14704 Defa Okundu

Tarihte ashab-ı kiram arasında bazı hadiseler oldu. Bu konuda herhangi bir tarafı tutarak karşı tarafın aleyhinde konuşmaktan kaçınmak lâzım. Çünkü, ehl-i sünnet âlimlerin ifade ettikleri gibi, ashab-ı kiram arasındaki ihtilaflar, şahsî kaprislerinden değil,  ictihad farklılığından ileri gelmiştir.

Âlimlerimize göre, Hazreti Ali-Hazreti Muâviye hadiselerinde, haklı olan Hazreti Ali idi. Karşı taraf ise ictihâdî hata içinde olduğu için, onlar da mânen sorumlu değillerdir. Çünkü ictihad hatasında günah yoktur.

Kelam âlimlerinden Sâlim el-Âmidî, “Cemel ve Sıffîn hâdiseleri ictihada dayalı olaylardır” diyor. İctihad hatasında da günah olmak şöyle dursun, sevap vardır.

Şeyh Ebû Şekûr Sülemî, Temhîd isimli eserinde şöyle diyor:

“Ehl-i sünnet vel cemaat âlimleri, Hazreti Muâviye ve onunla beraber olan ashabın hatalı oldukları, fakat bu hatanın ictihad hatası olduğu görüşündedirler.”

Şeyh İbni Hacer, Es-Savâik adlı eserinde, “Hazreti Muâviye’nin Hazreti Ali ile çekişmesinin ictihâdî olduğunu ve ehl-i sünnet itikadının böyle olduğunu” söylemektedir.

İmam Gazâlî, Kadı Ebûbekir ve diğer ehl-i sünnet âlimlerin kitaplarının yazdıkları da hep böyledir.

Dolayısıyla, Hazreti Ali’nin muhaliflerini fâsıklıkla ve sapıklıkla suçlamak aslâ câiz değildir.

Kadı Iyaz rahmetüllâhi aleyh Şifâ kitabında, Mâlikî mezhebinin imamı İmam Mâlik Hazretleri’nin şu sözünü nakleder:

“Resûlüllah’ın ashabından her hangi birine, Hazreti Ebûbekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Muâviye veya Amr b. As’a dil uzatan bir kimse, bu sözü onların dalâlet / sapıklık ve küfür üzere olduklarına inanarak söylerse, öldürülür.”

Görüldüğü gibi, İmam Mâlik Hazretleri, Hazreti Muâviye ve Amr b. As (radıyallâhü anhümâ) Hazretleri’ne sövmeyi, Hazreti Ebûbekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman Efendilerimize sövmek gibi kabul etmekte ve bu suçu idamlık suç olarak izah etmektedir.

Bir kimse bu zatları sapıklık ve küfürle değil de, insanların birbirlerini suçladığı şekilde suçlarsa, o zaman da çok ağır şekilde cezalandırılır.

Seyyid Şerif Cürcânî (rah. a.) şöyle diyor.

“Aşırı râfizîlerin/şiîlerin iddia ettikleri gibi, Hazreti Ali ile harbedenler kâfir ve fâsık değillerdir.”  

Peygamberimiz’in, cennetlik olduklarını bildirdiği Hazreti Âişe, Hazreti Zübeyr ve Hazreti Talha radıyallâhü anhüm, -Hazreti Muâviye daha ortada yokken- 3000 kişinin öldüğü Cemel Hâdisesi’nde Hazreti Ali’nin karşısında idiler. Buna rağmen, onlara dil uzatmak bizim haddimize değildir.

Sağlam isnad ve rivâyetlerle gelen hadislerde Peygamberimiz (sa.v.) Hazreti Muâviye için şu şekilde duâ etmiştir:

“Allahım! Ona kitabı ve hesabı öğret. Onu azaptan koru.” (Ahmed b. Hanbel, 4/ 127, no: 17283)

“Allahım! Onu doğru yolu (hidâyeti) gösteren ve doğruya (hidâyete) eren biri eyle.” (Tirmizî, 3442, Ahmed b. Halbel, 4/146, no: 18055)

Her müslüman, Hazreti Resûlüllah’ın (s.a.v.) diğer duaları gibi bu duâsının da kabul edildiğine inanır.

Hazreti Ali-Hazreti Muâviye hadiselerinde Hazreti Muâviye tek başına değildi. Neredeyse ashab-ı kiramın yarısı onun tarafındaydı. İslamın birçok meseleleri de bize onlar vasıtasıyla ulaşmıştır.

Eğer onlar kâfir ve fâsık olsalar, İslam dininin yarısı bize (hâşâ) kâfir ve fâsıklar vâsıtasıyla ulaşmış demek olur.

İmam Gazâlî (rah. a.), Hazreti Ali ile Hazreti Muâviye arasındaki anlaşmazlığın hilâfet meselesinden değil, Hazreti Muâviye’nin yakın akrabası olan Hazreti Osman’ın katillerine kısas yapılmasının gecikmesinden kaynaklandığını söylemektedir. İbni Hacer (rah. a.) da ehl-i sünnetin benimsediğinin bu görüş olduğunu kaydetmektedir.   

Hanefî âlimlerinin büyüklerinden Şeyh Ebû Şekûr Es-Sâlimî de Hazreti Ali-Hazreti Muâviye arasındaki mücadelenin hilafet yüzünden olduğunu söylemekle beraber, Hazreti Muâviye’nin bunu şu hadis-i şeriften dolayı yaptığını izah eder:

Peygamberimiz (s.a.v.) Hazreti Muâviye’ye, “İnsanların idaresini ele aldığında onlara yumuşak davran.” (Ahmed b. Hanbel, 4/ 101 no. 17057)

Hazreti Muâviye (r.a.) bu hadis-i şeriften dolayı kendisinin idareye geçeceği kanaatına varmıştı. Ancak, henüz Hazreti Ali’nin halifeliği dönemi olduğu için Hazreti Muâviye halifelik düşüncesinde acele etmekte hatalıydı. Ama yönetime geleceği düşüncesine Peygamberimiz’in yukarıdaki sözünden dolayı vardığı için, erken davranma yanlışından dolayı aleyhinde bulunmak câiz olmaz.

Bütün kitapların yazdığına göre, Hazreti Hasan (r.a.) Efendimiz bazı şartlarla hilafeti Hazreti Muâviye’ye kendisi teslim etmiştir.

Hazreti Ali (r.a.) Peygamberimiz’in damadı ve amcasının oğludur; üstünlüğü tartışılmaz. Hazreti Muâviye de, Peygamberimiz’in kayın biraderidir. Onun hakkında kitaplarımız, “Mü’minlerin dayısı” diye bahser. O, Kur’an âyetlerini yazan iki dâimî vahiy kâtibinden biridir.

Onu vahiy kâtipliğine Cebrâil Aleyhisselam’ın tavsiyesi ile Resûlüllah Efendimiz bizzat kendisi getirmiştir.

Hazreti Muâviye güvenilmez biri olsaydı, Allah kelâmının kayda geçirilme vazifesi ona hiç teslim edilir miydi? 

Hâşâ, ya âyetleri yanlış yazsaydı?

Hazreti Muâviye’nin aleyhinde bulunanlar, okudukları âyetlerin, onun kayda geçtiği âyetler olduğunu düşünmezler mi?

Peygamberimiz ikaz ediyor:

“Ashabım arasındaki kavgadan uzak durun.” (İbni Esir, En-Nihâye: 2/445)

“Ashabım anıldığında dilinizi tutun.” (Taberânî, El-Kebîr, 2/96, no: 1467)

“Ashabım hakkında Allah’tan korkun” (Ahmed b. Hanbel b. Hanbel, 4/ 87, no. 16926)

İmam Şâfiî Hazretleri’nin şu sözü meşhurdur:

“Allah bizim ellerimizi onların kanlarına bulaşmaktan korudu, biz de dillerimizi onların aleyhinde konuşmaktan koruyalım.”

Aynı sözü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri’nin de söylediği rivâyet edilmektedir. 

En doğrusu, ashab-ı kiramı sadece hayırla anmak, hatalarını konuşmamaktır.

***

1400 sene önceki meseleler, İslam âlimleri tarafından gereken şekilde izah edildiği halde, şiî/râfizî değerlendirmesiyle ısıtılıp ısıtılıp tekrar tekrar servis etmek, müslümanların zihinlerini bulandırmaya yönelik değilse, faydası nedir?

Not: Hîn-i hacette, bu meseleye devam edebiliriz.

 

Yorumlar