“HOŞGÖRÜ” MESELESİ

“HOŞGÖRÜ” MESELESİ

Şaşırdım önce.

Daha sonra okudum “hoşgörü” başlıklı bir yazıyı.

Tuhaf şeyler yazılmış.

İnsanları tanımak hakikaten zor.

“Hoşgörü İslam’da hiç olmadı” denilmiş

Allah Allah Allah !

Bu “hoşgörü” lafı bende daima Fetö’yü çağrıştırır ve mebzul şekilde istismar edilmiştir bu kavram.

“Hoşgörmek” güzel görmektir.

Niye İslam’da olmasın ki?

Yerinde kullanılırsa elbette “hoşgörü” İslam’da vardır. Mesela sevap olan bir işin yapılması hoşgörülür.

Zira sevaptır. Yani “doğru” bir davranıştır. Günah olan bir eylemin yapılması hoşgörülmez. Zira doğru değildir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de “Allah indinde hak din İslam’dır” buyurur.  Bu ayet-i kerimeye istinaden biz Müslümanlar olarak herkesin Müslüman olmasını arzu ederiz. Herkesin Müslüman olmasını hoşgörü ile karşılarız.

Ama insanların İslam’ın dışında bir dine girmelerini hoşgörmeyiz/hoşgöremeyiz.  Hoşgörmeye hakkımız olamaz.  Bunu bir Müslüman olarak söylüyorum.

İnsanları İslam’a girmeye zorlayamayız da.

 İslam’ın prensibi şudur: İnsanlara tebliğ yapmak ve onların hür iradeleriyle karar vermeleri yönünde gayret sarf etmek.  Bir Müslümanın yapması gereken budur. Müslüman tebliğini; beden dili, söz ve müktesebatı neyse onunla yapmaya çalışır.

Şimdi bir insan düşünün; bir kitap yazmış, “namaz kılmak kampanyaları “  gerçekleştirmiş. Bunlar güzel hususlar değil mi? Bunlar hoşgörülür. Yapılmasına devam edilmesi arzu edilir.

Çünkü sevaptır, namaz kılmak. Namaz kılmaya teşvik etmek Allah’ın emrine muvafıktır. Burada bir Müslümanın duruşu hoşgörülü olmaktır.

Fakat Hristiyanlığı teşvik etmek  uygun olur mu? “Hak din İslam’dır” gerçeği dururken insanlara “Hristiyan olunuz”  demek sevap (doğru) olur mu/olabilir mi?

Lütfen dikkat ediniz: Burada, insanları “Müslüman olmaya zorlayın” demiyorum.  Ama İslam dışı yönlendirmeye de hakkımız olamaz.

Efendim deniliyor ki, İslam’ın hâkim olduğu bir alanda başkalarının inandığını yaşaması İslam’ın şiarıdır. Bu, doğrudur.  Osmanlı uygulaması da böyledir. Nitekim Osmanlı’da gayrimüslimler vardı. Onlara ait ibadethaneler mevcuttu.  Burada bilinmesi gereken şudur: Osmanlı,  gayrimüslim vatandaşların kendi hür iradesiyle tercih ettiği inanca müdahale etmemiştir.

Fakat Osmanlı asla gayrimüslim vatandaşlarımızın “gayrimüslimlikleriyle iftihar etmemiştir. Osmanlı anlayışında; gayrimüslimlerin Müslüman olması arzu edilmiştir. Ve mümkün olduğunca beden dilini kullanarak bu yapılmıştır. Gayrimüslimlerin zorla İslamlaştırılmasına tevessül edilmemiştir.

Bir kilisenin besmeleyle açılmasına gelince; Önce besmele kavramını iyice anlamak gerekir.

Her Müslüman her işine besmele ile başlar. İlmihal kitaplarında vardır. Bir Müslüman bütün işlerinde besmele çeker ve inanır ki, besmelenin bereketiyle işinin hayırlı olmasını ümit eder. Hatırlatalım: Besmelenin anlamı şudur: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım”.

Besmelede maksat,  Allah’ın emrettiği veya yasaklamadığı işlerde Allah’ın adını söyleyerek işimizin kolaylaşmasıdır.

Besmele çekilmeyen işler de vardır. Mesele gayrimeşru işlerde besmele çekilmez.  “Gayrimeşru” yani inancımıza uygun olmayan demektir.

Osmanlı uygulamasında Islahat Fermanı’na (1856) kadar kiliselerin inşasına izin verilmedi. Ülkedeki gayrimüslim vatandaşların ibadetlerini yapmış oldukları kilise ve havralara müdahale edilmedi.  Bu uygulamayla, İslam’ın hâkim olduğu ülkelerde insanların inançlarını tatbik etmeleri mümkün olmuştur.

Besmele ile kilise açılır mı?

Veya tersinden okuyalım: teslis yapılarak camii açılışı yapılır mı?

Diyelim  ki, Rusya’da veya Almanya’da camii açılışı oldu. Oranın devlet başkanı veya mülki amirleri açılışa geldi. Camii açılışında Hristiyanların veya Yahudilerin dini ritüelleri yapılabilir mi? Yapılmış mı?

Yapılsa bile doğru olur mu?

İslam’a göre doğru olmaz.

İslam’da hoşgörü vardır fakat yerinde kullanmak kaydıyla.

Adam gibi adam olmak, kişinin kendisi olmasıdır.

İnsanları tanımak için acele etmeyeceksiniz demek ki?

Yıllardır “namaz kampanyası yapan” bir kişinin “besmele ile kilise açılır hatta havra bile” demesi, bizim biraz daha dikkatli ve rikkatli olmamızı gerektiriyor.

Başka bir ifadeyle ehl-i sünnet anlayışını iyi kavramamız gerekir.

İlmihal bilgisini tekrar tekrar gözden geçirerek kendimizi güncellememiz lazım.

Lütfen dikkat: güncellenmesi gereken biziz.

Yorumlar