11640 Defa Okundu

Kuran Yolu Tefsirini gündem ettiğimiz bir önceki yazımızda, Hayrettin Karaman riyasetindeki dört kişilik bir heyete hazırlatılan bu sözde tefsirin, adeta dinlerarası diyalogu meşrulaştırmaya matuf bir çalışma olduğunu delilleriyle ortaya koymuştuk.

Bu yazımızda ise Hayrettin Karaman’ın ıslahatçı – reformist ve dinlerarası diyalog eksenli görüşlerine -kendi beyanlarından hareketle- yer vereceğiz. Sübjektif yorumlardan, karalama ve suçlamalardan uzak durma prensibimize yine hassasiyetle riayet edeceğiz.

I- H. KARAMAN’IN DİNDE ISLAHAT – REFORM TOPLANTISINA KATILMASI

24 Mayıs 2022 tarihli ve “Dinde Reform Mahiyetli İki Menfur Toplantı” başlıklı yazımızda 1994 yılında Bursa’da yapılan bir dinde ıslahat / reform toplantısından bahsetmiş ve bu toplantıya katılanlardan birinin de Hayrettin Karaman olduğunu yazmıştık.

Keza Fethullah Gülen’in en önde gelen akademisyeni Suat Yıldırım, “İslam’da Reform” adlı kitap yazan Hüseyin Atay, ilerleyen yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı yapacak ve bu görevi sırasında birçok dinlerarası diyalog toplantısına katılacak olan; şimdilerde ise KURAMER adlı “araştırma merkezi”nin (!) reformist faaliyetleriyle bilinen Ali Bardakoğlu, (mesela Anglikan Papazı W. Montgomery Watt’ın “Hz. Muhammed Mekke’de”, “Hz. Muhammed Medine’de” “Hz. Muhammed’in Mekkesi” ve Kuran’ı tenkide kadar varan tahrifatçılığıyla bilinen Mustafa Öztürk’ün “Kuran ve Yaratılış,” “Kuran Kıssalarının Mahiyeti” adlı kitapları KURAMER yayınlarından çıkmıştır) muharref dinlerin müntesiplerini cennete koyacak kadar akaid ihlali yapan Süleyman Ateş ve yine Ankara Okulu çizgisindeki fikirleriyle tanınan Hayri Kırbaşoğlu gibi isimler de bu toplantının katılımcıları arasındaydı. 

Toplantının konusu ise, ilgili yazıda da izah edildiği gibi, dinde ıslahata (reforma) Kuran’dan mı, Sünnet’ten mi, yoksa Fıkıh’tan mı başlanacağı idi.

“Kuran’ı Nasıl Anlamalıyız?” adıyla 7 – 8 Mayıs 1994’te Bursa’da tertip edilen bu sempozyumda sunulan tebliğler, daha sonra aynı adla kitaplaştırılmıştır.[1]

Hayrettin Karaman’ın bu toplantının katılımcıları arasında yer alması, onun istikamet çizgisi konusunda bize fikir vermektedir.

II- DİNLERARASI DİYALOGCULUĞU VE ÇELİŞKİLERİ

1- H. Karaman D. Diyalogun Bir Hıristiyanlığı Yayma Projesi Olduğunu Biliyor mu, Bilmiyor mu?

Karaman, dinlerarası diyalog faaliyetleri içinde baş sıralarda yer alan ve F. Gülen grubunun öncülüğünde yapılan Abant Toplantılarının müdavimlerindendir.

Yeni Şafak Gazetesindeki köşesinde bunu kendisi de yazmıştır:

“Baştan beri bu toplantılara katılıyorum. Bir süre sonra tertip komitesinde de yer aldım.” [2]

Karaman’ın dinlerarası diyalog konusunda zaman zaman birbirini nakzeden görüşler seslendirdiğini de görüyoruz.

         Önce onun, d. diyalogun Vatikanca öngörülen gerçek anlamını -en az bizimki kadar açık bir şekilde- anlatan şu cümlelerini okuyalım ki, sıra d. diyalog taraftarı ifadelerine geldiğinde, bu faaliyetlerin içinde ne kadar da “bilinçli” bir şekilde yer aldığı tam olarak anlaşılsın…

         Aşağıdaki pasaj, Karaman’ın Gerçek Hayat Dergisinde yayımlanan bir röportajından alınmıştır:

“…Başka yazılarımda, geçmişten günümüze, bu maksatlara da örnek teşkil edecek diyalog uygulamalarından söz ettim, örnekler verdim. Ancak geçen günlerde izlediğim bir TV programında diyaloga karşı olanların, daha çok, 1962-1965 yıllarında yapılan II. Vatikan Konsilinden sonra papalığın adını koyduğu, kavramlaştırdığı ve uygulamaya başladığı diyalog üzerinde durduklarını fark ettim. Maksadımı daha iyi anlatabilmem için TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Konsil ve Hristiyanlık maddelerinde iyi bir özeti bulunan II. Vatikan Konsili, misyonerlik ve bunlara bağlı diyalog kavramı ile ilgili bir iki pasajı aktarmam gerekiyor:

“Kapsayıcı yaklaşımın (kurtuluşun Yahudilik, İslâm gibi diğer ilahi dinlerle de olabileceğinin kabulünün) doğurduğu bu problemler karşısında papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, 1984 ve 1991 yıllarında iki doküman neşretme gereğini duymuş... Bu dokümanlarda misyonerlik açısından diğer dinlerle ilgili resmi tutum belirlenmiştir.” (17/359)

“Katolik kilisesi, diğer dinlerin mensuplarıyla birbirini tanımak ve inancı paylaşmak için diyaloga girmek durumundadır. Çünkü kilise bütün insanlık içindir; dolayısıyla diyalog, bütün insanlığı kurtuluşa ulaştırma diyalogudur. Katolik kilisesi, dinler arası diyalogu, Hristiyanlaştırma misyonunun bir aleti olarak kullandığını açıkça belirtmekten kaçınmamıştır.” (s: 360)

“Bu yüzden Yahudiler, kilisenin diyalog yaklaşımına daima şüphe ile bakmışlardır.” (s. 361)

Papalık kapsayıcı yaklaşımı benimsemekle beraber, Hristiyanlığın tek gerçek kurtuluş dini olduğu iddiasından vazgeçmemiştir. Diyalogun, Hristiyan öğretisi çerçevesinde kurtuluş diyalogu olduğunu açıklayan Papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, Hristiyan mesajının diğer kültürler içinde enkarnasyonu (diğer kültürlerin bünyesine sokularak hayat bulması ve yayılması) anlamına gelen enkültürasyonu teşvik etmiştir.” (s. 363)

Yukarıdaki alıntılar, papalığın diyalogdan maksadının misyonerlik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ben de yukarıda, “Biri diğerini ikna ederek kendi inancına ve hayat tarzına insan kazanmak” ifadesiyle bu maksada yer vermiştim.

Hristiyanlığın vazgeçemeyeceği vazifelerinden biri misyonerlik; yani bütün insanları Hristiyanlaştırmak için çaba göstermektir ve bunu da asırlardan beri yapmaktadır. Buna rağmen Müslümanlar onlarla diyalog içinde olmuşlar, “Hristiyanları Müslümanlaştırmak amacı da dâhil birçok maksatlarla bir araya gelip görüşmüş, tartışmış, ortak bazı işler tutmuşlardır. Bugün yurt dışında yaşayan dindaşlarımız yoğun bir misyonerlik taarruzu karşısında bulunuyorlar ve oradaki din rehberlerimiz çeşitli maksatlarla Hristiyan din adamlarıyla bir araya geliyor, diyaloglar yapıyorlar.

Bu noktada önemli olan husus, “kırmızıçizgilere dikkat etmek, dengeyi bozmamak, kâr zarar hesabını iyi yapmak”tır; eğer bu çeşit diyalog İslâm’ın ve Müslümanların menfaatine değil, zararına olursa zinhar ondan uzak durmaktır. Müslümanlar, “Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir “misyoneri: davetçisi, tarafı” olarak diyaloga girerler…” [3]

Evet, Karaman’a ait bu izahlar bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyalogun mahiyetini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.

Şimdi Karaman’ın dile getirdiği bu gerçeklere ne denir?

Zaten biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz:

Vatikan’ın d. diyalogu bir misyonerlik yöntemi olarak kullandığını, görünürde diğer din müntesiplerinin de kurtulacağına inanıyor gibi bir imaj verse de, farklı platformlarda mütemadiyen tek kurtuluş yolunun Hıristiyanlık olduğunu dillendirmekten çekinmediğini, Müslümanların böyle bir diyalog faaliyeti içinde yer alamayacağını, yani Karaman’ın söylediklerini söylüyoruz.

Ama Karaman’ın bu sözlerine anlam kazandıran şey, hakikate mutabık düşmesinden ziyade, sahibinin çelişkisini ifşa ediyor olmasıdır. Çünkü o, d. diyalogun menfur mahiyetini ortaya koyduğu halde, ne hazindir ki projenin çeşitli safhalarında birçok faaliyette yer almıştır. Yani Vatikan’ı tenkit ederken bir bakıma kendisini de tenkit etmiş olmaktadır.

Ne diyor Karaman:

Müslümanlar, “Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” diyaloga girmezlermiş…

Evet doğru.

Peki ama soralım kendisine:

Bu sözlerle göndermede bulunduğunuz F. Gülen’in riyasetinde düzenlenen Abant Toplantılarında yıllar boyu ne işiniz vardı? Siz Abant Toplantılarının müdavimlerinden biri değil misiniz?

2- H. Karaman’ın “Papaya Rağmen” Dinlerarası Diyalog Israrı

Yukarıdaki röportajın yapıldığı yıl, yani 2005’te çıkan ve içinde söz konusu röportaja da yer verilen “Dinlerarası Diyalog Nedir” adlı kitabında, diyalog faaliyetlerine bu defa da şu sözlerle sahip çıkıyor Karaman:

“Son yıllarda dinlerarası diyalog toplantılarını daha çok belli bir cemaatin mensupları yürüttüğü için işin geçmişini bilmeyenlere, bu faaliyette kötü bir niyet bulunduğu zannı verilmeye çalışıldı…” [4]

Bir üstteki röportajında d. diyalogun Vatikan’ın misyonerlik faaliyetlerinin bir parçası olduğunu söylüyordu. Hem de deliller sunarak.

Burada ise bu faaliyette kötü bir niyet bulunduğu zannı verilmeye çalışıldığı”ndan şikâyet ediyor.

Bu azim çelişkinin nasıl bir izahı olabilir?

Onun, d. diyalogun gerçek yüzünü anlattığı yukarıdaki yazısıyla ters düşen bir başka yazısı da, yayınlandığında oldukça tepki alan “Papaya Rağmen Diyalog” adlı yazısıdır.

“Diyalogun amacı, ‘dinler ve kültürler arası çatışmanın kaçınılmaz olduğu’ tezine karşı, farklı grupların bir ülkede ve bir dünyada hürriyet ve adalet içinde beraber yaşamalarının mümkün olduğunu ispat etmektir” dediği bu yazıda, d. diyalogun, Kur’ân’ın dediği gibi “gayrimüslimlerle iyilik ve adalet çerçevesinde ilişki kurmak” olduğunu da iddia ediyor ve özetle Papa 16. Benedikt’in Almanya’da yaptığı Peygamberimize hakaret içeren konuşmaya atıfla “Papaya rağmen diyalog yapılması gerektiğini” söylüyordu.[5]

Karaman’ın, d. diyalogun gerçek maksadını bildiği halde, ona “gayrimüslimlerle iyilik ve adalet çerçevesinde ilişki kurmak” diye bir anlam yükleyebilmesi ve üstelik bunu da Kuran’ı referans alarak yapması ne kadar da vahimdir. Düşünmüyor ki, d. diyalog projesinin sahipleri, onun tanım ve şartlarını da kendileri ortaya koymuşlardır. Bu basireti gösteremediği gibi, bir de bu misyonerlik projesine Kuran’dan kuvvet kazandırmaya çalışıyor.

Ve yine Papanın Almanya’da yaptığı Hz. Peygamberimize (s.a.v.) hakaret içeren konuşmanın hesabını sorması gerekirken, “Papaya rağmen diyalog yapılması gerektiğini” söyleyecek kadar kraldan çok kralcı olabiliyor. Ne kadar hazin, ne kadar vahim! “İslamî kimlik” iddiası altında İslamî kimliği ve İslamî duruşu bu kadar deforme etmenin izahını yapabilecek bir babayiğit varsa beri gelsin.

Bütün bunlar, Karaman’ın nasıl bir fikrî anarşi içinde olduğunu, adeta bir çelişki girdabında boğulduğunu gösteren ibretlik karelerdir; sözün bittiği yerdir.

Onun, gelgitlerle dolu bu sürecin ardından, 17 – 25 Aralık’la birlikte genel havaya uyarak d. diyalog karşıtıymış gibi bir tavır takındığını da ekleyelim.

Buna kim inanır?

Bir ilim adamının, konuştukları ve yazıp çizdiklerinde çelişkiye düşmemesi, onun ilimden yana nasibinin meyvesidir.

Karaman’ın beyanları ise bize “manzara-yı umumiye”ye göre konumlanma intibaı veriyor.

Sonuç olarak başka hiçbir delil olmasa bile, Hıristiyanlığı yayma gayesi güden bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyalogun, Karaman başkanlığındaki heyet tarafından, “Kuran Yolu” adı verilen sözde tefsire gergef gibi ince ince işlendiği ortadadır. Bu, onun d. diyalogculuğunun tescili için kâfidir.

Böyle bir şahsın “zamanın müçtehidi” kabul edilmesinin, bir otorite gibi sunulmasının, üstelik kendisinin de bunu takrir etmesinin nasıl bir garabet olduğunu okuyucularımızın takdirine arz ediyoruz.

 

 

 

[1] Kitabın satışta olduğu sitelerden biri için bak:

https://www.amazon.com.tr/Kur’ân%C4%B1-Nas%C4%B1l-Anlamal%C4%B1y%C4%B1z-Sempozyumu-Kollektif/dp/9759807734

[2] https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettin-karaman/abant-2006-541

[3] Gerçek Hayat Dergisinin 1-7 Nisan 2005 tarihli sayısında yer alan “Ötekilerle Diyalog” başlıklı röportaj.

[4] https://www.yenisafak.com/arsiv/2004/aralik/17/hkaraman.html

[5] “Papaya Rağmen Diyalog”, Yeni Şafak, 17.09.2006.

Yorumlar