bir devletin İsrail’in çıkarları ekseninde Ortadoğu’nun dizaynına hamasetle destek verir. Ortadoğu’da bu medyaların bunu neden yaptıklarını bilmeyen yoktur. 

Habbeyi kubbe yapmakta cidden ibrâz-ı mahâret eyleyen meslekleri, meşrepleri ve mumevvil oldukları cihetle malum olan bu birkaç gazete veya tv ortalığı yaygaraya veriyor. Hakikatten haberleri yokmuş gibi davranmaları da zillet olsa gerek. Türkiye’nin dûçâr olduğu bunca gavâile bakmayan, bu coğrafyada ecnebi birkaç paçavra gazetenin yaydıklarına inanan kişinin her türlü hiss-i insaniyet ve diyânetten mahrûm olması gerekir. Hiçbir hamiyetli Arap tasavvur edemeyiz ki kendisini dost bilen ve emperyalistler tarafından geleceği yeniden dizayn edilen bu coğrafyanın istiklali için çaba sarf eden, Türkiye’ye karşı bu bölücü devletlerin zilletine katlansın. Bu coğrafyayı 100 yıldır küçük devletçiklere bölmek için çalışan bazı Arap liderlerini, Arap halkları çok iyi bilmekte ve görmektedirler.  

Hâsılı kelam, İbn Alkamilerin (Moğolları Abbasilere karşı kışkırttığı iddia edilen devlet adamı) Abbasilere yaptıkları ihanetin tekrarına meydan vermemek, tehlikeyi yakından görmek ve nazar-ı karib şarlatanlıklara aldanmamak, bu coğrafyanın istikbalini düşünen her insan için bir vecibe-i zimmettir. Ortadoğu’nun mariz ve nâlân olduğu şu hengâmede, bu gibiler hakkında ne demek lazım geleceğini erbâb-ı insâfa havâle ederiz. Temenni ederiz ki, Arap kardeşlerimiz bu bedbahtların iğvââtına kapılmazlar ve fuzûli olarak Araplık nâmına icrâ edilen bu manasız avukatlığı layık olduğu sûrette red ve tezyif ederler. Bu coğrafyada dolap çevirenlerin ve tuzak kuranların, bugün güçlü görünmüş olsalar da maksatlarına nail olamayacakları bizce muhakkaktır. Cenâb-ı Hak, Türkiye’yi ve Arap âlemini bu müfsitlerin şerrinden masûn eylesin.  

NOT: 1 Haziran'da yayımlanan 'Türkiye'de Gizli Siyonist Gençlik Hareketi' başlıklı yazımda Türkiyeli Yahudi yazar ve tarihçi Rifat N. Bali’nin 2008 yılında kendi kurmuş olduğu Libra yayınlarından çıkan “Betar Türkiye: Bir Siyonist Gençlik Hareketinin Hikâyesi (1933-1971)" adlı kitapla ilgili "İsrail’den gelen baskılar sonucu yayınevi tarafından piyasadan toplama kararı alındığı iddia ediliyor" ifadelerini kullanmıştım.

Konuyla ilgili bir düzeltme gönderen kitabın yazarı ve yayınevinin kurucusu Rifat Bali, kitabın toplatılmadığını ve satışta olduğunu belirtmiştir. Okuyucularımın bilgisine sunarım... 

 

Yorumlar