532 Defa Okundu

Eğer bir olaya hak, hukuk, adalet ve insani merkezden bakmayıp salt gücünüzden kaynaklı hareket ederseniz şayet, kısa bir süreç mutluluk hazzının verdiği ya da vereceği şehevi hazzın körlüğünün sizi kuşatacağından yana kuşkunuz olmasın.

Bu körlük, salt görme özrüne taalluk eden bir körlük olmayıp aklı, sağduyuyu, soğukkanlı hareket etmeyi, konuyu profilden düşünmeyi ve tüm olasılıkların hesaba katıldığı bir hareket tarzına ket vuracak ve akabinde oluşacak zararın boyutlarının kestirilemeyeceği bir duruma evrilecektir.

Güç,  sağduyuya, aklıselim düşünmeye, soğukkanlı bir tavır ve tutum takınmaya karşın sizi son derece olumsuz güdüleyecektir.  Zira muhatabınız her anlam da sizin haylice altınızda ve güç ibresi sizden yana olması hasebiyle ‘’ haklı ‘’ olan sizsiniz ve bu ‘’ haklılık ‘’ dolayısıyla neyin nasıl, nerede ve ne şekilde duracağına karar verecek yegâne merciinin siz olduğu yanılgı ve hatta vebaline kadar sürükleneceksiniz demektir.

İşte Suriye politikamız da bahsini yaptığım güç kantarının size dönük ibresinin verdiği baş döndürücü şehevi hazzın sonucunda meydana gelmiştir. Esat ve Suriye’ye bakışımız ve onlara karşın takındığımız tavrın gerekçesi, Esat ve Suriye’nin kantarda ki zayıf iz düşümünden kaynaklanmaktadır.

Bizim, Esat ve Suriye bakışımızın böyle olması dolayısıyladır ki bizden daha büyük ve daha güçlü olanların da bizim yanımızda duruyor ( MUŞ ) görüntüsü veriyor olması da aynı ahlaki ve vicdani ilkenin ihlal edilmesi sonucunda cereyan etmektedir.

Esat’ın hatasız, günahsız, vebalsiz ve yanlışsız olduğundan dem vurmam zaten olası değil. Hatta Esat ve yanlışlarına dair maddeler sıraya dizilse bir o kadarını benim ekleyeceğimden yana hiç kimselerin kuşku duymasına tahammül dahi edemem.  

Ancak, gerek ferdi, gerek toplumsal ve gerekse uluslararası ilişkilerden bakın hukuk, ahlak, vicdan ve merhamet, tüm olayların çözümünün olmazsa olmaz ilkesini teşkil etmektedir. Hele hele de hem güçlü hem ahlaklı, hem güçlü hem ilkeli, hem güçlü hem adil, hem güçlü ve hem de hukuki hareket edebiliyorsanız eğer, payidar olmaktan yana en büyük hisse sahibi olduğunuza dair kuşku duymakta olanaksız demektir.

İşte ben bu güçlü ama hukuksal, güçlü ama insani, güçlü ama vicdani, güçlü ama realist hareketlerin gerekliliğinden ve Dünyanın da bu bahsini yaptığımız değerlerin kuşanması ile saadet, huzur, sükun, barış ve kardeşlik iklimine gireceğinin altını çizmek istiyorum.

Güçlü olmanın haklı olmaya yetmediğini, güç ile ahlak, güç ile hukuk, güç ile adalet, güç ile merhametin yanyana işlerlik kazanamaması dolayısıyla Dünya kan, göz yaşı, huzursuzluk içerisinde debelenip durmaktadır.

Bu tespitlerin geniş kitlelerce sahiplenilmemesi, bu değerlere sırt dönülmemesi, mevcut kaosun kendilerinden uzak olduğu yanılgısı, bir gün mutlaka kendilerine ulaşıp dokunacağı gerçeğinin üzerini örtemeyecektir.

Muhatabımızın şu ya da bu ülke şu ya da bu lider olması önemli değil. Zira üzerine basa basa vurguladığım bütün o değerler zaman, mekân ve kişi ayrımı yapmamıza müsaade etmemektedir. Hem devlet ve hem de birey bazında ilke, hak, hukuk ve adalet yegâne çıkış noktamız olmalıdır

Böylesi yüksek bir hassasiyet, böylesi yüksek bir erdem şuuru, böylesi insani duruş, hak ve adalet bilinci, gayet tabidir ki son derece müspet sonuçlar doğuracak ve bu müspet sonuçların en büyük getirisi de bu dikkatli tavrın sahibi ülke ve tebaasına yansıyacaktır.

Kısa günün karı mantığından uzak, ayakları yere basan, orta ve uzun vadede düşünebilen, hukuksal zeminden sapma göstermeyenler, mevcut kaos süreci ve düzeninden en karlı çıkacak olanlardır.

Kontrolsüz güç güç değildir…

 

 

 

 

Yorumlar