484 Defa Okundu

Hicri II. Asır ’da zühd mekteplerinden biri olan Horasan sıdk, doğruluk ve tevekkül esaslarına dayanan tasavvuf anlayışıyla ön plana çıkmıştır. Daha sonra bu tasavvufî birikim Nişâbur’la birleşerek ""fütüvvet ve melâmet"" özellikleriyle tanınan önemli bir merkez haline gelmiştir. Horasan’da başlayan Nişabur’da devam eden ve buradan İslam dünyasının hemen her yerine yayılan bu tasavvuf anlayışı Türklerin irfanı medeniyet düzeyine çıkarıp cisimleştirdiği bir yapı haline getirmiş gerek Osmanlı da ve gerekse Osmanlı öncesi Türk imparatorluklarının olmazsa olmaz mayasını oluşturmuştur. İslâm ülkelerinin hemen hepsinde bir tasavvufî hareketlilik ön plana çıkmış, Mısır, Nişabur, Şam ve Bağdat, bu asırlarda büyük mutasavvıflar yetiştiren, tasavvuf mekteplerinin oluştuğu merkezler haline gelmiştir. Nişabur mektebi, fütüvvet-melâmet; Mısır mektebi, Mârifet-muhabbet; Şam mektebi, açlık-gece ibadeti; Bağdat mektebi de tevhid ve aşka dayalı bir tasavvuf anlayışına sahiptir. Ancak bu şekilde bir ayrıma tabi tutulsa da tasavvuf mektepleri daima birbirlerinden etkilenmişlerdir. Küfe, Basra, Bağdat gibi şehirlerde gelişen tasavvufî birikimi alıp kendine mal eden Horasan, İslam’ın zühd ve takvâ esasları üzerinde durmuş, sıdk ve doğruluk çerçevesinde tevekkül ve teslimiyete dayalı yeni bir tasavvuf anlayışı inşa etmesiyle tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Horasan mektebi tasavvufî canlılığını her zaman sürdürmüş ve büyük mutasavvıflar yetiştirmiştir. Horasan’da yetişen İbrâhim b. Ethem (ö. 161/778), Abdullah b. Mübarek (ö. 181/797), Fudayl b. İyâz (ö. 187/802), Şakik Belhî (ö. 194/810), Hatim el-Esam (ö. 237/851), Ebû Türâb en-Nahşebi (ö. 245/859) tevekkül ve fütüvvet ağırlıklı Horasan tasavvufunun önemli temsilcileridir.

Horasan’daki bu tasavvuf anlayışı hicrî üçüncü asırda melâmet ve fütüvvet anlayışıyla öne çıkan Nişabur mektebiyle birleşmiştir. Kaynaklarda geçen “Horasan Erenleri” tabirinin Horasan merkezli bir hareket olan melâmet anlayışını benimseyen sufîlere karşılık olarak kullanılması ve bu bölgede yetişen mutasavvıfların melameti geleneğin doğuşunda etkili olan şahsiyetler ve ilk melametiler arasında sayılması bu görüşü destekler mahiyettedir. Horasan’da başlayan, daha sonra Nişâbur’la birleşen ve dayandığı ilkelerin sufilerce kabul görmesi sebebiyle buradan İslam dünyasının hemen her yerine yayılan bu tasavvuf anlayışının oluşmasında temel direk olmuştur. Yazımızdaki kavramları kısaca ifade edelim. Melamet: III./IX. yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslâm dünyasında yaygınlık kazanan melâmet Allah tarafından sevilmek, Allah’ı sevmek, onun yolunda nefisle mücâhede etmek ve bu mücâhede sırasında “kınayanın kınamasından korkmamak” şeklinde ele alınmıştır. Fütüvvet: Allah’ın emirlerine uymak, kötülüklerden uzaklaşmak, zahiren ve batınen ahlâkın en güzeline sarılmaktır. Takvâ: Sakınmak, korkmak gibi anlamlara gelen “takvâ”, Allah’ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından sakınma konusunda hassasiyet göstermek; dini, ruhsat boyutunda değil, azimet boyutunda yaşamaktır. Zühd: Sözlükte “bir şeye rağbet etmemek, ona karşı ilgisiz davranmak, ondan yüz çevirmek” gibi anlamlara gelir. Tasavvufta ise Allah’tan gayrı herşeyden kalbini çevirip sadece Allah’a yönelmektir. Tevekkül: Sözlükte “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” mânasına gelir. Tevekkül dinî ve tasavvufî bir terim olarak “bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece ona güvenmesi, Allah’ın katında olana güvenip halkın elinde olana göz dikmemek” şeklinde tanımlanmaktadır.

Horasan Tasavvufu ve irfanın madenlerini çıkarmaya ve size sunmaya devam edeceğiz. Selam ve dua ile haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalınız.

 

Yorumlar