6600 Defa Okundu

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…” (Âl-i İmran: 159.)

Bir önceki yazımızda sosyal medya yoluyla hizmeti gündem ederek, öne çıkarılması gereken en önemli meselenin “iman meselesi” olduğunu belirtmiştik. Bu yazımızda bu konuyu biraz daha derinlemesine inceleyeceğiz.

I- ZAMAN FİTNE - FESAT ZAMANIDIR

Zamanımız, İslamî literatürle söylersek “ahir zaman”dır, yani fitne ve fesadın en çok yaygınlaştığı zamandır. Günümüzde hakla batıl hiç olmadığı kadar birbirine karıştırılmaktadır; dini tahrif çalışmaları ve akaid ihlalleri had safhadadır. Bu atmosfer insanları manen öyle hasta etmiştir ki; kendini inanmış, hatta muttaki zanneden birçok kişi hakikatte ne yazık ki gerçek iman sahibi değildir. Hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere büyük fitne ve fesatlar, okyanusların derinliklerindeki karanlıklar gibi zuhur etmektedir. Mesela şu hadis bu tehlikeyi haber verir:

“Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mümin olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar…” (Ebu Davud, Fiten 2; Tirmizî, Fiten 33.)

Günümüzde İslam’ın tek hak din olma özelliğini bozmaya yönelik dış kaynaklı ve içten destekli projeler, sistemli ve organizeli bir şekilde İslam coğrafyasında ve özellikle de ülkemizde hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Zaman zaman işaret ettiğimiz “dinlerarası diyalog”, “tarihselcilik”, “tevhid-i edyan”, “dinde reform” gibi ifsat projeleri bunlardan bazılarıdır.

Âlimlerin bozulması, ilimlerini kötüye kullanmaları, nefsini mabud edinmiş sapkınların her yerde arz-ı endam etmeleri zamanımızın en büyük afetlerindendir. Şu ayet-i kerime bu tip sapkınları ne kadar da vurucu bir şekilde anlatmaktadır:

“Heva ve hevesini ilah edinen, Allah’ın -bilgisine rağmen (sapmayı tercih ettiği için)- kendini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi bir düşün!...” (Casiye: 23.)

İslam’da “haram”larla “küfür” arasında bir konuma sahip olan “bidat”ler son derece tehlikeli olup, dini koruma adına bunlardan mutlaka sakınılmalıdır.

Bidat amelde de olabilir; ama bidatin en tehlikelisi itikadî manadaki bidatlerdir. İslam akaidinde “itikattaki bidatin küfür olduğu” tespiti çok mühimdir. Bidatler küfre kapı açan bozuk itikat, hal ve görüşlerdir. Zamanımızda son derece çoğalmışlardır; insanların sahih itikatlarını tehdit eder vaziyettedirler.

Şimdi de kısaca böyle bir ortamda İslam’a hizmet için kuşanılması gereken keyfiyet ve vasıflara işaret edelim:

II- HİZMET İÇİN KUŞANILMASI GEREKEN KEYFİYET VE VASIFLAR

1- İmanın / Akaidin Korunması

Yukarıdaki izahlardan anlaşılacağı üzere günümüzde en hayati mesele, sahih akaidin bilinmesi ve korunmasıdır. Çünkü sahih iman olmadan hiçbir amelin bir değer ifade etmesi mümkün değildir. O halde İslam’a hizmet etmeye niyet eden bir kimse, her şeyden önce sahih akaidi noksansız ve yanlışsız bir şekilde öğrenmelidir. Sahih akaidden kastettiğimiz, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat itikadıdır. Geçmiş yazılarımızda gerek Ehl-i Sünnet’in ve gerekse Ehl-i Sünnet şemsiyesi altındaki hak mezhep ve meşreplerin önemini anlatmıştık.

Bu meyanda -insanların mensubiyetine göre- ister Eş’ari, ister Maturudi çizgisinde olsun, Ehl-i Sünnet akaidini anlatan en az bir eser mutlaka dikkatlice okunmalıdır. Bir fikrin, bir telakkinin akaide ters düşüp düşmediğini anlamak için bu şarttır. Doğru ölçü olmadan, doğru neticeye ulaşılamaz. Ne hazindir ki bugün insanımızda bu konuda korkunç bir boşluk vardır. Bu boşluk sebebiyle imana / akaide neyin uygun olduğu, neyin ters düştüğü de anlaşılamamaktadır. Ortalıkta cirit atan bunca tahrifatçının yaptığı bozgunculuğu anlayamamanın sebebi de budur. Bu cümleden olarak söz konusu tahrifatçıları tanımak, onlara karşı tedbirli olmak, bozuk fikirlerine nasıl cevap verileceğini, bu fikirlerin nasıl çürütüleceğini öğrenmek de “imanın korunması” görevinin önemli bir şubesidir. Bu görev esasen farz-ı kifâyedir, yani bir kısım ehl-i iman kardeşimizin bu görevi yapması diğerlerinden sorumluluğu düşürür. Ama bu tahrifat görüşleri alabildiğine yaygınlaştığı için her samimi müminin, imanını koruması adına bu bozuk görüşleri ve bunlara nasıl cevap verileceğini bilmesi elzemdir.

2- Salih Amellere Önem Verilmesi

İslam’a hizmeti hayatının gayesi olarak gören bir Müslümanın kuşanması gereken keyfiyet ve vasıflardan biri -olmazsa olmazı- “salih amellere sarılma”ktır. İslam’da ameller, ibadetler bellidir. Gazali’nin de söylediği gibi esasen “salih amel Resule tâbi olmaktır.” Bu manada Kuran - Sünnet çizgisinde olmak, bunu hayat tarzı haline getiren Sahabe vesilesiyle günümüze ulaşan gerçek İslam’ı ef’al-i mükellefîn çerçevesinde yaşamak, her meselede işin ehli güzide İslam âlimlerine tâbi olmak da salih amel cümlesindendir.

Buradan şu sonuç çıkar: Sünnet ve hadisleri, edille-yi şeriyyeyi dışlayanların amellerinin “salih” olması mümkün değildir. Çünkü onlar Resulün (s.a.v.) getirdiklerine göre değil, kendi kafalarından uydurdukları din ve ibadet anlayışıyla hareket ediyorlar.

3- İhlas ve Takva

İslam’a hizmeti gaye edinmiş bir müminin, “sahih iman” ve “salih amel”den sonra, dinin ihlas ve takva boyutunu esas alarak yaşaması da olmazsa olmazdır. Çünkü ihlas ve takva olmadan hiçbir amelin kabule şayan olması mümkün değildir. (Bak: Maide: 27.)

4- Güzel Ahlak

Bu hususta dikkat edilmesi gereken en önemli özelliklerden biri de güzel ahlak sahibi olmaktır. Esasen güzel ahlak İslam’ın kalbî boyutu olup tasavvufun sahasını oluşturur.

Konumuz açısından şu şartlara riayet etmek de çok önemlidir:

- Diğer Müslümanlarla münasebette ittifak edilen konular öne çıkarılmalı, ihtilaf konuları gündem edilmemeli, hiç değilse tehir edilmelidir. Çünkü günümüzde birlik beraberliğe, gönül kazanmaya her zamankinden çok ihtiyaç vardır. Bardağın boş tarafını değil, dolu tarafını görmeye çalışmak hizmette esas alınmalıdır.

Gerçek bir mümin, mümin kardeşleriyle tartışmaya girmekten uzak durmalı; cidalleşmeye değil, müzakere ve müşavereye önem vermelidir. Hakkı tavsiye de bu çerçevede düşünülmelidir.

- Mezhep, meşrep ve cemaati ne olursa olsun, müminler arasında asgari müşterek Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat çizgisi olmalıdır. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat çizgisi gerek mücerret ve gerekse müşahhas manada iyi anlaşılır ve bu konuda ittifak sağlanırsa, samimi müminler arasında hiçbir ihtilaf kalmaz. Ne yazık ki bugün bazı insanlar kendi şahsi yorumlarını taassuba varır bir çizgiyle karşı tarafa dayatmaya çalışıyorlar. Bu, hizmetin önünü kesen yanlış yaklaşımlardan biridir. Gerçek bir Müslüman “Benim yolum, meşrebim, mezhebim Ehl-i Sünnettir, haktır” deme hakkına elbette sahiptir. Ama “Yalnız benimki haktır, diğerlerininki beş para etmez” gibi bir yaklaşım asla kabul edilemez. Kuran ve Sünnet çizgisinde, edille-yi şeriyye ölçüleriyle “hak” olarak tanımlanan bir yolda olan herkesi kardeşimiz kabul edip bağrımıza basmamız mecburiyettir.

Müminlere tevazu ile yaklaşmak, onlara değer vermek, sevgiyle birlik beraberlik ruhunu kuvvetlendirmek “nebevî bir haslet” olup Kuran’da geçmektedir:

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…” (Âl-i İmran: 159.)

- Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat mensuplarının bir noksanı da organize olamamak ve sistemli bir şekilde çalışamamaktır. Bu önemli bir sorundur; üzerinde mutlaka kafa yorulmalıdır. Hizmet için yola çıkmış Müslüman kardeşlerimizin maddi ve manevi dayanışması hayati önemdedir.

Buraya kadar anlattığımız her bir husus, işin esası mesabesindedir. Her biri üzerinde mutlaka ince ince düşünülmelidir. İlerleyen yazılarımızda bunları açmak inşallah bizim için de mümkün olur.

İslam azizdir, yücedir. Gerçek İslam, Kuran ve Sünnet çizgisiyle tarif olunmuş olan Ehl-i Sünnet ve’l Cemaattir. Bu yolun mensupları birbirini Kuran ve Sünnet ölçüleri çerçevesinde desteklemelidir. Sevgi ve kardeşlik öne çıkarılmalı, “Müminlerin birbirlerine olan bağlılığı, birbirine kenetlenerek inşa edilmiş bir binanın tuğlaları gibidir.” (Buhari, Salat, 88; Müslim, Birr ve Sıla, 65.) hadis-i şerifi ölçü alınmalıdır. Buna göre İslam’a hizmetin ilk adımı ve hareket noktası, mümin kardeşlerimizi Allah için sevmek ve sahiplenmektir.

Yorumlar