1600 Defa Okundu

İhanet… Hainlik… İhanet… Hainlik nerede ise bu coğrafyanın birçok siyasetçisinin karakteri olmuş durumda. Biri halkını satıyor, diğeri ülkesini. İşte Filistin’de yüzyıldır bu siyasi kölelerin kurbanı oldu ve hâlâ kurban olmaya devam ediyor. Birçok kez kurban edildi Filistin. İlk büyük ihanet, BM’nin 1947’de Filistin’i ikiye bölen planı sonrası bazı Arap ülkelerinin, Filistinlileri silahsızlandırmaları ve birkaç ay sonra Siyonist terör örgütlerinin Filistin’i işgallerine göz yummalarıydı. İkinci büyük ihanette ise bugün gerçekleşiyor. Filistin halkının ve hükümetinin görüşlerine başvurulmadan Filistin topraklarının ve Kudüs’ün “Normalleşme” adı altında İsrail’e tamamen peşkeş çekilmesi. Kısacası, “15 Eylül” tarihi Filistin tarihinde yeni bir “Nekbe” olarak anılacaktır.

2003 yılında hayatını kaybeden Filistinli ünlü düşünür Edward Said, 13 Eylül 1993’te, yani 27 yıl önce, imzalanan “Oslo Anlaşması”nı Filistin’e ihanet anlaşması olarak adlandırmıştı. Oslo barış sürecinin hedefinin “İsrail’e sürekli bağlılık” olduğunu belirten Said, “Oslo, Filistin topraklarında İsrail işgalini asla sonlandırmayacak bir sömürge aracıydı” diyordu. Geçmişe dönüp baktığımızda, Oslo süreci İsrail için büyük bir başarı, Filistinliler için trajik bir başarısızlıktı. Said, İsrail’in Oslo’yu, “Siyonizm tarihinin en büyük ikinci zaferi” olarak gördüğünü ifade etmişti. Peki! Edward Said bugün yaşasaydı, ABD’de bugün imzalanacak “Normalleşme” anlaşması için ne diyecekti?

22 üyeden oluşan Arap Ligi’ndeki bazı Arap ülkeleri, 9 Eylül’de aldıkları kararla İsrail ile normalleşmeyi onaylamış ve Türkiye karşıtı bir açıklamada bulunmuştu. İsrail’in Filistin, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarına ses çıkarmayan, Fransa’nın sömürgeci emellerine karşı da sessiz kalan Arap Ligi’nin açıklamaları Dışişleri Bakanlığımız tarafından sert bir şekilde kınandı. “Toplantıda ülkemizle ilgili olarak alınan kararları tümüyle reddediyoruz” diyen Dışişleri Bakanlığı, “Bazı Arap Ligi üyelerinin, kendi yıkıcı gündem ve faaliyetlerini örtme amacıyla ülkemize yönelik sürdürdükleri asılsız ithamlarını, Arap Ligi’nin 9 Eylül’de gerçekleştirilen Bakanlar Konseyi toplantısına da taşıdıkları görülmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Arap Ligi’nin açıklamalarına tepki gösteren Filistin Sivil İşler Bakanı Hüseyin eş-Şeyh, “Arap Ligi hiçbir şey doğurmadı. İsrail dışında, bölge ülkelerinin hepsini kınadı” dedi. Halbuki Arap Ligi, 2002 yılında aldığı bir kararla, “Normalleşmeyi” İsrail işgalinin tamamen sonra erdirilmesi, iki devletli çözüme ve barış için toprak esasına bağlamıştı. Ancak bugün gelinen noktada Arap Ligi’ni kontrol eden ve normalleşmeyi dayatan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır, İsrail ile hızlı bir şekilde güvenlik, kültür ve ekonomik alanlarda anlaşmalara imza atmak istiyor.

BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybi’nin birkaç ay önce İsrail’in “Yediot Ahronot” gazetesinde yayımlanan makalesinde, “İslami Yayılmaya” karşı durulması gerektiğini ve onları İsraillilerle bir araya getiren unsurların Filistinlilerle birleştiren unsurlardan daha fazla olduğunu ileri sürmüştü. Uteybi makalesinde, İsrail ve BAE ordularının bölgenin en güçlü orduları olduğunu iddia ederek, terör ve düşmanlar karşısında ortak endişeler taşıdığını kaydetmişti. Uteybi’nin makalesini okuduğunuzda BAE, Suud, Bahreyn ve Mısır’ın sanki müslüman ülkeler olmadığını algılıyorsunuz. Hatta bu ülkelerin, İslam’ın varlığından nerede ise İsrail’den daha rahatsız olduklarını hissediyorsunuz.

İsrail’in “Globes” dergisi, BAE’nin normalleşmeyi reddeden Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin yönetimini normalleşmeye verecekleri destek karşılığında milyar dolarlarca para vaadinde bulunduğunu belirtti. Siyonist İsrail devletini yakından bilen Yahudi tarihçi Ilan Pappe, Siyonist ideolojinin oluşumunda iki temel idealin rol oynadığını belirtir: Filistin topraklarının kontrolü ve orada yaşayan Filistinlilerin sayısının azaltılması. Pappe’nin sözlerinden çıkarılacak hikmet şu: İsrail ile yapacağınız her anlaşma Siyonist İsrail’e yarayacak.

Arap Ligi toplantısından bir gün sonra 11 Eylül’de, Güney Avrupa ülkeleri Zirvesi (Med7) düzenlendi. Fransa’nın ev sahipliğinde Korsika adasında bir araya gelen İspanya, İtalya, Malta, Portekiz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın yayımladıkları ortak sonuç bildirgesinde Akdeniz konusunda Türkiye’ye tepkilerini dile getirdi. Suud, BAE ve Mısır gibi Arap ülkelerin de, Akdeniz’de Türkiye karşısında yer alması hiç garip değil. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi üyesi Fransız ünlü düşünür Francois Burgat, Türkiye ve Fransa arasındaki gerilimin, Türkiye’nin “Akdeniz’deki Avrupalı olmayan en güçlü oyuncu” olmasından kaynaklandığını ifade etti.

Hâsıl-ı kelâm, Arap halkları lidersiz ve yalnız bırakılmış durumda. Bundan dolayı Arap Ligi’nin açıklamasını da Arap halklarının kayıp zamanında bir oyun olarak okumalıyız. Arap Ligi, 1978 Camp David Anlaşması’ndan beri daha çok Mısır’ın etkisinde kararlar alıyor. 2013 yılında da Mısır’ın ilk seçilmiş demokrat liderinin BAE ve Suud’un verdiği maddi destekle düşürülmesi, iki ülkenin de Arap Ligi’nde Mısır gibi etkisini artırdı. Bu dönemde İsrail’in de darbeci Sisi yönetimine verdiği destek unutulmamalı.  

Yorumlar