364 Defa Okundu

Daha önceki fütüvvetnâme hakkında detaylı bilgilerden sonra Razavi fütüvvetnamesinde ki konulara bir göz atalım Horasan erenlerinin asıl önde tuttuğu bu fütüvvet anlayışı maalesef günümüz ehli tasavvuf arasında önemini yitirmiş hatta bahs ettiğimiz fütüvveti kendi aralarında sürdürmedikleri gibi bu ahlakı yaygınlaştırmamaları da günümüz ehli tasavvufu için bir değer yitirmedir inşaallah tekrar o fütüvvet neşvesinin mayalanıp aş olmasını fütüvvet fidanın dikilip can suyu verilmesini bütün ehli tasavvuf için tekrar bir diriliş vesilesi olmasını Cenab-ı  Allahtan niyaz ederiz.

“Ey ashabım, nübüvvet ve risalet bundan itibaren son bulmuştur ve Ali’den imamet ve velayet son bulmuştur. Ben nebilerin en faziletlisiyim, Ali de velilerin, evliyaların en faziletlisidir.” deyince orada bulunan ashabın Hz. Ali’ye, “Allah mübarek eylesin ya Ali. Bu sana Hak Teâla’nın lütfu ve keremindendir.” dedikleri belirtilir. Sonrasında Hz. Peygamber ve Hz. Ali’nin minberden inerek namaz kıldıkları, namazdan sonra Hz. Peygamber’in dua ederek Hz. Ali’nin belini bağladığı detaylı olarak anlatılır (erRadavî, 2011: 105-117). Hz. Peygamber’in, Selmân-ı Fârisî’yi Ebu Derda’yla kardeş kıldığı, Ahmed b. Yasir’i Sa’d ile kardeş kıldığı, Sa’d’ı Ubeyd oğluyla kardeş kıldığı ve ashabın geri kalanını da birbirleriyle kardeş kıldığı sonrasında da Hz. Ali’nin elini tutarak “Ya Ali sen benim dünya ve ahiret kardeşimsin.” dediği rivayet edilir. Ayrıca o günden sonra el tutmanın sünnet olarak kaldığı da belirtilir (er-Radavî, 2011: 117). Hz. Peygamber’in, Hz. Ali’nin belini bağlayıp ashabını birbirine kardeş kıldıktan sonra, Hz. Ali’ye sarık ve fütüvvet elbisesi giydirdiği de anlatılır. Hz. Peygamber’in sarığı sardıktan sonra, Hz. Ali’ye fütüvvet libasını giydirip bu elbiseyi kendisine Cebrail’in Miraç gecesi giydirdiğini hatırlatarak “Ben de sana giydirdim ve şeddi beline bağladım. Sen de bencileyin halifelerine giydiresin.” dediği rivayet edilir. Bunun üzerine de Hz. Ali’nin ayağa kalkıp on yedi rekât namaz kılarak on yedi kişinin belini bağladığı anlatılır (er-Radavî, 2011: 117).  Hz. Ali tarafından belleri bağlanan ve “On Yedi Kemerbest” olarak bilinenlerin isimleri fütüvvetnamede şu şekilde sıralanır: “Selmân-ı Fârisî, Amr b. Ümeye, Bilal Habeşî, Beridet b. Sülemî, Zünnun Mısrî, Süheyb Rumî, Hasan Basri, Kanber Ali, Kumeyt b. Ziyad, Abdullah b. Abbas, Malik b. Ecder, Muhammed b. Sadık, Cömerd-i Kassab, Cabir el-Ensarî, Ebazer Gıfarî, Ebû Derda Amir, Ebû Ubeyde.” (er-Radavî, 2011: 119-127). Aynı bölümün devamında Hz. Ali’nin, on yedi kişinin belini bağladıktan sonra Selmân-ı Fârisî’ye, “Sen de hazır olanların ne şekilde istersen bellerini bağla.” demesi üzerine, Selmân-ı Fârisî’nin mecliste bulunan elli dört kişinin belini bağladığı söylenir. Selmân-ı Fârisî’nin elli dört kişinin belini bağlaması üzerine de “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı onlardır” (Beyyine/7) ayetinin nazil olduğu rivayet edilir (er-Radavî, 2011: 127-137). Bunun üzerine de Hz. Peygamber’in “Bu nimetin şükranı için bir nimet tedarik eyle ya Ali.” dediği ve Hz. Ali’nin taze sıcak ekmek ve yağ getirip bir ağaç çanağın içine koyduğu ve orada hazır bulunanların hepsine birer lokma verdiği, orada olmayanlara da birer lokma ayırdığı rivayet edilir. Ayrıca fütüvvetnamede, mevcut olmayana pay ayırmanın buradan kaldığı da söylenir (er-Radavî, 2011: 139). Fütüvvetnamenin şeyhin sıfatlarının anlatıldığı bölümünde ise Hz. Ali’nin “Tatlı dilin kardeşi çok olur.” dediği hatırlatılarak şeyhin tüm halkla tatlı dille konuşması gerektiği vurgulanır (er-Radavî, 2011: 199). Fütüvvet teşkilatı Türk illerinde Hicri IV. asrın sonlarından itibaren Türk’e has bir karakterde ortaya çıkar. Gaziler, alp-erenler, bacılar, dervişler kadrosuyla toplumun ahlak boyutlarından askerlik ve politik boyutlarına kadar bütün alanlarına yayılarak genişler. Ahilik-Fütüvvet ahlakının esası Hz. Peygamberin direktifleridir. Bütün tasavvuf disiplinlerinde esas olan Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, fütüvvet ve ahilikte daha fazla dikkat çekmektedir. Bunun sebebi ise “feta” sıfatının Hz. Peygamber tarafından Hz. Ali’ye verilmiş olmasıdır. Hz. Ali, Müslüman Türkler arasında Hz. Peygamberden sonra en çok bilinen, sevilen, unutulmayan, asaleti ve kahramanlıkları dilden dile gönülden gönle aktarılan hatta her Türk ailesinde ismi yaşatılan abide bir şahsiyettir. Fütüvvet ehli de Hz. Ali’yi gereği gibi anlamış ne onu tanrılaştırmış ne de ondan muhabbet ve ilgisini eksik etmiştir. Diğer yazımızda görüşmek üzere Ya selam

Sosyal Medya hesablarımız: youtube/İbrahim Yerlikaya

 twitter @muabbiri facebook/ibrahim yerlikaya

 instagram/değişim uzmanı

 

Yorumlar