340 Defa Okundu

Mevlana Bâyezîd eṣ-Sûfî

Âlim ve faziletli bir kimse olup Sultan Bayezıt devrinde Muallim iken vefat etmiştir.

Mevlānā Muḥyi’d-dīn Muḥammed el-Kâfiyeci

Kafiye adlı eseri çok iyi bilmesi ve bunula meşguliyetinden bu lakapla anılmıştır. Pek çok hocadan ders görmüş olan bu zatın hocaları Şemsü’d-dīn el-Fenârî ve Burhānü’d-dīn  Ḥayder ve Şeyḫ  Vâcid  Ḥāfıẓü’d-dīn el-Bezzāzī ’den dersler almış ilmini ilerletmiştir. Arapça Gramer ve diğer ilimlerde o kadar ileri idi ki kimse onunla tartışamaz ve müzakere edemezlerdi. Kendisi ulemadan birisine Zeydun Kaimun[1] kelimesinin gramer analizini yap diye sorduğunda Âlim hiç bu soru bize sorulur mu bunu çocuklara sormalısınız cevabı veren âlime söylediğim cümlenin 113 bahsi açıklaması vardır. Yüzü dursun on üç tanesini tam manası ile idrak eden anlayan ulema çıkmaz demiştir.

Şeyḫ ‘Abdu’l-laṭīf el-Kudsî

İbn-i Gânim ve İbn-i Benâne diye meşhur olan bir âilenin çocuğudur. 1384 (H.786) senesi Receb-i şerîf ayının yirmisinde Cumâ gecesi Kudüs'te doğdu. 1452 (H.856) senesi Rebîülevvel ayı başında Perşembe günü Evliyâ diyârı Bursa'da vefât etti. Kabri üzerine bir türbe yapıldı. Abdüllatîf Kudsî hazretlerinin dergâhının olduğu ve defnedildiği bu muhit daha sonra bağlı bulunduğu tarîkat sebebiyle Zeyniler Mahallesi adını aldı. Tasavvuf; ahlâk ve gönül ilmine meyledip bu zevk ile Şeyh Abdülazîz'in talebesi arasına katıldı. Kısa zamanda icâzet aldı ve irşatla görevlendirildi. Abdüllatîf Kudsî'nin oturduğu şehirde Mescid-i Aksâ'nın bulunması sebebiyle seyâhata çıkan ve hacca giden Pekçok kimse buraya uğrardı. O bu fırsatı kaçırmaz gelip giden büyüklerden maddî manevî alışverişte bulunurdu. Horasandan kalkıp Kudüs'ü ziyâret edenlerden biri de büyük velî Zeyniyye yolunun önderi Zeynüddîn-i Hâfî hazretleri idi. Abdüllatîf Kudsî önceden ismini duyduğu bu zât ile karşılaşınca, evine dâvet etti. Birkaç gün başbaşa sohbette bulundular. Abdüllatîf Kudsî onun sohbet ve mânevî ilimlerdeki derecesine hayran kalıp, gönülden bağlandı. Elinden geldiğince hizmet ve hürmet etti. Feyz ve bereketlerine kavuştu. Sonra Zeynüddîn-i Hâfî hazretleri Hicaz'a gitmek üzere ayrılmak isteyince, Abdüllatîf Kudsî de, beraberinde bulunmak için, izin istedi. Fakat annesinin rahatsızlığı sebebiyle Zeynüddîn-i Hâfî hazretleri müsâade etmedi. Hac dönüşü tekrar uğrayacağını ve kendisini beraberinde Horasan'a götürebileceğini vâd ederek, Kudüs'ten ayrıldı. Böylece Abdüllatîf-i Kudsî’nin hayatında yeni bir sayfa açıldı. Hac dönüşü Zeynüddîn-i Hâfî hazretleri Kudüs'e uğrayıp Abdül Latif’i yanına aldı. Birlikte Horasan'a gittiler. Abdüllatîf mürşidinin (hocasının) terbiye ve talimi ile yetişip gösterdiği şekilde halvete, çileye girdi. Sonra Câm şehrine gidip Evliyânın büyüklerinden Ahmed Nâmık-ı Câmî hazretlerinin türbesinde kırk gün nefis muhasebesi ile uğraştı. Nefsini hesaba çekti ve olgunlaşıp kemâle geldi. Bunun üzerine Zeynüddîn-i Hâfî hazretleri kendisine icâzetnâme, diploma verip insanlara hak yolu göstermek ve irşatla vazifelendirdi.[2]  

 

[1]  Zeyd ayaktadır

[2] Mecma‘u’l-Eşrâf Tenkitli Metin – Hâkî’nin Şakâ’ik Tercümesi

Yorumlar