2360 Defa Okundu

Dünyanın “kabadayısı” ABD Başkanı Biden’ın 24 Nisan 2021’de sarf ettiği “Soykırım” ifadesinden sonra ülkemizde son bir haftadır Ermeni meselesi gündemde. Bu hususta daha önce “24 Nisan ve Bir Kısım Ermeniler” başlıklı bir yazı kaleme almış ve fikirlerimizi efkâr-ı umumiyeye takdim etmiştim. Meselenin tekrar ve makro bir bakış açısıyla ifade edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim.

ABD için “Dünyanın kabadayısı” ifadesini kullanmam sebepsiz değildi.

Zira “istediği ülkeye” destursuz giriyor-çıkıyor.

Irak’a girdi ve orada 1.500.000 insanın kanına girdi.

Hesap soran var mı?

Veya hesap sorabilecek merci var mı?

İpin ucu “farklı ellerde” olunca dünya nizamı böyle “kabadayıların” elinde kalıyor.

“Covit 19” denen ve bütün dünyayı esir alan  bu musibetin ABD mi yoksa Çin mi menşeli olduğu yönünde zihinlerde çuval çuval soru işareti var.

Türk-İslam tarihinde en uzun müddet birlikte yaşadığımız gayrimüslim topluluklarından Ermenilerle olan münasebetimiz başlangıçtan günümüze kadar üç safhada ele alınabilir.

Birinci safha Ermeni toplumunu Bizans’tan teslim aldığımız 11. Asırdan 19. Asrın sonlarına kadar olan devredir. Bu dönemde tarafeyn (iki taraf) birbirinden memnundur. Yani Osmanlı yönetimi Ermeni toplumundan, Ermeni toplumu da Osmanlı idaresinden hiçbir şikâyeti yoktur. Hatta öyle ki, Ermeniler bizim kültürümüze o kadar intibak etmişlerdir  ki, şu söz sadece gayrimüslim topluluk olarak Ermenilere mahsustur:  “Millet-i Sâdıka”.

Osmanlı idaresi bütün gayrimüslim unsurlara tatbik etmiş olduğu ve İslamiyet’in âmir hükmü olan “vediatullah” prensibini tatbik etmiş, bu durum Batıyı “örnek” almamıza kadar devam etmiştir.

Batı’nın “örnek” alınmasından sonra kök değerlerimizden uzaklaşılmaya başlanmış ve dahilî ve haricî belalar yağmur gibi yağmaya  başlamıştır.

“Vediatullah” yani “Allah’ın emaneti”. Osmanlı’nın benimsediği İslam hukukunda, idareyi deruhte edenler, halkı “emanet” olarak görürler ve milletin hukukunu gözetmekte ihtimam gösterirler/göstermişlerdir.

 Osmanlı idaresinin halk üzerinde gösterdiği bu ihtimam gayrimüslim unsurlarda biraz daha yüksek seviyede olmuştur. Osmanlı’da Batının örnek alındığı Tanzimat ile birlikte “Millet-i Sadıka” olarak görülen Ermeniler yavaş yavaş “Millet-i Hâsıma” (düşman millet) şekline dönüşmeye başlamıştır.

Demek ki, Ermeni toplumuyla münasebetimizin ilk safhası olan 9.  Asırlık devresi olan bu birinci safhasında, Türk-İslam devlet yapısında kök değerlerimizden beslenildiğinden, devlet-millet bütünleşmesi güçlü olmuş ve dış müdahaleye fırsat verilmemiştir.

Asla unutmamak lazımdır ki, hariç müdahale ile hiçbir devlet yıkılmaz. Dış bağlantılı iç ihanetler devletlerin yıkılmasında temel saiktir.

Osmanlı Devleti’nin kök değerlerine bağlı olduğu bu birinci devrede oış müdahaleye fırsat verilmediğinden Ermeni toplumu devlete isyan etmeyi aklının “ucundan” geçirmemiştir.

Birinci safhayı tamamlamadan önce şu beylik “soykırım” iddiasıyla ilgili bir tespit yapalım.

Diyelim ki, Osmanlı idaresi Ermeni toplumuna “soykırım”  yapmaya karar verdi.

Böyle bir şey asla olamaz/olmamıştır ama faraza diyorum.

“Soykırım” iddiasının ne kadar mesnetsiz olduğunu ifade edilmek için, böyle bir zihin jimnastiği yapıyorum. 

Fatih döneminde veya Yavuz döneminde Osmanlı idaresi isteseydi, “soykırım” yapamaz mıydı?

Kim ve hangi güç engel olabilirdi?

Hiçbir merci veya güç Osmanlı’ya engel olamazdı.

Bir Türk-İslam devleti olan Osmanlı devleti hiçbir gayri Türk veya gayrimüslim topluluğa “soykırım” yapmamıştır.

Lütfen dikkat; “Yapamamıştır” demiyorum.

Yapmamıştır ve yapmaz.

Zira Osmanlı Devletinin beslendiği kaynak (Ehl-i sünnet ve’l -Cemaat anlayışı) “soykırıma” asla müsaade etmez.

Gelelim ikinci safhaya…

 

Yorumlar