FIRINCI KADİR

FIRINCI KADİR

Hoca; “La ilahe illallah”, demiş ikindi ezanını bitirmişti ki şişman, orta boylu, başı ile birlikte omuzlarının da örten geniş başörtülü, şalvarının paçaları yerlerde sürünen bir kadın fırının kapısında göründü. Kelimeleri uzatarak Fırıncı Kadir’e: “ Falına bakayım abe? Kalbini okuyayım, geleceğini görmek istemez misin? , dedi.

Fırıncı Kadir, hiç de deminde değildi. Geniş suratlı, kocaman burunlu, göz çukurlarının içerisinde fıldır fıldır dönen gözleri ile etrafı kolaçan eden kadının yüzüne dik dik baktı. “Git başka kapıya, benim falıma bakan bakmış.” Falcı Kadın; sarışın, uzun boylu, koca gözlüklerin arkasına saklanmış gözlerin sahibi, asık suratlı bu adamın dükkânına girdiğine pişman olmuştu ya yine de pişkinliğe vurarak; “bari bir ekmek versen!” Fırıncı Kadir, başını iki yana sallayarak “la havle velâ kuvvete illâ billahil âliyül azim”, dedi. Kadın bu adamdan kendisine hayır olamayacağını anlamış olacak ki, döndü; tam kapıdan çıkıyordu ki Fırıncı Kadir’in kafasında bir şimşek çaktı. “Dur hele dur!”, dedi kadına. Falcı kadın, durdu. “Sen, para kazanmak istiyorsun öyle mi?” Kadın, biraz tereddütlü; “elbette, kim istemez ki…”, dedi. Fırıncı Kadir; “tamam sana para kazandıracağım; ancak kazanacağın parayı bölüşeceğiz, tamam mı? Kadın, çekinerek Fırıncı Kadir’in yüzüne baktı: “de hele, ne diyorsan, nasıl olacak bu?” Fırıncı Kadir; “bak bu fırının üstü kahvehane, orası da bana ait. Şimdi sen” eliyle işaret ederek; “aha bu merdivenlerden yukarı çıkacaksın, kahve kapısını açacaksın. Hemen kapının sağındaki masada beyaz sakallı zayıfça bir adam oturuyor. Onun yanına gideceksin, falına bakmak istediğini söyleyeceksin. Onun bir oğlu yurt dışında, bir oğlu da burada; ama hayırsızın teki. Adamın yüklüce bir borcu var. Yurt dışındaki oğlundan para istiyor ama oğlu göndermiyor. Gerisini sen tamamlarsın. Tamam mı? Falcı kadın, olur anlamında başını salladı. Fırıncı Kadir devam etti: “Sonra tam karşına gelen masada zayıf, uzun boylu, elmacık kemikleri çıkık, yüzünde şark çıbanı, başında şapka olan bir adam oturuyor. Yanında da sarışın genç bir adam var. Onların yanına gideceksin; esmer olanının kardeşleriyle mal kavgası var. Sarışın, yüzü çilli adamın da çenebaz bir karısı var dünyayı kendisine zindan etmiş. Ha! Bir de çay ocağına yakın bir yerde şık giyimli genç bir delikanlı göreceksin. O delikanlının derdi de sevdiği kızı ailesinin kabul etmemesi. Bak bu dördünün dışında kim isterse onun falına bakarsın. Sonra da topladığın paraları getirirsin bölüşürüz. Tamam mı? Anlaştık mı?” Fırıncı Kadir’i pür dikkat dinleyen falcı kadının gözlerinin içi gülüyordu: “ Tamam abe, tamam paşam, dediklerini aynen yapacağım.”dedi ve döndü, merdivenlere yöneldi.

Aradan beş dakika geçmişti ki Fırıncı Kadir’in merakı iyice arttı.” Ferit”, diye seslendi içeriye; “Ben kahveye gidiyorum, fırına göz kulak olasın ha!” Sonra da az önce indiği merdivenlerin basamaklarını acele ile çıkmaya başladı.

Kapının sağında oturan Falcı Kadın’la Musa Emmi’yi görmezden gelerek sesiz adımlarla yürüdü, pencere kenarında kendisine ayırdığı koltuğa oturdu. “Recep” , diye seslendi ocağa. Çaycı Recep döndü. Fırıncı Kadir eliyle bir işaret yaptı. Recep, ocakçıya: “ Ustama orta şekerli bir”,dedi.

Fırıncı Kadir, göz ucuyla önce falcı kadına sonra da Musa Emmi’ye baktı. Musa Emmi, şaşkın bir yüzle dinliyordu falcı kadını. Yüzü gülüyordu. “ Demek göndermiş ha! Hay sağ olasın sen, ağzına sağlık” cümlesini biraz da bastırarak söylemişti. Sonra da elini cebine attı. Bir yirmilik çıkardı. “Al helâl olsun! Vallahi bildi be helâl olsun!”, dedi. Kahvehanede olanlar başlarını çevirip şöyle bir baktılar falcı kadına sonra yine oyunlarına döndüler.

Falcı kadın yerinden kalktı Fırıncı Kadir’in kendisine tarif ettiği masaya yöneldi. Sırada şapkalı adam vardı. “Abe senin de falına bakayım!” dedi. Musa Emmi öteden bağırdı; “ Baktır baktır Yusuf, valla ne varsa söylüyor!” Kadın teklifsiz oturdu masaya: “Uzat bakayım elceğini “,dedi Yusuf’a. Falcı kadının söyledikleri duyulmuyordu ama söylediklerinden ne derece etkilendiği Yusuf’un yüzünden okunuyordu. Bir ara Yusuf’un heyecanla ve bağırarak: “Essah mı, söylediklerin? Valla bu dediklerin olsun, dile benden ne dilersen.” Dediğini herkes duydu. Başlar bir anda Yusuf’un bulunduğu masaya çevrildi. Kahvehanedekiler meraklanmışlardı. Yusuf, elini cebine attı. Ali Dayı bağırdı: “Ne o Yusuf, yine cömertliğin üzerinde ha!” Masadaki konuşmaları pür dikkat dinleyen sarışın adam elini uzattı falcı kadına. Fırıncı Kadir, bıyık altında güldü. İşler, tam planlandığı gibi gidiyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse falcı kadın da işini biliyordu. Sesini yükselterek; “adını bağışla hele” dedi. “ Muharrem.” “Ah Muharrem Efendi, senin de ne kötü bir kaderin varmış. Düşmüşsün bir çenebaz fettanın eline… Sağdan soldan hafifte olsa gülüşmeler duyuldu. Falcı kadın konuşuyor Muharrem Efendi renken renge giriyordu. Sonunda falcı kadın: “İstersen kilitleyim çenesini ha! Ne dersin?” “Yapar mısın?” , dedi Muharrem.” Biraz pahalıya mal olur ya! Ben yine de güzel gardaşımın gülemeyen gül yüzünü güldüreyim. Muharrem elini cebine attı. Fırıncı Kadir, ellerini ovuşturdu.

Ali Dayı dayanamamıştı. Falcı kadına seslendi: “Hanım, gel bakalım bir de bizim masaya!”

Falcı kadın ha bire konuşuyor paraları da şalvarının cebine indiriyordu. Kahvehanede oturan hemen herkesin falına bakmıştı. Bu arada çay ocağının yanında oturan genci de söyledikleri ile hayretler içerisinde bırakmış; hele de anne ve babasının yakında sevdiği kızı istemeye gideceklerini ve sevdiğine kavuşacağını kesin sözlerle ifade edince genç adam, falcı kadına yüklüce bir para vermekle kalmamış elini de yakaladığı gibi öpmüştü. Falcı kadın memnun, Fırıncı Kadir memnun, fallarına baktıranlar memnundu. Ali Dayı; “Kadir Bey, sen de baktırsana falına” dedi. Fırıncı Kadir yerinden doğruldu: “Baktırdım baktırdım Ali Dayı, merak etme sen; aşağıda, fırında baktı benim falıma.”dedikten sonra falcı kadına döndü; “Gel bakalım falcı kadın, bizim de hesaplaşma zamanımız geldi.”

Falcı kadın; “ama burada olur mu Beg?”,dedi Fırıncı Kadir’e. Fırıncı Kadir; “Olur olur! Ben, bu kahvenin sahibiyim. Burada kazanılan her kuruşun yarısı benimdir.” Kahvede olanların şaşkın bakışları arasında kadın şalvarının cebindeki paraları Fırıncı Kadir’in masasına boşalttı.

 

Yorumlar