EĞİTİM TARİHİNDEN BİR 20 YILLIK KESİT

EĞİTİM TARİHİNDEN BİR 20 YILLIK KESİT

EĞİTİM TARİHİNDEN BİR 20 YILLIK KESİT                                                             

Arkadaşlarım, onu herkes yazdı, sen de yaz dediler ya sustum uzun süre. İyi düşünmem gerekti. Niye?      20 yıl boyunca Mevlana anlayışıyla her iktidarla çalışmış bir eğitim tarihinin yolunu doğru tahlil  edip günümüze dersini de ortaya çıkarmak gerekti. Yazar, iltifat cilasıyla avutmaz ya da nemalanma amaçlı körtaraf olmaz, gerçeği gösterebilene yazar derim ben. Kurbanım gösterebilene de görebilen göze de!

Rasim Akın: 19 Mayıs Lisesi eğitim-kültür ocağının kesintisiz 20 yıllık müdürü. Rehber, önder ve lider… Yaşadıklarından ders alır da söyler. Kredili sisteme geçilince, yetkililere uymaz dedi bu sistem bize, ilçe nüfusu kadar öğrencim var. Dinlemediler ya çok da sürdürülemedi, kaldırıldı sistem.

Yardımcısı olmak istedim. Olmaz ki keşke olsa! İlçe nüfusunu geçtik ama hâlâ kadro vermiyorlar bize dedi. Gidip bu haksızlığı anlatayım mı? Anlat da görelim bakalım. Gittim Ankara’ya ilgili şube müdürünün önüne oturdum. Dedim ki benim kardeşim de bürokrat ama nedir bu bürokrasiden çektiğimiz? Hayır ola dedi, anlattım derdimi. Hak verdi bana ve sordu: Kaç kadro rahatlatır sizi?  İki olsa iyi olur da bire de razıyız cevabıma, o zaman iki verelim canım üzmeyelim sizi dedi. Bir beklerken iki kadroyu görünce Müdürüm, Bravo dedi yaptım seni muavin, biri de Kaya Bey olacak, ona da sözüm var. Okul çalkalandı bu olayla. Birkaç gün sonra idarî yargıcın eşi Nebiye kardeş dedi, ben de bu görevi istiyorum. Öyle ya kadro bana tapulu gelmedi ki onun da hakkı. Hiç önemli değil dedim, ikimizi de arz edin, takdir yönetimin. Yüzüme bir bakışı vardı ki ifadeden acizim! Hemen gitti amirine,  ardından bakakaldım. Döndüğünde kapıda karşılaştık, koydu elini omzuma dedi ki “Hayırlı olsun Efendi!”

1.5 yıl boğuştuk kredili sistemle, Esma kardeşimle el ele. Esma kardeşin de zor günleriydi. Ona destek olmak için gülmesini sağlamaya çalışıyordum belli etmeden, bazen Ayla kardeşimle inadına kavgaya tutuşurdum ki gülebilsin de hayatına ayakkabısını çıkarmadan girenlerin derdini unutsun.

Kredili sistem yoğunluğu karabasan gibi üstümüze çöküyordu durmadan. Sonra baktım ki okumaktan kalıyorum, yazarlık tutkum da var, dedim Müdürüm ben ayrılayım, Nebiye kardeşim de denesin bu işi. Ayrıldım ama Hami Bey emekli olunca Esma kardeşim beni ısrarla yeniden davet etti yöneticiliğe. Kredili sistem kalkmış yoğunluk da azalmıştı. Büyük ve güçlü bir aileydik biz. İyi eğitim için kafa yorar, sürekli beyin fırtınası yapardık. 2001 yılına kadar sürdü bütün ülkeye model düzenimiz, dirliğimiz. Trabzon’dan bile öğrenci talebi geliyordu başarımıza. Derken… yeni hükümetin Bakanı Metin Bostancıoğlu müsteşar yardımcısı Özcan Tekiner’i gönderdi Samsun’a. Sınavla en iyi eğitimcileri seçip yönetici yapacaklarmış. Artık öğretmenin kartviziti kendisi olacakmış. Müdür Bey, yürümez dedi, eğitim iş içinde olur! Oysa biz heyecanlanmıştık. Sınava odaklandık. Koca okulda Ahmet Yağ kardeşimle ikimizdik kazanan. İlk ben gitmiştim eğitime. Hoca, git yönetim işini oku öğren de gel hele bakalım demişti bana, gülen mavi gözlerin ironisiyle.

Gittim Yalova’ya eğitime. Ancak sertifikamı alıp döndüğümde yerinde yoktu. Alınmıştı görevden. Niye? Kimseye görünmeden okulun bir kuytu köşesinde namaz kılıyor diye. Oysa biz Atatürk’ü anma programlarını hep onun yönetiminde yapıyorduk. Başı da göğe değiyordu etkinliklerimizle.

Sarmıştı arkadaşlar çevremi. Sertifikalıydım ya hani, arkadaşlarım onun yerine benim geleceğimi dillendirmeye başlamışlardı. Ancak çok geçmeden Hocanın en yakın iltifatçılarından biri  vekaleten atandı. O yüzden ben aşırı iltifatı da yapanları da hiç sevmem.Tarih de yazar bunu. Nice saltanatlar, ben duygusunu körükleyen kraldan çok kralcı iltifat canbazlığı maskesi takabilenlerce  yıkılmadı mı?

Okulda soğuk rüzgâr esiyordu. Herkes sus pustu. Oğlumun da öğretmeni Filiz kardeşim kapıda beni görünce gülme krizine tutulmuştu ki o anı hiç unutamam! Bu kriz haksızlık acısının feryadı gibiydi. 

Koştum Ankara’ya, bizim eğitimimizden sorumlu Genel Müdür Yardımcısına. Dertlendim: Bize sertifika verdiniz ya hiç idareciliği olmayan arkadaşı çeyrek asırlık müdürün yerine bana rağmen atadılar. Öğrendi telefonla haksız atama nedenini. DSP il yönetiminin tasarrufuymuş, zaten şube müdürü olacakmışım, takmamalıymışım kafama. Bekledim bir süre ama atanmadım.  Soruyordu vicdanım: Acaba dürüst Ecevit’in böylesi tasarruflardan haberi var mıydı? Haydi ulaş ulaşabilirsen(!)

Üzüntüm beni kavuruyorda ya Müdür Bey, sakin mavi gözlerle dedi ki Olanda hayır ara, iyi günlerde değiliz, beterin beteri var; dua edelim inşallah bir gün hak-adalet duygusu baskın çıkar.

Hey gidi günler! Hoca, eğitimci sabrını sunuyordu bize yine. Tıpkı sıra çiziklerini her sabah okula en erken gelip temizlediği gibi. Bir nöbetimde sormuştum kendisine: Bu ne sabır Hocam? Sabır ya sabır… anlamıyorsun işte, eğitim sabırla örnek olma işidir dedi ve ekledi: Çocuk çizecek, karalayacak sen de sabırla sileceksin; ona yılmadan iyiyi, güzeli, temizi gösterirsen zamanla bıkar kirletmekten. Sen yılmayacaksın o yılacak, eğitim sözle değil göstermekle olur.

Eğitim bilimci Sayın Bakan! Yola bir milyon öğretmen bir milyon görüş diye çıktın ya haberin var mı eğitim tarihi Müdür Rasim Akın’dan. Küçücük bir köyde başarılı olan, yaptıklarını da emperyalist ABD   de bir eğitim vakfına gönderdiği için başarılı 50 öğretmen arasına seçilen genç öğrencini ekranlarda örnek gösteriyorsun. Ancak unutma ki şimdi köyler en rahat görev yeri. Niye? Daha özgür öğretmen. Öğrencinin başarısına, iletişim gücüne sözüm yok. Ancak okuluna talep oluyor mu? Yanlış politikalar sonucu tıklım tıklım kentlerin insan deposu okullarında bu başarıyı gösterebilir miydi öğrencin? Etkinliklerine müdahale etmezler miydi? Ver merkezdeki kalabalık okula da bak adım attırıyorlar mı? Bir tiyatro oyununu geçirmek için neler çekerdik biz? Git de sor Müdür Rasim Akın’a. Ülkeni iyi tanımanın yolu bu Sayın Bakan! Yabancı araştırmacı ve bilim adamlarını okuyup nutuk atmak değil. Merhum Orhan Veli ne demişti? Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!

2001 krizini doğuran neydi acaba? Her alanda politik benbenciliği öne çıkarıp devletin temeli adaleti çiğneyenlerin önünü açmak; sonra da burası Türkiye burada her şey olur sloganını insanların zihnine kazıya kazıya milleti küçültmek, aşağılamak değil miydi? Ne oldu sonunda? Bankalar hortumlandı, Dürüst Ecevit’in başına anayasa kitapçığı, önüne de esnafın kasası atıldı. Kan ağlıyorduk insan insan!

İstanbul Belediye Reisi, hizmetleriyle dikkatini çekmişti milletin. Ona da haksızlık yapılmıştı defalarca. Bu yüzden çevresinde bir Erdemliler Hareketi başlamış, adım adım ilerliyordu. Nihayet Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. Heyecanlandım, coştum. Ta 1981’de yazdığım roman sözümün adıydı bu.

Darbeye aldanıp da “Şükür kurtulduk, demek bize dipçik lazımmış.” diyen vatandaşa, başka bir karakter aracılığıyla “Kaç yıl geriye gittin, adaletten kalkınmadan söz edebilecek misin artık?” sorusunu sormuş, demokrasiye pusu kuranlara karşı da Cumhuriyet Öğretmeni şiirimi yazmıştım.

Haksızlıklardan biri de bize vurmuştu. Mehmet Kurt kardeşimle el ele koşmaz mıyız hemen kurucu İl Başkanı, bugünkü Belediye Başkanı Mustafa Demir’in yanına. Bir gün Erdemliler haksızlıkları düzeltir, nasıl olsa dönerim geri diye en verimli çağımda emekliliğimi de istemiştim. Lakin olmadı, dönemedim.

2001’den beri Adalet ve Kalkınma Davası dediğim hareket içinde, Atatürk felsefesi ve cumhuriyet öğretmeni kimliğimden asla kopmadan koşturdum, aday adayı da oldum. Ancak süreç içinde gördüm ki ortada dava falan yok, adaletin adı koyulmuş yalnızca, hayal kırıklığım son safhada. Dönek değilim asla. Ancak dava kesin liderlik ve belli kişilerle parti diye aşiret oluşturmaksa ben yokum, olamam!   Bu acı süreci yazacağım haftaya…Milletim de olan bitene kalmadı seyirci. 800 bin üstünde oy farkıyla dersini verdi, dünya gelimli gidimli; aşırı iltifatçılara kapılıp ne oldum değil, ne olacağım demeli!

5 haftadır yazmıyorum, yazamıyorum; mahcubum çok! Bunu Saygıdeğer dostum Ak Parti Grup Başkanı Prof.Dr.Naci Bostancı’ya da yandım mesajla. Karşılaştığım tüm dava arkadaşlarıma da. Üzüldüler hep. Karanlık dehlizlere umutsuz gözlerle bakar gibi bakakaldılar yüzüme. Suskun ve derin…

Eğitim tarihinden 20 yıllık bir kesit Müdür Rasim Akın’ın hak-adalet duasını kabul etsin Allah’ım! Kendisine uzun ömür ihsan etsin! Yabancı araştırmacıların ve liyakat gözetilmeden atananların değil, onun gibilerin ışığına bakılmasını arz ediyorum eğitim-kültürde ilerleyemedik diyen Bizim Reis’e!

Yorumlar