Fetih Suresi nasıl okunur?

Dün, akşam namazı için camiye uğradığımda, iki namaz arasında, Fetih Suresi okunuyordu. Sevindim. Dua edelim ki, Fetih Suresi’ne gösterdiğimiz bu saygı, barış için çabalayan ordumuza, mültecilerin huzuru içinter döken milletimize kesin fetih nasip etsin.

Hatırlayalım ki, okuma anlamayı hedefler, anlama da yaşamayı teklif eder. Fetih Suresi bir sonuçtur. İnce bir emeğin sonucu. Uzun ve çileli bir yolculuğun meyvesi. İnsanı kendisiyle yenişmeye zorlayan, ‘benlik’leri bencilliklerden ve benciliklerden arındıran acılıbir sınamanın sonucudur. (Fetih Suresi Hudeybiye’deki sabır imtihanının ardından inmiştir. Merak edenler, Hudeybiye’nin zorlu ve çetin sınavını kaynaklarından okuyabilir.)

 

Allah Resulü ve dostları kendilerine indirilen her sözün hakkını vermek için, indirilecek her sözü hak etmek için gayret gösterir. Şimdi bize düşen de budur. Şükür ki, kıt imkânlarımıza rağmen, bir zamanlar sırf zulüm olsun diye çizilen o “misak-ı milli” sınırını ciddiye almadık; ne Suriye’yi yurtdışı gördük ne Suriyelileri yabancı saydık. Kardeşliğin derin bağları siyasal sınırları çizdi, sildi, eritti… Fetih Suresi’ni de fethi de hak ettik.

 

Hak etme süreci bitmiş ve tamamlanmış değil. Yeni fetihler için yeni çabalar ortaya koymamız gerek. Hazır; cephedeki evladımız için dua ederken, elimiz yüreğimizde cepheden gelecek haberleri beklerken, Suriye’yinbu duruma gelişi üzerinde düşünelim. Suriye’de iç savaşın ateşini fitilleyen ahlakî sapmaları ve enfüsi savrulmalara bir daha bakalım. Aynı yerden vurulmamak için, gözlerimiz Suriye’yi ateşe atan o sinsi fitnede olsun.

 

Soralım kendimize. Ülkemizde adalet var mı? Adalet, gecikmeden ve sapmadan gerçekleşiyor mu? Mazlumlar teselli buluyor mu? Mağdurların hakkı korunuyor mu?

Bir daha soralım: İblis’in “Ben ateştenim, Âdem ise topraktan…” diye başlayan üstünlük davasına taraf olduk mu? Taraf olmadık diyelim, net bir nefretle karşı durduk mu? Alnımız secdeye değerken, Allah’a itaat ettiğimizi gösterirken, özümüzde, secdeden geri duran şeytanın ırkçılığının taraftarı mı olduk? Türk ırkçılığı yaptık mı, yapmadık mı?

 

Bir daha soralım: Bu coğrafyadaki tüm farklılıkları, İslam’ın insan eksenli bakışıyla, barış içinde var kılan, etnik ve dinsel ayırımları ayrımcılığa çevirmeyen, mezhep üzerinden ırkçılık yapılmasına engel olan ecdadın bakışını sürdürdük mü? Yoksa, her şeyi ısrarla etnik bir kimliğin egemenliği altına mı verdik? Baba ocağından köz alacağımıza, küllerle mi oyalandık? Onların durduğu yerde durmanın sorumluluğunu omuzlandık mı yoksa, onlarla övünen, onlar üzerinden ayrıcalık devşiren mi olduk?

 

Derim ki, ordumuz zalimlere haddini bildirmek için hududu geçmişken, biz de içimizde saklı zulümler üzerinde düşünelim. Samimi bir tövbe edelim. İmanınızı onarıcı/saliheyleme dönüştürelim. Müslüman kimliğimizi başkalarını doğrudan cehenneme gönderen bir silah yapmayalım da, herkesi kucaklayacak anaç bir şefkate dönüştürelim. Kendi cemaatimizi ve anlayışımızı tekele dönüştürüp başkalarını sapık ve kâfir, münafık diye etiketlediğimiz için birazcık da olsa vicdan azabı çekelim…

 

Gez-göz-arpacıkta tutalım gönlümüzü. Hedefi şaşırmayalım.  Böylece yeni bir fethi ve Fetih Suresi’ni de hak edeceğiz. Fetih Suresi’ni sadece yüzünden değil özünden okuyacağız.

Yorumlar