10404 Defa Okundu

“28 Şubat süreci bin yıl yaşayacak” diyen ve bu darbenin “mimarlarından” İsmail Hakkı Karadayı öldü. Bu vesileyle mülahazalarımızı ifade edelim.

Önce şu tespiti yapalım: Darbeler bize Osmanlı’nın son döneminden mirastır.

Ama hangi Osmanlı?

Orijinali bozulmuş Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyetİ’ne intikal etmiş menfur bir mirastır darbeler “geleneği”.

Ne demek orijinali bozulmuş Osmanlı?

Orijinal Osmanlı’yı tarif edeyim:

Türk-İslam anlayışını temsil eden,

 Ehl-i sünnet anlayışını hâkimiyet tesis ettiği coğrafyada tatbik eden,

İslam’ın “hakim” fakat gayrimüslimlerin “mahkum” olmadığı bir sistemi benimseyen,

 Oğuz neslinden geldiğinin şuurunda olan fakat asla ırkçılık yapmayan,

Sevgili peygamberimizi örnek olmak hususunda emsalsiz ve sayısız örneklerle dolu  devlet anlayışına sahip olan,  

İlme, âlime ve münevvere değer veren,

Öğrenmeye açık fakat seçici olan,

Devletin çekirdeği Oğuz nesli ve Kayı olması olmak kaydıyla; ırk, renk ve din tefriki yapmadan toplumu tam bir şefkatle kucaklayan,

Devlette memur olmanın şartı olarak; Türkçe bilen, Müslüman olan ve liyakat sahibi olmayı şart koşan,

Bir devletti Osmanlı.

Yukarıda bir kısmı ifade edilen hususlar Osmanlı’nın orijinal yapısın ifade eder ve bu devreye “Klasik dönem” denir.

Bu klasik dönemde Osmanlı aynı zamanda dünyanın süper gücüydü.

Anlaşılsın için örneklendireyim: Günümüzün “süper gücü” olarak ABD görülüyor ya.  ABD’yi on rakamıyla çarparsanız ulaşacağınız kalite Osmanlı’dır.

Böyle ifade edebilirim Osmanlı’yı.

Siz, bakmayan bizim İnkılap Tarihi kitaplarında Osmanlı’yı tahkir ve tezyif edenlere.

Bunlara  “herkes sıfatını söyler” deyip geçiniz.

Evet, orijinal Osmanlı buydu.

Osmanlı orijinalliğini kaybetmeye başlayınca darbeler dönemi  başladı.

Peki, ne zaman orijinalliğini kaybetmeye başladı Osmanlı?

Tanzimat’ın ilanıyla birlikte orijinallik kaybolmaya başladı. Tanzimat’ın ilanı bir mecburiyet miydi? Öyle görünüyor. Tanzimat’ı ilan edenler “Osmanlı’nın orijinalliği kayıp olsun” şeklinde bir maksatları yoktu elbette.  Selim-i Salis (III. Selim) döneminden itibaren başladığı kabul edilen “Batılılaşma” vetiresi (süreci) ile Mahmud-ı Sani (II. Mahmud) devrinde ortaya  çıkan “Batılılaşmadaki keskin viraj ile bir istikamet “farklılaşması” sökün etmişti Osmanlı üzerine.

İşte tam bu esnada olanlar oldu.

İlk defa hariçten borç para, bu orijinalliğin bozulduğu dönemde alındı.  Dışarıdan borç para alınınca aynı yerden “talimat” almak da gündeme geldi.

Orijinallik bozulunca, bu bozulma zihniyete de yansıdı. Bunun ilk yansıması bürokratlarda oldu.  Hanedan da oldu ama onlardaki itikadî salabet bozulmayı frenliyordu kısmen.

Zihni yapıdaki bozulmanın yansıdığı ilk bürokratlardan biri Mithat Paşa idi.

Osmanlı’da ilk darbeyi gerçekleştirenlerin fikir babası da Mithat Paşa’dır. Kendisi eroinman ve alkoliktir. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde çok köpürtülmüştür ve halen bazıları tarafından köpürtülmeye devam edilmektedir. 

Halen bazı mekanlarda onun isminin konulmasını  havsalam almıyor.

Diyeceksiniz ki, daha böyle “niceleri” var mebzul şekilde.

Ben de derim ki “haklısınız (!)”.

Osmanlı döneminde ilk darbe 1876’da Sultan Aziz’e  yapılmıştır ve darbeci başı Mithat Paşa’dır.  Mithat Paşa Jön Türk ekibine mensuptur ve onların “ağa babasıdır”.

Demek ki Osmanlı’da ilk darbeyi yapanlar Jön Türklerdir.

Jön Türklerin devamı İttihat ve Terakki’dir.  Bunlar yani İttihatçılar Osmanlı’nın darma-dağın olmasında “emsalsiz” katkıları olmuştur.

Jön Türklerin devamı olan İttihatçılar, darbecilik hususunda seleflerinin izlerini “yılmadan”  takip etmişlerdir.

Bizim ders kitaplarında halâ “İkinci Meşrutiyet” olarak yer alan başlık, tam bir darbedir ve İttihatçılar tarafından “irtikap” edilmiştir. Resneli Niyazi ve Enver Bey tarafından icra edilmiştir.

Ardından “31 Mart Vakası” olarak ifade edilen bir hadise vardır ki, başlangıcıyla devamı bambaşka olan bir faili meçhuldür.

Başlangıcı İttihatçılara karşı bir isyan olan 31 Mart Vakası, ilerleyen safhalarında İttihatçılar tarafından darbeye tahvil edilen bir muammadır. Görüldüğü gibi bu darbeyi gerçekleştiren de İttihatçılardır.

 

Geldik “Bab-ı âli baskını” şeklinde anlatılan olaya.

Bu da tam bir darbedir ve failleri yine İttihatçılardır.  Hükümeti devirmişler bir generali katletmişlerdir. 

Osmanlı dönemindeki darbecilere milletimiz hesap sorabildi mi?

Nerede?

Hesap sormak bir yana darbeciler memleket idaresini ele aldılar ve cihan harbine soktular.  Mondros Mütarekesi ile kaçtılar, gittiler.

Sonra ne mi oldu?

İttihatçı artıkları Cumhuriyet döneminde darbe yapmaya devam ettiler.

Yazı biraz uzadı farkındayım.

Şöyle toparlayayım.

Osmanlı döneminde darbecilerin temel hedefi müesses nizamı yıkmak, Cumhuriyet döneminde darbecilerin hedefi milli iradeyi tuz-buz etmektir.

Cumhuriyet döneminde 4 darbe ve 15-20 civarında darbe  teşebbüsü vardır.

İşte bugün hayatını kaybeden İsmail Hakkı Karadayı 28 Şubat Darbesinin mimarlarından biridir.  Asıl darbecilerden biri soyadı “Bir” olan biridir. 

15 Temmuz darbe teşebbüsü bazı yönleriyle biraz farklıdır ve fakat öncekileri nazaran daha dehşetlidir. Halen karanlık noktaları vardır. Aydınlanmayı beklemektedir.

28 Şubat darbesinin mimarlarının hepsine bir vatandaş olarak hakkımı helal etmiyorum.

Ama hakkımı helal etmediğim başkaları da var.

28 Şubat darbesinde korunan, kollanan ve 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar  “beslenen” memleket teslim edilen Fetö’nün “muhafızlarına”  hakkımı helal etmiyorum.

Gerek 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi veya sonrasında Fetö’yü kollayan ve koruyanlara ben hakkımı helal etmiyorum.

İnancımı “Türkçe olimpiyatlar” maskarasıyla mezelik edenlere,  bu maskaralıklara maddi ve manevi destek verenlere hakkımı helal etmiyorum.

15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde “dinler arası diyalog” hezeyanıyla İslam’ın son kalesi olan Müslüman Türk milletinin nezih itikatlarını tarumar edenlere hakkımı helal etmiyorum.

15 Darbe teşebbüsü sonrasında bile hala örtülü olarak “dinler arası diyalog” hezeyanını devam ettirmek isteyen kişi ve kuruluşlara hakkımı helal etmiyorum.

İsmail Hakkı Karadayı, “28 Şubat süreci  bin yıl sürecek” diyordu. Sürmedi, hamdolsun ama bu süreçte ülkemizde mütedeyyin insanlar açısından çok mağduriyetler yaşandı. Ülkemizin mütedeyyin insanların yaşadığı bu mağduriyetler bir kısım çevreler tarafından siyasete tahvil edildi.

Ülkemizin mütedeyyin insanlarının mağduriyetlerini siyasete tahvil edenlere hakkımı helal etmiyorum.

28 Şubat darbesiyle mağduriyet yaşayan mütedeyyin insanların omuzları üzerine basarak LGBT’lilere “yasal” zemin hazırlayanlara hakkımı helal etmiyorum.

Bu milletin çoğunluğu Müslümandır. Gayrimüslimlere de hayat hakkı vardır bu ülkede.

 Zira biz, kültür ve irfan bakımından (tabii ne kadar kaldıysa !) Osmanlı’nın devamıyız. 

Millet olarak varlığımızı devam ettirmek azmindeyiz.

Milletimizin temel değerlerini yaşamak ve yaşatmak isteyen kuruluşlara sırf siyasi maksatlarla baskı ve yıldırma politikası yapanlara da hakkımı helal etmiyorum.

Zira biz biliriz ki, milletimizin temel değerlerini yaşamak ve yaşatmak isteyen kuruluşları sindirmek isteyenler dolaylı olarak darbecilere destek vermektedirler.

Milletimiz darbecileri tanımalıdır.

Darbecileri destekleyenleri de tanımalıdır.

 

 

Yorumlar