472 Defa Okundu

2017 yılında yayımlanan kitabımız Hayatlar ve Kayıplar’da, benim “hayalini diri tuttuğum gençlerimin” bir Afganistan seyahati var. Geçtiğimiz günlerde hikâyemize kıymet veren bir okur “Neden başka bir ülke değil de Afganistan?” diye bir soru bıraktı gönlümüze…

Bu soruya cevap vermeye çalışalım müsaadenizle. Evvela Afganistan bizim medeniyetimizin kıymetli sayfalarının ve safhalarının bulunduğu bir coğrafya. Yaşadığı istikrarsızlık, iktidarsızlık ve kendini bir türlü kurtaramadığı Amerikan varlığı, içimizde hep yara olarak kaldı.

Afganistan sevdamız ne 11 Eylül olaylarına dayanır, ne Taliban’a, ne Sovyet işgaline… Bunlar da başlı başına ciddi birer sebeptir lakin ilgimiz bunlardan ibaret değildir. Şairin Bin Muhteşem Güneş’i sebeptir mesela. Yıkıntılar içinde var olmaya devam etmeleri sebeptir. Kaybettiğimiz neyimiz varsa doğru yerde arama kaygımız büyük bir sebeptir.

Kaybettiklerimizi hep yanlış yerlerde arıyoruz. Doğu’yu kaybettik, doğuda kaybettik. Ancak ısrarla Batı’da arıyoruz. Bilemedik, idrak edemedik ki evvela Doğu’yu yeniden bulmak zorundayız.

Benim için Afganistan hem mimari demektir, hem sanat, hem estetik, hem siyasetsizlik. Tarihin kıymetli sayfaları demektir. Moğollara rağmen, Müslümanların kaybettiği ortak kaygıya rağmen, dünyayı terk edip tasavvufu olaylardan bihaber olmak zannetmemize rağmen, uyuşturucu, yıkım ve enkaza rağmen ayakta kalma direncidir Afganistan’ı bende unutulmaz ve vazgeçilmez kılan.

 

Santurdur Afganistan. O kocaman diyar, İran’dan Türkistan’a aynı nefesi soluyabilmiş olmaktır. Bugünün uydurulmuş sınırlarına rağmen ortak bir hasret demektir. Uhud’umuzdur biraz… Uhud demek umut demektir çünkü. Yeniden besmele çekebilmek için çok çok çok büyük bir dağdır o Afganistan dağları. 1970’li yıllarda mücahitlerin söylediği “Hindikuş’tur Dağları” ezgisidir. Bir yandan istilalar bir yandan iç siyasetsizliklere rağmen nefes alabiliyor olmaktır.

 

Yine kitaptaki hikâyemizde, Afganistan’daki muhtelif yerel grupların ifade ettiği gibi: “Tek Afganistan, ortak yönetim ve Amerikasız dünya” demektir. Amerikalılaşmamak direncidir. Adınız; medeniyetiniz, mimariniz ve sanatınızla değil de ölüm, yoksulluk ve kaçakçılıkla anılır olsa bile akrabalarınız arasında yine de dimdik durabilmektir.

 

O burkaların ardından hala dünyaya söz söyleyebilme direncidir. Yapılmış onca basiretsizliğe rağmen… Onca ihanete, sahipsizliğe, yalnızlığa rağmen, içecek temiz bir suya muhtaç hale getirilmiş olmaklığa rağmen o suyu bulmaktır Afganistan

 

Rabbimize hamd ederiz ki 2016 yılında Afganistan’a dair bu muhabbetimizin de vesilesiyle Cevzcan (Cüzcan) bölgesinde su kuyusu açılmasına vesile olmuştuk. O su aktıkça bizim üzerimize yapışmış kirler de dökülür belki… Kim bilir?

 

Bu satırları okuyan dostlarımıza dostça bir çağrıdır ki; Afganistan’ı, Yemen’i veya Afrika’yı sadece dualarımızda değil, hayatlarının devam etmesine ciddi katkı sağlayacak su kuyusu, yetim sponsorluğu, kurban, bayramlık kıyafet, okul, (üzülerek söylüyorum) yetimhane gibi nice proje ve çalışmalarımıza dâhil ederek de sevmeliyiz.

 

Kim bilir... Yeniden görülür belki oralarda bin muhteşem güneş. Yeniden ve korkmadan oynar çocuklar gürül gürül akan sularında. Defolup gider kötüler ve kötülükler kadim coğrafyamızdan. Biz yeniden öğreniriz, sınırlarımızın birilerinin çizdiği ve belirlediği ayrık otları olmadığını. Öğreniriz bir araya gelerek yeni bir dünya kurmayı.

O çocuklar birbirinden kıymetli eserler hediye eder dünyaya belki. Kim bilir…

Yorumlar