908 Defa Okundu

Atalarımız; “aklın süsü dil, dilin süsü söz; insanın süsü yüz, yüzün süsü de gözdür.”,demiş. Gerçekten de tatlı dil ve güler yüz, insan için iki büyük nimettir. Bu iki nimete sahip olan kişinin, ikili ilişkilerinde, aile içerisinde ve toplumda çözemeyeceği mesele yoktur. Kullananı sevdiren muhatabını mutlu eden tatlı dil, öylesine büyülü bir anahtardır ki gönül kapıları onunla açılır, kalpler onunla fethedilir.

Biz, millet olarak Anadolu’nun ve Rumeli’nin gönül fethini tatlı dil ve güler yüzle gerçekleştirmişiz. Ahmet Yesevi’nin açtığı aydınlık yolda yürüyen Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram Veli ve Sarı Saltuk gibi din uluları kullandıkları sevgi, hoşgörü ve tatlı dilleriyle sadece gönülleri fethetmekle kalmamış çağları aşarak günümüze de ışık tutmuşlardır. Elbette dilin tatlılığı kalbin temizliğinden gelir. Beyni ve kalbi kin, nefret, haset, kibir gibi dinimizin de şiddetle yasakladığı duygu ve düşünce dolu insanlardan tatlı dil ve güler yüz beklemek beyhudedir.

Anadolu’nun bağrında yetişen sazın ve sözün ustası rahmetli Neşet Ertaş; “Tatlı dile güler yüze doyulur mu doyulur mu/ Sevgi ile bakan göze doyulur mu doyulur mu?” diyor. Evet, ozanın da dediği gibi ne tatlı dile de güler yüze de doyulmaz. Tatlı dil ve güler yüz hayatı anlamlı kılar, insanı hemcinslerine sevdirir, cana yakın ve sıcak yapar. Yapar da gel bunu kalbi kinle, nefret ve kötülüklerle dolu insanlara anlat… İnsan, beyninde ve kalbinde ne varsa onu söyler, atalarımız “dil kalbin aynasıdır.”,sözünü boşuna mı söylemiş. Beyni ve kalbi küfür dolu olan insanın dilinin sevgi terennüm etmesi, kucaklayıcı olması mümkün değildir.

Şimdi bana bütün bunlar tamam da sabah akşam evimizin istem dışı davetlisi “ekran kuşu” siyasilerin, diğer bir tabirle “guguk kuşlarının” kullandıkları dili nereye koyacaksın diye soranlarınız olacak. Vallahi bu konuda ne söylerseniz haklısınız. Bilindiği, görüldüğü ve izlendiği üzere hırsın ve kinin örgütlediği kelimelerle hücuma geçen siyasilerin biri birlerini gagalamanın ötesinde yaptıkları pek bir şey yok. Söyledikleri hiç değilse vatanın yücelmesi, millet huzuru ve mutluluğu, devletin bakası için olsa…  Ne demişti Elaonur Rooseveld; “büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri tartışır. Bizim her gün her gece evlerimize istem dışı konuk ettiğimiz ekranın guguk kuşlarının tartıştıkları ortada…  Guguk kuşu dedim de merak edenleriniz olmuştur. Neden baykuş, devekuşu, hindi veya herhangi bir kuş değil de guguk kuşu?...

 Kuranı Kerim’in Müminun suresi 21. ayetinde Yüce Allah “Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır.” buyuruyor. Gerçekten de dikkatli bir şekilde baktığımızda etrafımızda bulunan canlılardan alacağımız pek çok ibretin ve dersin olduğu görülür. İbret alınacak canlılardan birisi de “guguk kuşudur”. Guguk kuşu “aldatan kuş” olarak bilinir. Öyle ki yumurtaları kendi yumurtalarına benzeyen başka bir kuşun yuvasından kısa ayrılışını fırsat bilerek yuvadaki yumurtalardan birini yer; sonra kendi yumurtasını o yuvaya bırakarak kuluçka döneminin zahmetinden kurtulur.

Şimdi bizim guguklara bakıyorum da maşallah kazançları, imkânları iyi, tuzları kuru keyifleri de yerinde. Öyle olunca da ardı arkası kesilmeyen zamlarla hayatı alt üst olan , bunalan vatandaşın derdine çare bulacakları yerde kabalığın ve nezaketsizliğin doruğunda ha bire gagalarını biri birleri için sivriltiyorlar; sonuçta gerçek gagalananlar maalesef milletin ta kendisi oluyor.

Türk tarihinde sözün ayağa düştüğü, kin, öfke, ayrıştırma, ötekileştirme, kutuplaştırma ve küfür dilinin böylesine yaşandığı; milletin aklıyla alay edildiği bir başka dönem yoktur. Biz, çocuklarımıza rol model olarak örnek göstereceğimiz yöneticilerin guguk kuşu olmaktan vazgeçmeye, sorumluluk sahibi olmaya bir defa daha davet ediyoruz. Lütfen, mesainizi bu aziz vatanın yücelmesi, yükselmesi ile bu aziz milletin ihtiyaç ve beklentileri için kullanın!

Yorumlar