7784 Defa Okundu

Bu yazımızda, geçmiş yazılarımızın devamı mahiyetinde Ehl-i Sünnet’i oluşturan mezheplerin Kuran ve Sünnet’teki delillerinden bazılarını gündem edeceğiz.

Mezhep inkârcıları ve tahrifatçı / reformcular, mezheplere “beşerî yapılar” diyor, böylece mezhep imamları mezhepleri sanki kendi kafalarında tasarlayarak kurmuşlar gibi şeytanî bir mesaj vermek istiyorlar.

Bunun, mezheplerin Kuran, Sünnet ve İcmâ’ ile olan bağını koparmaya, dolayısıyla da İslam’ı tahrif ve tahribe matuf bir gayret olduğu bilinmelidir.

Bu sebeple mezheplerin zaruretine, müçtehit âlimlere uymanın hayatiyetine işaret eden Kuran ve Sünnet delillerine vâkıf olmak mühimdir.

I- KURAN’DAN DELİLLER

Burada söz konusu edeceğimiz ayet-i kerimeler, bu hususa işaret eden birçok ayetten sadece birkaçıdır.

1- Nisa Suresi 59. Ayet:

Ayet-i kerimenin meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Dikkat edilirse ayette müminlere üçlü bir itaat silsilesi emredilmiştir.

“Allah’a itaat”, Kuran’a tâbi olmayı, “Resule itaat” Sünnet ve hadislere tâbi olmayı, “ulu’l-emre itaat” ise İcma ve Kıyası da içine alacak şekilde İslam âlimlerine, hususen dinde derinleşmiş, ilimde ehliyet (rusuh) sahibi müçtehit âlimlere itaati ifade eder.

Ancak burada Allah ve Resulüne mutlak manada itaat emredilirken, ulu’l-emre itaat “minkum / sizden olma” şartına bağlanmıştır. Bu da kendisine itaat edilecek ulu’l-emrin, Kuran ve Sünnet’e tâbi olan, gerçek birer Müslüman, ehliyetli birer âlim olmalarını iktiza eder.

“Bir şey hakkında ihtilaf ederseniz, onu Allah ve Resulüne arz edin” ifadesiyle de, ihtilaflarda Kuran ve Sünnet’in hakem kılınması emredilmiş olmaktadır.

“Ulu’l-emre itaat”le “ihtilafları Allah ve Resulüne arz edin” emirleri birlikte düşünüldüğünde, ulu’l-emrin / gerçek âlimlerin, bu ihtilafları Kuran ve Sünnet’e arz ederek çözecekleri / çözmeleri gerektiği sonucu ortaya çıkar.

Kurtubî Tefsirinde bu ayetle ilgili şöyle denmektedir:

“Cabir b. Abdullah ile Mücahid der ki: “Emir sahipleri (ulu’l-emr) denilen kimseler, Kuran ve ilim ehli olan kimselerdir…

Yüce Allah, hakkında anlaşmazlığa düşülen bir şeyi Allah’ın Kitabına ve Peygamberinin Sünnetine arz etmeyi emretmektedir. Allah’ın Kitabına ve Sünnet’e arz etme keyfiyetini bilmek ise, ilim adamlarından başka kimselerin bileceği bir iş değildir. Bu da ilim adamlarına sormanın vacip ve onların fetvalarına bağlı kalmanın gerekli olduğunun delilidir.” (c: 5, s: 297-298.)

Görüldüğü üzere bu izahta ihtilafları çözüm için Kuran ve Sünnet’ten hüküm çıkarma meselesi gerçek âlimlere bırakılmaktadır. Bu âlimler ise mezhep imamları ve diğer müçtehitlerdir.

“Eğer bir şeyde, yani dininizi ilgilendiren herhangi bir hususta çekişirseniz, onu Allah’a ve Resulüne arz edin. Yani o çekiştiğiniz mesele hakkında hüküm vermeyi Allah’ın Kitabına ve hayatta olduğu sürece ona sormak suretiyle Resulüne veya vefatından sonra Sünnetini incelemek suretiyle Sünnetine arz ediniz.  Bu Mücahid, el-A’meş ve Katade’nin görüşü olup, sahih olan görüş de budur. Bu görüşte olmayanların imanları sarsılır. Çünkü yüce Allah “Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız” diye buyurmuştur.” (A.g.e., s: 299.)

İhtilafları Allah ve Resulüne (s.a.v.) arz etmeyi emreden bu ayet-i kerime, Sünnetin Allah’tan “vahy-i gayrimetluv” olarak gelen ilahî boyutunu anlatıyor. Bu sebeple mezheplerin yanı sıra “Sünnet de bir beşere dayanır” diyen tahrifatçı - reformcular bu konudaki nass beyanlarını inkâr etmiş olmaktadırlar. Bunun nasıl bir sapkınlık olduğu ortadadır.

Bu yazıyı yazmaktaki maksadımız mezheplerin nassdaki delillerine örnekler vermek olsa da, tefsirde bu ayetin izahı bağlamında Sünnet’in önemini ortaya koyan şu satırları da sizinle paylaşmayı arzu ettik:

“Yüce Allah’ın ‘Resule arz edin’ emri, Hz. Peygamberin Sünnetiyle amel edilip onda yer alan emirlerin yerine getirileceğine delildir. Nitekim Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

“Size neyi yasakladımsa ondan uzak durunuz. Size neyi emrettiysem gücünüz yettiği kadarıyla onu yapınız. Çünkü sizden öncekilerin helak edilmelerine sebep, çokça soru sormaları ve Peygamberlerine muhalefet etmeleri olmuştur.” [1]

Ebu Davud da Ebu Rafi’den Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Sizden herhangi birinizi koltuğuna oturmuş ve yaslanmış olduğu halde benim verdiğim emirlerden herhangi bir emir yahut yasakladığım herhangi bir husus kendisine gelip de onun “Biz bilmiyoruz, Allah’ın Kitabında bulduğumuza tâbi oluruz” dediğini görmeyeyim.” [2]

“Sizden herhangi bir kimse koltuğuna yaslanmış olarak zanneder mi ki Allah bu Kuran’da bulunandan başka hiçbir şeyi haram kılmamıştır? Şüphesiz ki ben -Allah’a and ederim- öyle birtakım şeylere dair emirler, öğütler vermiş ve yasaklarda bulunmuşum ki, hiç şüphesiz ki bunlar (sayıca) Kuran’dakiler gibidir ve daha da fazladır.” [3]

Sünnet’in dinde kaynak ve Hz. Peygambere (s.a.v.) itaatin de imanın gereği olduğunu anlatan bu hadislerden sonra, Hz. Peygamberin emrine, yani Sünnet ve hadislere muhalefet edenlerin durumu da bir ayetle şöyle açıklanır:

“Onun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından sakınsınlar.” (Nur: 63.)

Buraya kadar yapılan izahlardan, Kuran’dan sonra Hz. Peygamberin (s.a.v.) Sünnet ve hadislerinin de dinde delil, ona itaat etmenin de şart olduğunu; Kuran ve Sünnet’ten hüküm çıkarma işini de ancak ulu’l-emrin, yani dinde derinleşmiş, rusuh sahibi âlimlerin, müçtehit seviyesindeki fakihlerin yapabileceğini anlamış olduk.

2- Tevbe Suresi 122. Ayet.

Dinde ehliyetli müçtehitlere, mezhep imamlarına olan ihtiyaca işaret eden bu ayet-i kerimenin meali şöyledir:

“Müminlerin (cihada) topluca çıkmaları gerekmez. Onların her bir topluluğundan bir kesim de dinde fakih olmak ve kendilerine döndükleri zaman kavimlerini uyarmak üzere (geri) kalmalı değil miydi? Olur ki sakınırlar diye.”

Bu ayet-i kerime, müminlerin cihada toptan çıkmaması gerektiğini, bir kesimin dinde fakih olmak (derinleşmek) üzere ilim tahsil etmelerini ve savaştan dönenlere Allah’ın emir ve hükümlerini anlatmalarını emrediyor. Bu emir de gösteriyor ki, dini gerçek anlamda anlayacak olanlar, dinde derinleşen fakihler, ilimde ruhsat sahibi âlimler, başka bir ifadeyle müçtehitlerdir.

Görüldüğü üzere bu emir, dini Kuran ve Sünnet kaynaklarından alıp insanlara anlatacak seçkin bir ulema zümresini zaruri kılmaktadır. Zaten müçtehit olan mezhep imamlarının yaptığı da budur. Daha geniş bilgi için ayetin Kurtubî Tefsiri c: 8, s: 450 – 455’deki izahına bakılabilir.

3- Nisa Suresi 83. Ayet

Bu ayet ise fiilî manada İslam müçtehitlerinin, mezhep imamlarının dinde hüküm çıkarma (istinbat) vazifesini açıkça anlatmaktadır.

Ayetin meali şöyledir:

“… Hâlbuki onu(n hükmünü) Peygambere ve içlerinden ulu’l-emr olanlara arz etseler, elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar, bilirlerdi…”

Ayette geçen ulu’l-emrin istinbat görevi tefsirde şöyle anlatılır:

“Emir sahipleri (ulu’l-emr) el- Hasen, Katade ve başkalarından ‘ilim ve fıkıh sahibi kimselerdir’ diye nakledilmiştir…

“İçlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu elbette bilirlerdi.”…

İşin iç yüzünü araştırıp çıkarmak (istinbat), suyu kaynağından çıkartmak demektir…

Sözlükte istinbat ‘çıkartmak’ anlamındadır. Daha önce geçtiği gibi nass ve İcmâ’ın bulunmaması halinde içtihatta bulunmaya delalet etmektedir.” (A.g.e., c:5, s: 342 – 343.)

Fahreddin Râzi, “Bu ayet dört şeye delalet etmektedir” der ve onları şöyle sıralar:

1- Hükmü açıkça belirtilmeyen meselelerde istinbat ve içtihat yapılması gerektiğine,

2- İstinbatın, yani içtihadın şer’î bir delil olduğuna,

3- Resulullahın (s.a.v.) istinbatla görevli olduğuna,

4- Müçtehid olmayan avamın -yani bizlerin- fıkhî hükümlerde müçtehid âlimleri taklitlerinin vacip oluşuna delalet etmektedir. Zira ayette meselelerin hükümlerine vâkıf olmayanların ehl-i istinbata yani müçtehid âlimlere başvurmaları gereği beyan edilmektedir. [4]

Fahreddin Râzi’nin bu açıklamasına ilave edilebilecek bir şey yoktur. Özellikle son maddede geçen müçtehit imamlara tâbi olmanın vacip olduğu ifadesi, bir mezhebe tâbi olmanın mecburi olduğunu ve bu mecburiyetin Kuran ve Sünnet’ten kaynaklandığını göstermesi açısından çok mühimdir.

Mezheplerin Kuran ve Sünnet kaynaklı oldukları bu kadar açık iken, onları “beşeri yapılar” diyerek bir nevi İslam dışı göstermek isteyenlerin düşmüş olduğu büyük sapkınlığı bir düşünelim.

Konuya devam edeceğiz.

 

 

[1] Müslim, Fedâil 130; Buhari, İ’tisâm 2; Neseî, Hac 1; Müsned II, 258, 313, 467.

[2] Ebu Davud, Sünne 5; Tirmizî İlim 10; İbn Mace, Mukaddime 2; Müsned VI, 8.

[3] Ebu Davud, İmale 33.

[4] https://sorularlaislamiyet.com/ozel-dosya/mezhepler-dosyasi

 

Yorumlar