EY KAFA TASÇILAR!

Ülke yönetme iddiasında olduğunu söyleyen parti ve onun etkili ve yetkililerinin yazı ve paylaşımlarını okurken; mahallemizin fırıncısı olan ve hiç bir eğitim almamış olan amcayı hayırla yad ettiğim zamanlar giderek artmaktadır!!

Ülke yönetme iddiasında olduğunu söyleyen parti ve onun etkili ve yetkililerinin yazı ve paylaşımlarını okurken; mahallemizin fırıncısı olan ve hiç bir eğitim almamış olan amcayı hayırla yad ettiğim zamanlar giderek artmaktadır!!

Bütün mefkuresi üç cümle üzerine kurulu olan ve bunun dışına çıkamayan bu eğitimli (!) kişiler, ülke ve millet olarak sorun sarmalından neden çıkamadığımızın da en açık ve en bariz göstergeleridirler.

özellikle de kimi Arap devletlerinin yöneticilerinin !! Barış Pınarı harekatına dair takındıkları tavırlarından kendilerine malzeme çıkaran bu mefkure !! sahipleri, var yok bir atımlık malzemelerini tükenmek bilmeyen mühimmat cinsinden atıp duruyorlar.

Üç beş delinin gömleğini alıp bunu da beş yüz milyonluk Arap dünyasının tamamına giydirip ve bunun üzerinden fikri mülahazalar yapmak için de, en az bu muhteremler kadar eğitim (!) almayı gerekli kılıyor sanırım.

Varları yokları, bütün derinlikleri salt ırk ve kafa derisi olan bu mefkure sahipleri, üç beş Yahudi dönmesi Arap yöneticinin ellerine verdikleri malzemeyi işlerken, sinekten yağ çıkardıklarını fark edemeyecek kadar da sığ kişilerdir.

 

Yaklaşık iki asırdır bir ur ve bir kanser gibi bütün milletimizi ve düşünce dünyamızı iğfal eden ulusalcılık hastalığı, işte bu bahsini yaptığım kişileri de istilası altına almıştır.

Günün yirmi dört saatini bu bitmez ve tükenmez '' ümmet '' kavramı üzerinden kuran ve kurmakla da kalmayıp sığ dünyalarına sağlam! temeller attığını zanneden sekülerist zümre, bu coğrafya ve bu milletin esas sorunu ve beka meselesi olduğunu idrakten de yoksun olanlardır.

Bu ülkeyi ve milletini Din kardeşlerinden uzaklaştırmak ve onlarla aramıza hamsetten mütevellit mesafe koydukları yetmezmiş gibi, bir de bu ülkenin diğer unsurları ile düşman kıldıklarını da göremeyecek kadar feraset ve basiret fukarasıdırlar.

 

Bütün bunları binlerce kez ve hatta fasikül fasikül basıp gözlerinin içine içine sokacak olsak dahi, esas biat eden bunlar olmaları hasebiyle havan da su dövmüş olacağız.

Kuran’ın, köre gördüremez, sağıra işittiremez ve kalpsize hissettiremezsin uyarı ve ikazı, tam da bu tip ve zamanları betimlemektedir.

Dolayısıyla yazımızın başlığı her ne kadar bu zümreye hitap ediyor gibi görünse de, aslın da milletimizin bu hastalığa ve muzdariplerine dair dikkatlerini çekme çabasından öte bir çağrı değildir.

 

Özellikle de gençleri ve yeni jenerasyonu bu hacimsiz ve düşüncesiz oluşum içine çekmekte zorlanmayan bu güruh, gençler ve bu hastalıklı düşünce üzerine daha bir eğilmemizi zaruri kılmaktadır. Niyetlerinin kötü olduğunu ve amaçlarının da bu millete hepten ve tamamen kötülük yapmak üzere temellendirdiklerini de iddia etmiyorum elbette. Ancak, malzemenizin çürük olması niyetinizin nasıl olduğunu anlamsız kıldığının da altını çizmekte hayır görüyorum.

 

BMGK’de alınan karara karşın Macar hükumetinin takındığı tavrı yadırgamak, bu tavrı anlamsız ve önemsiz görmekte bize yakışan bir yaklaşım olmayacaktır. Ama bu tavrı da alıp bambaşka bir hüviyete barındırarak herkes ve her oluşumun önüne ve ötesine taşıma gayretini de hayra yorumlamadığımı özellikle belirtmek isterim.

Macar hükumetinin yaptığı bu anlamlı ve değerli katkıyı mecrasından çıkarıp, ümmet vurgu ve inanışının önüne koyma gayretini nereye koyup nasıl tanımlamamız ve hangi mantık üzerinden analiz etmemiz gerektiğini değerli okuyucularıma havale ediyorum.

 

Tam iki asırdır bu milletin damarlarına zerk edilmiş ve dolayısıyla anlam dünyasının altını oyan milliyetçilik ve ulusalcılık hastalığı, bütün boyutlarıyla masaya yatırılmalı, yarattığı bütün olumsuzluklar çıplak şekilde yazılıp çizildiği çalışmalar, ivedilikle millet ile buluşturulmalıdır.

 

Hiçbir fikri ve bilimsel taban ve temeli olmayan bu oluşum, beraberinde bağnaz, hoş görürüz, kaba ve aşağılayıcı bir dil ve yaklaşımın hâkim olduğu bir yapılanmadır. Buyurgan ifadeler, üstten bakış, tehditkâr üslup, kendisinden ve inandığı düşünceden başkasının azap ve yokluğuna tekabül eden bu bilinç dışı tarz, evvela ve mutlaka milletin kendisine zarar veren bir düşüncesizliktir.

Batının, tam iki asır evvel piyasaya sürdüğü ama özellikle de gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin istilasını daha kolay kılmak maksadı ile tedavüle soktuğu bu marazi düşünce, sazan kesilen her milletin içine kapanması ve içine çökmesinin de ana amili olmuştur.

 

Bunca yıllık acı tecrübelerden dahi ders çıkaramamış, hala bir can simidi gibi bu hastalıklı düşünceye dört elle sarılan kimi kişilerin iyi niyetli olmaları, verdikleri zarar ve yıkıma dikkat çekmemize engel değildir. Bir insan ve toplumun kenetlenmesinin harcını sadece ve mutlak bir şekilde salt kafa tası ve salt ırk’a bağlamak, akılla, izanla ve mantıkla bağdaşır bir yaklaşım değildir.

 

Bu anlam da söyleyenecek çok sözümüzün olduğuna vurgu yaptıktan sonra, ezcümle olarak, herkesin Millet kavramına bir kez daha ama daha bir dikkatle bakmasını, kavramın siyasi ve sosyolojik anlamını araştırmasını salık veriyorum.

 

Hadi Millet olalım…!

 

 


 

Yorumlar