2532 Defa Okundu

Ermeni meselesinin birinci safhasını  4 Mayıs 2021 günkü yazımda takdim etmiştim. Hatırlatmak bakımından ifade edelim: 11. Asırdan 19. Asra kadar olan devreyi içine alan bu dönemde bizim Ermenilerle hiçbir problemimiz olmadı.

Zira Osmanlı Devleti kök değerlerinden besleniyordu.

“Kök değerlerden” kastımız Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat anlayışıdır.

Tanzimat ile birlikte köklerden uzaklaşmaya başlayınca “belalar” sökün etmeye başladı.

Bu yazımızda “balaların” yağmaya başladığı ikinci dönemle ilgili tespitlerimizi ifade edeceğiz.

Ermenilerle münasebetlerimiz bakımından ikinci devre 1880’lı yıllara tekabül eder.

Bu tarihi biraz daha geriye götürmek mümkün ama “bir kısım” Ermenilerin çıkardıkları yoğun isyanları dikkate alırsak bu tarihin dikkate alınması daha uygun gibi görünüyor.

İkinci dönem 1880’li yıllardan itibaren başlar ve Cumhuriyet’in ilanına kadar devam eder.

Bu dönemde Osmanlı idaresindeki “bir kısım” Ermeniler harici tahriklere kapılarak isyanlar başlatmışlardır. Bu isyanlarda tahrik edici harici unsurlar İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika olmuştur.

Dikkat ederseniz “bir kısım Ermeniler” ifadesini ihtimamla kullanıyorum. Bunun sebebini daha önceki yazımda izah etmiştim fakat tekraren tek cümleyle ifade edeyim: Osmanlı Devleti’nde İslamî hassasiyet olduğundan hiçbir gayrimüslim unsura zulüm etmediğinden Ermeniler, bir bütün olarak şikâyetçi olmamışlardır. 

“Patırtı” yapan Ermenilerin “bir kısım Ermeniler” olduğunu ve bunların harici tahriklerle bunu yaptığını hatırlayalım.

Dokuz asır birlikte olduğumuz ve birbirimizden hiç şikâyetçi olmadığımız Ermeni toplumu ne oldu da 20-30 sene içinde devlete isyan eder hale geldiler?

Bu  sorunun cevabı arşivlerimizde vardır.

Arşivlerimizde neler yoktu ki?

Bin yıllık müktesabımız vardı ama biz onlara 1980’lı yıllara kadar “ulaşamadık”.

ASALA Ermeni terör “örgütü” hariciye mensuplarımıza saldırırken devletimizi temsil edenlerin bazıları “Ermeni sorunu 1915’de olmuştur. Bu bizimle ilgili değil Osmanlı’ya aittir” gibi akla ziyan açıklamalar yapıyordu.

1980’li yıllarda arşivlerimize ulaştık fakat vesikaların “tercüme” (transkripsiyon) edilmesi gerekiyordu.

Sanki yabancılaşmıştık kendimize!

İşte bütün bunlar Ermeni meselesinde bizim eksi hanemize yazılıyordu.

Yüzde yüz haklı olduğumuz bir meselede zihinlerde lüzumsuz soru işaretlerinin oluşmasına sebebiyet verdi.

Osmanlı’ya dost olmayanlara ve Türklerin Müslüman olmasını hazmedemeyenlere ne yaparsak yapalım, şifa bulmaz düşmanları olacaktır ama hiç olmazsa kimseye “soykırım” yapmadığımızı önce kendimiz anlamamız gerekiyordu.

İşte bu “kendi kendimizi anlama” meselesi mühimdir.

Tanzimat ile başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tavan yapan kültürel kırılmalar bizim işlerimizi zorlaştırmaktadır.

Tekrar Ermeni meselesine dönelim:

Osmanlı Devleti’nde görev  yapan veya Osmanlı ile münasebette bulunmuş herkes bilir ki, Osmanlı idaresi asla zulüm yapmamıştır.

Mesela bunlardan biri Erzurum’da Birinci Dünya Savaşı öncesinde Rus konsolosu olarak görev yapan General Mayewski’dir.  (devam edecek)

Yorumlar