5344 Defa Okundu

Felsefenin gerekli olup olmadığından önce ne olduğunu sorgulamak daha doğrudur. Yani bizim bugün adına felsefe dediğimiz şey bin yıl önceki felsefeden bir hayli farklı. Bin yıl önce felsefeden anlaşılan şey insanlığın tüm bilimsel ve sanatsal birikimi idi.

Matematik, fizik, astronomi, şiir veya hukuk felsefenin dalları olarak kabul ediliyordu. Son yüzyıllarda ise sosyoloji ve psikoloji gibi bilimler de felsefeden kopmuşlardır. Felsefe bir anlamda iyice yalnızlaşmıştır.

Günümüz şartlarında bile felsefe ile ilgili olmak aslında geçmişin büyük bilim ve sanat adamları ile bağlantı kurmak anlamına gelmektedir. Bu bağlantı bizim için gerekli midir? Elbette gereklidir. Başka nereden ilham alabiliriz ki?

Çok iyi teorisyenlere ihtiyacımız var. Konuşan değil, 50 yıl sonrasını doğru tahmin edebilecek beyinler gerekiyor bize. Memleketin en büyük eksiği düşünür sayısındaki azlık. Çok iyi teorisyenleriniz olduğunda büyük düşünmeye başlamış olursunuz.

Bir düşünür için 50 yıl sonrasına hitap etmek elbette ki zor. Ama birileri bize sonumuzu ayrıntılı tasvir etmezlerse biz uyanamayız. Yapmakta olduğumuz şeyi hep doğru sanırız. Sokrates’in deyişiyle bizi huzursuz edecek bir at sineği şart.

Felsefe tarihine baktığımızda felsefenin bizim anladığımız manada boşlukta kalan düşüncelerden ibaret olmadığını görüyoruz. Pek çok düşünürün düşüncesi uğruna saldırıya uğraması bize felsefenin kanlı canlı bir şey olduğunu çok net gösteriyor.

Sokrates öldürüldü, Platon ve Aristoteles canını zor kurtardı. Avrupalılar bu işi belki bizden daha çok önemsediler. İnsan hakları ve onuru Rönesans, reform ve aydınlanma süresince felsefeciler tarafından müdafaa edildi.

Felsefe tarih boyunca çok da teorik bir şey değildi. Çocukların ve hamile kadınların madenlerde çalıştırılmasından tutun da asgari ücrete ve ırkçılığa kadar her şey felsefecilerin konusu oldu. Cesur felsefeciler baskıcı iktidarların korkulu rüyası idi.

Felsefe çözüm bulmaktan öte sorular soruyor. Sorguluyor. Evet. Yine Sokrates’in deyimiyle “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez”. Bu sorgulamalar ise yeni üretilen düşüncelerin daha güçlü doğmasına destek oluyor. Önyargıları yıkıyor.

Sorgulayan savrulmaz. İyi düşünen ülkeler sağlam planlar yapar. Sağlam planlar istikrar getirir. Cumhuriyet kurulurken 10 tane sağlam teorisyenimiz olsaydı ne olurdu? Her on yılda bir ideoloji değiştirmezdik. Şu anda dünyanın süper güçleri arasında olurduk.  

Düşünür hiç yok mu? Var. Ama kelle koltukta dolaşanı yok. Felsefe tarihindeki gerek doğuda olsun gerek batıda olsun bilimsel ve sanatsal geleneği özümsemiş ve bu gelenek çerçevesinde hayatına yön vereni yok. Ya da biz farkında değiliz.

Ülkemiz düşünürleri problemlerimizin daha ismini bile telaffuz edecek cesarete ulaşamamış durumdalar. Biraz felsefe okumaları kötü olmaz. Cesur düşünceleri doğru anlayıp uygulayan siyasi irade de ortaya çıkarsa gelişmiş ülkeler ligine çıkmamız mümkün olur.         

Yorumlar