840 Defa Okundu

ŞERR olarak da ifade edebileceğimiz kötülük insanlığın varlığından beri başımızın belası.

İçine düştüğümüz belaların en dehşetlisi…

Can yakıcısı.

Doyurulamayan hırslar, bitmeyen sahip olma iştihaları, en büyük olma hevesleri, yalnız kendisinin var olması arzusu, egemenlik duygusu, savaşlar vs…

Listeyi uzatmak kolayca mümkün ve bu sütunun hacmini çok aşar ama yangın çıkartma kötülüğünü de eklemeyi unutmayalım.

HİSTERİK kötülük kavramı da tam ifade edemiyor olsak bile artık hayatımızın göbeğinde.

Başkalarının üzerinden ifade etmeye gerek yok, belki de farkında olarak ya da olmayarak bizler de işin bir parçası olmuş olabiliriz.

Meseleye serinkanlı yaklaşıp tahlil etmeye, çıkarımlar yaparak çözümlemeye artık mecburuz.

Dikkatli bir gözle yaşamı elediğimiz vakit duygusal reaksiyonlarda yaşanan taşkınlıkların artışını rahatlıkla görebiliriz. Aile ilişkilerinden başlamak üzere ani sinirlenmelerin istenmeyen sonuçlarıyla ne kadar sıklıkla karşılar olduğumuzun canlı tanıklarıyız.

Geçici kişilik değişimleri ile birlikte seyreden bu durum çözülemediğinde psikosomatik denen bedensel ağrılara kadar gittiği artık herkesin malûmudur.

Bizi bu noktaya neler getirmektedir sorusundan daha fazla kaçamayız.

Kaçmamalıyız.

Zira acı meyveleriyle hayatımızın her anını zehirlemekten başka bir sonuç vermeyecektir.

HİSTERİK kötülüğün beslendiği temel alanlar aşırı duygusallık, aşırı ilgi görme isteği, aşırı dikkat çekme arzusu, olayları aşırı büyütme eğilimi, hâdiseleri aşırı dramatize etme hevesi, abartılmış aşırı duygusal tepkiler, aşırı sinir patlamaları…

Görüldüğü gibi elimizde patlamak üzere olan onlarca duygusal bomba ile dolaşmaktayız.

Çevremizden istediğimiz kıvamda bir onay gelmediğinde patlıyorlar.

İletişim zorluklarıyla yüz yüze gelip kendimizi ifade edemediğimizde bombanın fitili hemen çekiliyor.

Kendimizi kaybediyoruz.

Âni ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlıyor ve hakaretlerin en duyulmamışlarını icat ediyoruz. Gerçek ve hayal ayrımını sağlıklı bir şekilde yapamadığımızdan bu patlamalarımızdan çevremizde olan herkes yaralanıyor.

Olaylardan kolayca etkileniyor ve bunları yönetemiyoruz.

Her ne kadar kabul etmiyor görünsek bile telkine olan yatkınlığımız sebebiyle kolay manipüle edilebiliyoruz.

Benmerkezci bir kişilik yapılanmasına sahip olduğumuzdan sevgi ve ilgi beklentilerimiz çok yüksek. Bunların karşılanmadığını hissettiğimiz vakitlerde kıyâmeti koparıyoruz. Kimsenin anlayamayacağı kadar çocuksu ve şımarık davranışlarımıza kılıf bile arama ihtiyacı duymuyoruz.

İçi boş ve gerçeklere dayalı olmayan bir duygusallığımız var.

Bağımsız görünmeye çabalayan ama bağımlılığımızı kapatamadığımız haller sergiliyoruz.

Yarışmacı yapımız ve daima önde olma hülyamız nedeniyle düşmanlık algımız tavan yapmış durumda.

Ulaşılmaz ve hakikatten uzak hayallerimiz gerçekleşmediğinde bunlara karşı tolerans eşiğimizin düşük olması bizi dayanılmaz acıların derelerine yuvarlıyor.

Ve tabi çevremizi de.

Reddedilmek en büyük korkumuz olduğundan rica ile iş görmek yerine bağırıp çağırarak sonuç almayı alışkanlık hâline getirmişiz. Etkileyici yüksek ses tonu ile yaptığımız abartılı konuşmaların, attığımız nutukların altında yatan sebep bu fark etmiyor olsak bile.

Heveslerimiz yüksek ama devamlılığımız ve sabrımız olmadığından başladığımız işler kötü sonuçlanıyor ve her zaman bunun için bir günah keçisini kolaylıkla buluyor ve suçlayıcı cümlelerimiz havada uçuşuyor. Yani kendimizi kötülüğün merkezi hâline getiriyoruz.

KUR’AN-I KERİM’DE kötülük kavramı otuz kadar yerde geçiyor.

Fahşâ, fesad, musîbet, durr ve sû gibi kelimelerin ne gibi mânâlar deruhte ettiğini yüksek bir dikkat ve hilm dolu bir kalple incelemeliyiz.

Kötülük bencillikten besleniyor, bunu kavramalıyız.

Menfaatçi anlayış diğer kaynaklarından biri.

Kaba davranışlar, kırıcı sözler, ötekileştirici tutumlar, etiketleyici yaklaşımlar histerik kötülüğün ana damarları olarak içimize büyük borularla zehirlerini akıtmaya devam ediyorlar.

Zarar verici davranışlar bizde üzüntü duymaya değil marazi bir zevk almanın aracı olmuş durumda.

Kovulmuşluk hissinin içine yuvarlandık.

Uzağa atılmış olduğumuza yüzde bir milyon inanıyoruz.

Mahrumiyete mahkûm edildiğimizden zerre şüphemiz bulunmuyor.

İşte tüm bunlar bizi histerik kötülüklerin göbeğine atıyor.

AŞKA değil nefrete odaklıyız.

Yaşatmaya değil kurutmaya programlıyız.

Yapmaya değil yıkmaya teşneyiz.

İnşaya değil imhaya hevesliyiz.

Baharlara değil kışlara tâlibiz.

Vicdanımız sönmüş, aklımız devre dışı kalmış, kalbimiz katılaşmış.

Güzelliği çirkinliklerde aramaya çıkışımızı başka türlü izah etmeye imkân var mı?

Kasıtlı acı verme eylemlerimizin temel ve itici gücü bunlar gibi görünüyor.

Kötülük zaten fena bir ruh durumuydu, modern zamanların baş belası olan histerik kötülük ise daha dehşetli bir psikolojik hâl…

Allah hepimize kurtulmayı nasip eylesin.

Ya Selâm!

Yorumlar