264 Defa Okundu

Fütüvvet kavramı ile fütüvvetin muhtevasını çizen ve fütüvvetin erkân ve adabı hakkında bilgi veren eserlere genel bir ifade ile “fütüvvet-name” denilmektedir. Daha çok risâle şeklinde kaleme alınan bu eserlere, Arapça’da “Kitabü’l-Fütüvve”, Farsça’da ve Türkçe’de “Fütüvvet-name” denilmektedir. Ayrıca bu eserlerin her birinin müstakil olarak kendilerine ait isimleri olsa da genel olarak fütüvvetnâme olarak anılırlar.

Burgâzî Fütüvvetnamesi; XIII. yüzyılda Yahyâ b. Halîl b. Çoban el-Burgâzî tarafından yazılan Burgâzî Fütüvvetnamesi, araştırmacılar tarafından Ahi teşkilâtı çerçevesinde Anadolu’da Türkçe olarak kaleme alınan ilk fütüvvetnâme olarak değerlendirilir (Gürel, 1992: XLVI; Ocak, 1996: 265; Köksal, 2008: 77; Gölpınarlı, 2011: 29). BurgâzîFütüvvetnâmesi’nde, Hz. Ali’nin fütüvvetin yedi harften oluştuğunu söylediği rivayet edilir: “Emirü’l-Müminin Alî keremallahuvechehu buyurur kim: Aslı bu yedi harf dür: “ی ه م ت ن ا ق “Yani kâf sıdk, elif safâ, nunemanet, te korku (takvâ), mîm kerem, hi mürüvvet, yi hayâ. Hangi yiğitte kim bu yedi harf vardır. Buradaki “sıdk” doğruluk, “safâ” arılık, “kerem” ihsan etmek, “mürüvvet” erlik, “hayâ” ise utanmak anlamında kullanılmıştır (Gölpınarlı, 1953: 86). Hz. Ali’nin söylediği rivayet edilen bu söz, bir fetanın ya da ahinin sahip olması gereken temel vasıflara işaret eder. Fütüvvet ehlinin kavli ve Seyfi olarak iki kola ayrıldığından bahseder. Burgâzî, kavli kolu Hz. Ebu Bekir’e, Seyfi kolu ise Hz. Ali’ye dayandırarak bir kişinin Seyfi kola ulaşabilmesi için önce kavli kolun gereklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtir. Bu da ahiyi ve şeyhi gözetmekle, ondan terbiye alıp ona hizmette bulunmakla ve son olarak da onun rızasını kazanıp belinin bağlanmasıyla mümkündür. Fütüvvetnamenin ilgili bölümünde de Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’e hizmette bulunduğu, onun rızasını kazandığı ve onun tarafından belinin bağlandığı için Seyfi olduğu belirtilir (Gölpınarlı, 1953: 129-130). Hz. Peygamber ve dört halifeye telmihte bulunarak teşkilata girecek kişinin ahisine karşı gönülden bağlı olması gerektiğini de vurgular.Hz. Peygamber’in, Allah’a yakınlığı hatırlatılarak talibin ahisine yakın olması gerektiği, Ebû Bekir’in doğruluğu hatırlatılarak talibin ahisine karşı doğru olması gerektiği, Ömer’in Allah’tan korktuğu hatırlatılarak talibin ahisinden korkması gerektiği, Osman’ın Allah’tan ve Hz. Peygamber’den utandığı hatırlatılarak talibin de ahisinden utanması gerektiği ve Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’e hizmet ettiği hatırlatılarak talibin de ahisine hizmet etmesi gerektiği vurgulanır (Gölpınarlı, 1953: 127). Ayrıca BurgâzîFütüvvetnâmesi’nde yiğitlik, ahilik ve şeyhliğin bir olduğu vurgulandıktan sonra “Emirü’l-Müminin Ebu-Bekr-i Sıddikradıyallâhu anh dünyadan nakl kılası vaktin şeyhliğini Ali’ye virdi.” denilerek dönemin şeyhliğinin Hz. Ebû Bekir’den Hz. Ali’ye geçtiği anlatılır (Gölpınarlı, 1953: 114). Fütüvvet hırkasıyla ilgili olarak da hırkanın, Hz. Peygamber’e -Miraca çıktığı gece- Cebrail tarafından giydirildiği sonrasında da Peygamber’in Ebû Bekir’e giydirdiği, Ebû Bekir’in de Ali’ye giydirdiği rivayet edilir (Gölpınarlı, 1953: 144).Radavî Fütüvvetnamesi: Türkçe fütüvvetnameler arasında en fazla nüshası bulunan fütüvvetnamedir. Müellifin ismi nüshalarda Rızâî, Rizevî, Razavî ve Radavî şekillerinde yazılmıştır (Sarıkaya 2002: 8). Osman Aydınlı tarafından Alevi-Bektaşi Klasikleri arasında yayımlanan fütüvvetname nüshasında, müellifin ismi ve künyesi Abdulgânî Muhammed b. Alâuddîn el-Huseynî er-Radavî olarak verilmektedir. Eser Fütüvvetname-i Kebîr ismiyle de bilinir. fütüvvetin, “Allah’ın emrini muhafaza etmek, Rasul’ün sünnetine riayet etmek, Allah dostları ile sohbet etmek” olmak üzere üç kısımdan oluştuğu söylendikten sonra, Hz. Peygamber’in “Bir kimse muhib (seven), âşık ve sadık bir derviş ise Halil-i Rahman’dan (Hz. İbrahim’den) ona Hz. Ali şeddi gerekir.” dediği rivayet edilir. İlgili bölümün devamında, Hz. Ali’nin şeyh olan ve şed bağlayıp söz veren herkesin on haslete sahip olması gerektiğini söylediği de rivayet edilir.Bu hasletler: “Zahirle ve batınla hakkı bilmek, halka karşı insaflı olmak, daima nefsine kahreylemek, Salihlerin hizmetinde olmak, eli altında olanlara merhametli olmak, halka hayır ile nasihat etmek, haline göre fakire karşı cömert olmak, âlimlere karşı alçak gönüllü olmak, düşmana güzel ahlakla karşılık vermek, cahilin yanında söylemeyip aslında bir şeyi bilmez gibi davranmak”tır (er-Radavî, 2011: 61-65).

Diğer yazımızda fütüvvetnamelere devam edeceğiz Ya Selam

Yorumlar