4600 Defa Okundu

“Foto”, “ışık” demeye geliyor, “graf” “yazmak” demeye. “Işıkla yazı yazmak” demeye geliyor fotoğraf. Nihai tahlilde bir yazıdır fotoğraf. Bir ifade. Bir mesaj. İz bırakıyor gözde. Yara açıyor akılda. Hatıra bırakıyor sayfalarda. Çerçevelenmeye değer bir tebessüm olup göz kırpıyor.

Fotoğraf çekilmeye razı olduğumuz her defasında, yazılıyoruz bir sayfaya. Suretimizi çizdirtiyoruz bir aynada. Kaydımızı düşürüyoruz âleme. Fotoğrafa her gülümsediğimde içimde adını koyamadığım bir acı yaşarım. Paslı bir bıçak ucu değer göğsüme. Yanımda gülümseyenler “bu anı ölümsüzleştirelim!” derken, biraz daha buruklaşır tebessümüm. Her fotoğraf, dünyadan gidişi belgelemektedir aslında. Ölümsüzleştirmek ne kelime! Ölmekte olduğumu fısıldar bana fotoğraf. Eksildiğimi hatırlatır. Eskidiğimi söyler.

Fotoğraf çekilir. Poz verme gerginliği biter. Dönüp bakarız cep telefonunun ekranına olmuş mu diye? Az önceki “ben”. Şimdi “o” olmuş artık. Bakan “ben” burada ve bakılan “o’ orada; bakılan çoktan geçip gitmiş aramızdan. Ellerinden tutmak mümkün değil fotoğraftaki “o”nun. Nefesinin tazeliğini, teninin sıcağını bulmak mümkün değil. Geçip gitti; hatıra oldu artık. Hep öyle kalacak. Haberi olmayacak geçip gittiğinden. Fark etmeyecek solgun yüzüne hüzünle bakıldığını.

Fotoğraflarım hayatımdan sızan gölgeler gibi. Vakit azaldıkça, uzuyorlar, çoğalıyorlar. Ufka doğru yaklaştıkça ölümün solgun güneşi; daha çok fotoğraf oluyorum, daha az ben kalıyor geriye. Bu hesabın sonucu belli: Ben görünmez olacağım yeryüzünde; fotoğraflarım görünecek sadece…

İhtimal ki haber vermeden gideceğim. Bari gitmeden hasretli bir dudağa değer şair sözüne emanet edeyim hatıramı: “Sevgilim, yetimim benim/nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata/öldüğünden haberi yok fotoğraflarının.” [Murathan Mungan]

 

Yorumlar