10368 Defa Okundu

“İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O’nun yolundan ayıracak başka yollara sapmayın…” (En’am: 153.)

Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat yolunu,

- Kaynağını Kitap ve Sünnet’ten alan,

- Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Onun rehberliğindeki Sahabe toplumu tarafından hayata geçirilen,

- Sonraki dönemlerde Tâbiîn ve Tebâitâbiîn nesilleri ve onların terbiyesiyle yetişen âlimlerle temsil ve tatbik olunan,

- Böylece on dört asır boyunca kesintisiz bir şekilde yaşanagelen,

- Hadis-i şerifle “sevâd-ı azam” diye haber verilen ümmetin kahir ekseriyetini oluşturan,

- Ve bütün bu sebeplerle de “sırat-ı müstakim” demek olan yol şeklinde tarif etmek mümkündür.

Bir cümleye sığdırmanın zorluğunu aşmak maksadıyla böyle madde madde, vasıflarıyla tanımlamaya çalıştığımız Ehl-i Sünnet, bir mezhep değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Sahabesinin yolu, kısaca İslam’ın kendisidir.

I- MESELENİN AKTÜEL BOYUTU

Sehven veya gafletle olacak ki, bazı kardeşlerimiz İslam’ın kendisi olan bu ana yola “Ehl-i Sünnet mezhebi” diyebiliyorlar.

Bu adlandırma birçok açıdan yanlıştır. İzah edelim:

Kelime ve kavramlar bir binanın yapıtaşları gibidir. Taşlar yerli yerine konmadığında binanın sakat olması nasıl kaçınılmaz ise, kelimeler yanlış kullanıldığında da mana, algı ve değerlerde sapmalar olur.

Ehl-i Sünnet’i “mezhep” diye tanımlamak başlıca iki büyük yanlışa sebep olur.

Bir: Bu, zımnen gerçek istikameti, sırat-ı müstakimi ifade eden Ehl-i Sünnet dışında başka yollar da olabileceği anlamına gelir.

İki: Günümüzde gündemi hayli meşgul eden Şianın da Ehl-i Sünnet’e muadil bir şekilde Kuran ve Sünnet ölçüleri çerçevesinde bir mezhep olarak algılanmasına sebep olur. Ki zaten Ehl-i Sünnet için “mezhep” ifadesinin kullanıldığı yazı ve konuşmalarda genellikle peşi sıra Şiadan da aynı şekilde bir mezhep olarak bahsedildiğini görüyoruz. Bu, farkında olmadan, “bidat ve dalalet”le gerçek “istikamet”i birbirine eşitlemek isteyenlerin tuzağına düşmek anlamına gelir.

Hâlbuki Ehl-i Sünnet yolu bir mezhep olmadığı gibi, aynı şekilde Şia da yapısı ve karakteri itibariyle bir mezhep değildir. Çünkü Şia doktrinini, akaid ilkelerini ortaya koyarken bir değil, birçok noktada Kuran ve Sünnet’i ihlal etmiştir. Bu ayrı bir yazı konusudur.

Her ne kadar İslam âlimleri Şiayı bidat ve dalalet fırkaları arasında saymışlarsa da hakikat, Şiiliğin gerek müntesiplerince, gerekse de oryantalistler tarafından İslam’a alternatif bir din gibi kabul edilip bu şekilde yayılmaya çalışıldığıdır. Araştıranlar bunun böyle olduğunu pek çok delille görebilirler.

Mezhep kelime olarak “gidilen yol, benimsenen metod ve görüş” demektir. Istılahta ise, müctehit âlimlerin fikir ve görüşlerini benimseyen insanların meydana getirdiği dinî ekollerdir. Yani dinin çerçevesi içinde kalan, o çerçeveyi aşmayan tali yollardır.

Buna göre “Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Sahabesinin yolu” demek olan Ehl-i Sünnet “din içinde tali bir yol” olarak tanımlanabilir mi? Bu mümkün değildir. Çünkü Hz. Peygamber ve Ashabının yolu, dinin bizzat kendisidir.

Aklın ve mantığın gereği ve zarureti açısından da Ehl-i Sünnet tali bir yol, bir mezhep sayılamaz. Çünkü mezhep bir yön takip ederek dinin gerçekleriyle buluşur. Hâlbuki Hz. Peygamber dinde merkez konumdadır. Merkezin yönü yoktur. Muhit merkeze tâbidir; merkez muhite tâbi olmaz.

II- EHL-İ SÜNNET’İN MEZHEP OLMADIĞINA DAİR KURAN’DAN VE HADİSLERDEN REFERANSLAR

Kendisi bir mezhep olmayan Ehl-i Sünnet, Kuran ve Sünnet’in çizdiği çerçevenin dışına çıkmayan itikadî ve amelî mezheplerin ve de tasavvufî meşreplerin bütünlüğüdür.

İslam âlimlerinin Ehl-i Sünnet’e delil teşkil ettiğini bildirdikleri bazı ayetler mealen şöyledir:

“Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar…” (Bakara: 137.)

Ayette Yahudi ve Hıristiyanların gerçekten iman etmiş sayılabilmeleri için, Hz. Peygamber ve Sahabesinin yolunu izlemeleri gerektiği anlatılıyor. İşte Ehl-i Sünnet yolu, küfürden kurtulmak üzere burada adres olarak gösterilen yoldur.

“Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.” (Nisa: 115.)

Bu ayette, karşı çıkıldığında sonunun cehennem olduğunun haber verildiği “Peygamberin ve müminlerin yolu” Ehl-i Sünnet yoludur.

Allah Resulünün Sahabesinin vasıflarından bahsedilen, onların kurtuluşa ereceklerine dikkat çekilen Tevbe: 100 ve Fetih: 29’da da Ehl-i Sünnet’in tek kurtuluş yolu olduğu ve ana yolu temsil ettiği mesajı verilmektedir.

Ve Kitab’a / Kuran’a vâris olan ümmet-i Muhammed’in “nefislerine zulmedenler”, “orta yolu takip edenler” ve “hayırda yarışanlar” olmak üzere üç gruptan meydana geldiğini haber veren Fâtır: 32. Ayet de Ehl-i Sünnet’e işaret etmektedir. Tefsirlerden öğrendiğimize göre ayetteki “nefsine zulmedenler”den maksat, hatalara, yanlışlara, günahlara düşen, ama “itikadında sapma olmayan” müminlerdir. “Orta yolu takip edenler”le “hayırda yarışanlar” zaten istikamet üzere olduklarından, bu ayet tamamıyla Ehl-i Sünnet camiasını ifade etmekte ve bunların Kitaba vâris olduklarını bildirmektedir.

Ehl-i Sünnet’in bir mezhep değil, İslam’ın kendisi demek olduğunu gösteren hadisler de vardır.

İki örnek verelim:

“Yetmiş üç fırka hadisi” diye bilinen hadis-i şerif mealen şöyledir:

“Ümmetim yetmiş üç fırkaya (parçaya) ayrılacaktır, biri müstesna bu fırkaların hepsi cehenneme girecektir.”

Bu uyarıyı duyan Ashab soruyor:

“Ya Resulallah! Kurtulacak olan fırka-yı naciye hangisidir?”

Allah Resulü şöyle buyuruyor:

“Benim ve Ashabımın yolundan gidenler (yani bizim gibi inanıp amel işleyenler).”

Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî’nin “Ehl-i Sünnet İtikadı” adlı kitabında bu hadis-i şerifin altında şu not yer alır:

“Bu hadis-i şerifi, büyük hadis âlimi İbn Mace Hazretleri Sünen adlı çok kıymetli kitabında zikretmiştir. Bidat ve dalalet fırkalarının propagandalarına kapılan bazı cahil ve gafillerin bu hadis için “aslı yoktur, mevzudur” demeleri, büyük bir edepsizlik ve küstahlıktır. Mezkûr hadis İbn Mace’den başka Tirmizi, Ebu Davud ve Darimi gibi büyük hadis imamları tarafından da rivayet olunmuştur.” [1]

Görüldüğü gibi hadis-i şerifte yetmiş üçe bölünen ümmetin yetmiş ikisinin dalalet ve bidat fırkası olduğu anlatılmaktadır. Dalalet, en genel ifadesiyle hak yoldan sapmak anlamına gelir. Bidat ise dinde olmayan görüş, düşünce ve uygulamaları dinin içinde göstermek demektir. Fırka-yı naciye dışında kalan yetmiş iki fırka, hadis-i şerifte her ne kadar “ümmetten” sayılmışsa da, bunların, içine düştükleri bidat ve dalalet sebebiyle azabı hak ettikleri anlaşılmaktadır. Yani bunlar İslam’ın hudutlarını çeşitli boyutlarda ihlal eden gruplardır. Bundan dolayı da cehennemliktirler. Kalan bir fırka ise Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’tir. Ama o fırka-yı naciye, yani kurtuluş yoludur; ikinci bir alternatifi olmadığı için mezhep değildir.

Nitekim fırka-yı naciyenin ne olduğunu soran Sahabeye Peygamberimizin “Benim ve Ashabımın yolu” diye cevap vermesi de, geride kalan bu son grubun, sahip olduğu “naciye” vasfıyla birlikte “fırka” olmaktan çıktığının ve mezhep de olmadığının açık delilidir. Bir yol Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ashabının yolu ise, ondan başka doğru yol olamayacağı aşikârdır.  

İkinci hadis-i şerife gelince:

Câbir b. Abdullah’tan gelen sahih bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) toprağa düz bir çizgi çizdi, bu çizginin üstüne elini koydu ve şöyle buyurdu:

“İşte bu Allah’ın yoludur.”

Daha sonra o çizginin sağına ve soluna da çizgiler çizdi, “Bunlar da değişik tefrika yollarıdır. Her birinin başında ona çağıran bir şeytan vardır” buyurdu. Bilahare şu mealdeki ayeti okudu:

“Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun. Sizi onun yolundan ayıracak başka yollara sapmayın.” (En’am: 153.) [2]

Görülüyor ki Hz. Peygamber (s.a.v.) çizdiği düz bir çizgi ile ana yol olan Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’i gösterdi. Diğer yolların da, her birinin başında bir şeytanın bulunduğu tefrika yolları olduğunu haber verdi. Sonra da bu manaya uygun olarak En’am: 153’ü okudu.

Bu demektir ki Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat yolu, bu ayet-i kerimede anlatılan, Allah’a götüren gerçek İslam yoludur; Kuran ve Sünnet yoludur; sırat-ı müstakimdir. Ayetin Ehl-i Sünnet’i anlatan bir hadisin içinde yer alması da çok manidardır. Hadis-i şerif adeta bu ayetin (En’am: 153’ ün) tefsiri mahiyetindedir.

Ayrıca hadiste İslam’a açı yapan fırkalar anlatılmaktadır. Fırka ise “tefrika”dan, yani “ayrılık”tan gelmektedir ve başka bir hadiste de “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” buyrulmuştur. (Münâvî, III, 470.)

“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın! (vela teferraku/ fırkalaşmayın)” (Âl-i İmran: 103.) mealindeki ayette de “ihtilafa düşmeyin, birlik olun, bölünüp parçalanmayın, ümmet-i Muhammed’in en büyük kitlesi olan Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat topluluğuna dâhil olun” mesajı verilmektedir.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) “Allah bu ümmeti dalalette birleştirmez...” (Tirmizî, Fiten,7.) ve “Ümmetim dalalet üzerine birleşmez. Öyleyse bir konuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde sevâd-ı azama (büyük çoğunluğa) tâbi olun.” (İbn Mace, Fiten, 8.) buyurmuştur.

İşte batıl üzere ittifak etmeyen, ümmetin bu en büyük kitlesi, sırat-ı müstakim üzere yürüyen Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’tir.

Netice olarak diyoruz ki Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat, Allah’ın razı olduğu, Kuran ve Sünnet yoludur.  Ona mezhep demek delilsiz ve mesnetsiz olup, mahzurlu birçok tartışmanın kapısını açacağı gibi, meseleyi siyasi polemik konusu yapmak isteyenlere de fırsat vermek olur; bundan sakınılmalıdır.   

 

[1] A. Ziyauddin Gümüşhanevi, Ehli Sünnet İtikadı, s:7. Arapçadan Tercüme Edenler: Abdulkadir Kabakçı, Fuat Günel. 7. Baskı, Bedir Yayınevi, İstanbul 1996.

[2] İbn Mace Mukaddime 2; Dârimî Mukaddime 23; Ahmed b Hanbel, Müsned I /435.

 

Yorumlar