996 Defa Okundu

Gençliğimizin 19 Mayıs Bayramı, büyük milletimizin ve İslamî hayatı aldatmasız, samimiyetle yaşayan bütün müslümanların leyle-i kadri kutlu olsun. Yüreği başkaları için de çarpanların duaları kabul olur inşallah! Bu kutlu günde elektrik üretimi yanında Güneydoğu bölgemizde 765 bin dekar alanı sulayarak ihya edecek Ilısu Barajını da Cumhurbaşkanımız hizmete açtı. Dediğine göre 17 barajımızı daha hizmete açmamız yakınmış. Ne mutlu!

Umutla yürüyoruz geleceğe. 18 yılda 286 baraja 585 baraj eklemişiz, 18 milyon dekarlık sulama gücüne ulaşmışız. İki gün önce de Çanakkale Köprüsü temel  atma törenini izlemiştik ekranlarda. Pandemi nedeniyle acilen kurulanlar da şehir hastaneleri de onlara rahat ulaşım yatırımları da sürüyor. Her alanda tam bağımsız olabilmek için millî teknoloji hamlesi başlatan T3 Vakfı etkinlikleri ve başta Savunma Sanayi olmak üzere yerli üretim için teknolojik atılım haberleri de epeyce sıklaştı. Milletimize hayırlı olsun. Ancak yazık ki bunları haksız ithamlarla karalamalar da var. 16 maddelik ekonomik öneri sahibi ana muhalefetin de vesayetindeki güya battığımız gerekçesiyle memleket masası öneren İyi yol arkadaşının da aklının alabileceği icraatlar değil bunlar.

Hiçbir olumlu icraatı görmeden yalnızca kusur avcılığı ve karalama-suçlama siyaset anlayışlarını ısrarla sürdüyorlar. Adları da millet ittifakı. Sanki alay ediyorlar milletle. Şimdi buna ek olarak maalesef pandemide rahatsızlık verici etkisi artan halkın geçim derdi düşmez oldu dillerinden hiç. AK DAVA’ya yakışan bu yıkıcı ve karalayıcı muhalefeti etkisiz kılacak Gelir Adaleti Kanunu (GELİR.AK) zorunlu hale geldi. Niye?

Atatürk’ten sonra tam bağımsızlığımıza göz diken düşmanlar, sosyolojik mühendislikle hiç ara vermeden ektikleri fitne-fesat-husumet tohumlarını kapkara gübrelerle büyüte büyüte tüm iktidar liderlerimizi acze düşürmediler mi? Sonra 2001 krizi ardından bir güneş doğmadı mı İstanbul ufkundan? Yargıya hükmedip de onun iktidardaki partisine kapatma davası açtırmadılar mı? Pırıl pırıl aydınlatan güneşi balçıkla sıvamaya kalkmadılar mı? 5’e 6 oyla kıl payı daha önce defalarca oynanan oyun bozulmadı mı? Bu oyun bozulunca da Rahmetli Menderes’e düzenledikleri gibi Gezi Kalkışması tuzağı kurmadılar mı? Dirayetle yazılmadı mı böylece 1. Reis Destanı. Mit krizi 2, 17-25 Aralık 3 ve 15 Temmuz Hain Darbe Kalkışması felaketine karşı da 4. Reis Destanı yazılmadı mı? Baktılar ki olmuyor Suriye-Irak  terör tuzağını silah yardımlarıyla güçlendirmiyorlar mı şimdi? Oraya harekatlarımızla da 5.Reis Destanı da yazdık, yazıyoruz, daha da yazacağız demiyor muyuz?

Kalkınmamız teknoloji hamlelerimizle, iha ve sihalarımızla görüldü. Pandemideki başarımızla artık başımız dik; eğilmedik, eğilmeyeceğiz diyoruz da 31 Mart  seçimlerinde öyle bir oy tuzağı kuruldu ki büyük kentlerin geçim derdi  gedik açtı halkın yüreğinde maalesef! İsmet Paşa dönemi tecrübe. Memur şeker yer halka dalında hurma dedirtmeyecek bir gelir düzenlemesi kapatır bu gediği ancak.Biri yer biri bakar, kıyamet de orada kopar atanın sözü. Malın 40’ta bir zekâtı İslamın şartı. Örneğin öğretmen 3, üst düzeydeki çarpı 5, eşittir 15 alıyorsa adalet mi? Dünya 5’ten büyük dedi Reis. Dünya nimetleri niye % 1 elinde diye de bir sorsa milletinin aşkına ve o yolda örnek bir icraata geçse de 6.olarak cesaret ve dirayetle HAK(Halkı Kalkındırma) Destanı yazsa ne güzel olur!

Kumpaslar da büyük dert .Tarihimiz ne kumpaslarla çalkaladı! Ömer Seyfettin’in Pempe İncili Kaftan romanı,  yaşatılası tarihî millî kültürümüzün edebiyatı. Eserdeki Muhsin Çelebi karakteri, devlet bürokrasisi hep eğilen, bükülen, el ayak öpen dalkavukların yeri, istemem bu görevi der Sadrazama. Çok başarılı Vezir-i Azam Gedik Ahmet Paşa’nın hem Fatih iktidarında bir kez azledilişini hem de onun ölümü sonrası oğlu Beyazıt’a Cem’le savaşını kazandırdığı halde fitne sonucu boğduruluşunu hatırlatırcasına sorar: Gedik Ahmet Paşa niçin hançerlendi? Doğru ve onurlu olanın bürokraside yaşatılmadığını vurgular böylece. Ancak Paşanın devletini sevmiyor musun sorusu üzerine Şaha elçiliği şartlı kabul eder. Tüm masrafı devlet değil kendisi karşılayacaktır.

Pahalı pembe incili kaftanı alıp devletine layık hazırlıkla çıkar Şahın huzuruna. Şah kendisini ayakta tutarak aşağılamak için ortamda oturak bırakmaz. O da tahtın önüne kaftanını serip üstüne bağdaş kurar. Fermanı da uzatıp içindekini seslendirerek Padişahının gücünü vurgular. Sonra da birden kalkıp ayrılır. Yerde bıraktığı kaftanı unuttunuz diye yetiştirirler. Biz üstüne oturduğumuzu sırtımıza giymeyiz, sizde kalsın der, çekip gider.  

Reis, bizim olan bu onur ve gurur kültürünün en iyi temsilcisi olduğunu dünyaya gösterdi. İslamın liyakat ilkesini de en iyi bilenlerden. Liyakatlinin iyi istişareyle bulunacağını da. Mazideki bazı istişarelerinin devlete nasıl zeval getirdiğini de yaşadı, gördü ve Allah’ım milletim affetsin, aldatıldık da dedi. Kendisine en ağır yıkıcı eleştirilerle tepki gösterenleri liderlik dirayetinin sadakatine çekerken bakanlık, başbakanlık verdiklerinin husumetle yüklü rekabeti karşısında şimdi. Keyfe keder icraatlar, haksız atamalar, kayırmalarla suçlanıyor. Fırsat da buldular şimdi. Son Amiral Cihat Yaycı ataması sabıkalı muhalefetin diline düşemeseydi keşke. Reis, onu övmüştü çünkü, duydum. Fetömetre mucidiydi, büyük başarılar gösterdiği için kumpasa düşürüldü iddiaları var. Kardeşi kardeşe boğazlatan makam kavgalarından kurtulamadı gitti bu millet. Bize uzak bir durum ama kopan vaveyla düşman sevindirir mahiyette. Kafaları kurcalayan ciddî bir soru var: Acaba Reis yine eskisi gibi sızıntıyla aldatılıyor mu? Kurtulmalı bu kuruntu üretici vicdanî sorulardan. Çare halkın tercihini de gözeten doğru bilgi süzebilecek çok yönlü istişare-adalet-liyakat-itaat sistemi. Kolay değil ama mümkün. Reis,son olarak Hak Destanı da yazmalı!   

Yorumlar