560 Defa Okundu

Bilirsiniz; Ziya Paşa, 19. yüzyılda (1825-1880) yaşamış, devlet umuru görmüş; ileri görüşlü, açık fikirli, sözünü esirgemeyen bir devlet adamıdır. Gördüğü her yanlışı, her hatayı korkmadan, çekinmeden dillendiren bu yürek adam, devrin baskıcı yönetimlerine karşı da özgürlüklerin ve meşrutiyetin bayraktarlığını yapmıştır.

Çoğumuz onu lise yıllarımızda ve gördüğümüz edebiyat derslerinden tanırız. Onun Terkib-i Bent şeklinde kaleme aldığı beyitlerini çoğu zaman farkına varmadan konuşmalarımızın arasına ileri sürdüğümüz düşüncelerimizin doğruluğunu kanıtlamak için konuk ederiz. Ziya Paşa dünyadan göçeli 140 yıl oldu. Ancak onun söylediklerine baktığımızda sanki bu günleri görmüş de öyle söylemiş gibi gelir insana.

Ne diyordu Ziya Paşa;

      “Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim

      Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzârında”

( Birçok acemi müneccim, gökte yeni yıldızlar keşfedeyim derken gaflete dalar ve yollarının üzerindeki kuyuyu görmezler.) Günümüz müneccimlerine bakıyor da insan vah ki vah demekten kendini alamıyor.

      “Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât

      Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde”

(Onlar ki dünyayı sözleriyle düzene sokmak isterler, oysa onların evlerine gidip bakın, kendi evlerinde bin türlü ihmal ve düzensizlik görürsünüz.) Hani günümüzde hemen herkese ahlâk ve erdem dersi veren kişiler var ya… Bir de aynaya baksalar bu aklı evveller…

“İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah”

(İnsan hayatta ne kadar çok hile ve kötülükle karşılaşırsa karşılaşsın Allah’a ve vatanına bağlılıktan vazgeçmemelidir; çünkü Allah doğruların yardımcısıdır.) İnsan, bir günümüzdeki ihanetlere, gaflet ve aymazlıklara bakıyor bir de dosdoğru olanlara… Mutlak bir gerçek var ki sonunda doğru olanlar kazanacaktır.

“Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz

            Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir”

(Yüksek ve şerefli mevkilerdeki güçlerine güvenip milyonları çalanlar başı dik, alnı açık dolanırken; birkaç kuruş çalan hırsız kürek cezasına çarptırılır.) Ne söyleyebiliriz ki bu söze… Hele de günümüzde çalanlar,çalınmasına engel olması gerekenler tarafından  korunma altına alınmışsa…

“Sâdıkları tahkir ile red kâide oldu

Hırsızlara ikram-ü inâyet yeni çıktı”

(Vatanına, milletine bağlı olanları aşağılamak ve onları reddetmek kural haline geldi, hırsızlara ikramda bulunmak ve yardım etmek ise yeni çıktı.) Vallahi yeni çıktı! Dikkat edin ağzınız yanmasın!

    “Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi

      Hâinlere amma ki riâyet yeni çıktı”

(Gerçi eskiden de doğruyu söyleyenlerden nefret edilirdi; ama hainlere saygı göstermek, onları koruyup kollamak, onların emirlerine uymak yeni çıktı.) Ziya Paşa’nın yaşadığı zamandan bu zamana riayet o kadar çok gelişmiş  ki… Bırak emri riayeti durumdan vazife çıkaran mı dersiniz, bile göre yanlışı savunan mı?

      “Seyretti havâ üzre denir taht-ı Süleyman

      Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde”

(Hazret-i Süleyman gelmiş geçmiş insanların en zenginiydi. Bundan başka Allah’ın bir lûtfu olarak kurda, kuşa, ateşe ve suya hükmedecek gücü vardı. Bu kudret ve ihtişamın timsali olarak gökyüzünde uçabilen bir tahta sahipti. Ama dünyanın geçiciliğine bakın ki o muazzam saltanatın bile yerinde şimdi yeller esiyor.)

 Zurnanın “zırt” dediği yer de tam burası… Şimdi gelin de bizim makam, mevki gücü ile küçük dağları ben yarattım heva ve hevesine kapılanlara vah ki ne vah demeyin!

    

Yorumlar