EĞİTİM… EĞİTİM… EĞİTİM… (2)

EĞİTİM… EĞİTİM… EĞİTİM… (2)

Sorsalar bana Türkiye’nin en büyük meselesi nedir diye, tereddütsüz eğitim derim. Neden? Çünkü eğitim insanı ve toplumu şekillendiren, devletlerin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişimini sağlayan, devlet ve millet hayatının en önemli iş ve işlevidir. Eğitim; milli varlığımızın harcı, milli kültürümüzün anahtarı, kalkınmanın, refahın ve huzurun temeldir, tepesidir, her şeyidir. Eğitimi yaz- boz tahtası haline getirirseniz, Siyasi birtakım tercihlere, günübirlik politikalara, adam sendeciliklere kurban ederseniz ülke ve millet olarak sorunlar yumağına duçar olur; ezilir, yok olur, gideriz.

Hani atalarımızın bir sözü vardır; “görünen köy kılavuz istemez.”,diye; işte biz tam da o noktadayız. Varlığımızın ve devamlılığımızın olmazsa olmazı eğitimimizi bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman bırakın yerinde saymayı sürekli geriye gitmektedir.

Ne dedik: eğitim uzun soluklu bir uğraştır, on beş yıl yarınlarınızı ellerine teslim edeceğiniz insanlara yatırım yapacaksınız sonra da onlardan yeterli dönüşümü alamayacaksınız. Eğer yaptığınız yatırım; size, ülkesini seven, yükselmesi için katkı sunan bireyler olarak geri dönmüyorsa, sizin ekonomik olarak büyüme, refah toplumu olma şansınız yok demektir.

Geçen yazımda Cumhuriyetle 67 milli eğitim bakanının görev yaptığını; ancak görev yapan bakanlardan Hamdullah Suphi Tanrıöver, İsmail Safa, Hasan Ali Yücel, Orhan Dengiz, Mustafa Üstündağ ve Avni Akyol’un dışında kalanların %50 sinin hukukçu, geriye kalanların da doktor, mühendis, asker, iktisatçı, ziraatçı, gazeteci, akademisyen olduğunu söylemiştim. Şimdi, ilkokulu, ortaokulu, liseyi kendi okuduğu zaman ve durumla sınırlı olarak tanıyan bu kişilerden eğitim adına reform yapmasını beklemek yahut eğitimi süründüğü yerden ayağa kaldırmak mümkün mü?

Bakanları böyle de hamuru insan olan, onu yoğurup şekillendiren öğretmen ve öğretmenlik mesleğinin durumu nasıl? Gelin bir de meseleye peygamber ocağı öğretmenlik mesleğinden bakalım.

Bir zamanlar bu ülkede kafası en çok çalışan, başarılı ve zeki olan çocuklar sınavlarla öğretmen okullarına alınıyor ve oralarda görev yapacakları yöre insanı ve koşulları da göz önüne bulundurularak yetiştiriliyordu. Sonra gizli bir el bu okulları kapattı. Eğitim Enstitüleri vardı; ortaokullar için öğretmen yetiştiren müesseseler, oralardan mezun olan en başarılı öğrencilerin seçilerek gönderildiği yüksek öğretmen okulları vardı. Ne oldu? Hepsi kapatıldı. Sonuçta geleceğimizi kucaklayacak çocuklarımızı, rol model olacak öğretmenden mahrum bıraktık.

Şu bir gerçek ki biz, öğretmenlerimizin refah seviyeleri ile birlikte kalitesini yükseltmediğimiz müddetçe ister çocuklara tablet dağıtalım, ister; isterse sınıfları akıllı tahta ile donatalım hatta isterse her öğrenciye bilgisayar verelim; sonuç alamayız. Bilindiği üzere günümüzde bilgiye ulaşmak parmaklarımız kadar yakın; ancak eğitim bilgi demek değil. Eğitim, kişiyi ruhen ve bedenen mükemmelleştirmedir. Bu işin ustaları da öğretmenlerdir. İşte o nedenledir ki biz, bu işin ustalarının refah seviyeleri ile birlikte bilgi ve yeterlik seviyelerini yükseltmek mecburiyetindeyiz.

Yine maalesef diyeceğim öğretmenlerimiz, bilgilerini güncellemiyorlar. Kendini yenilemeyen, güncellemeyen öğretmenden sağlıklı nesiller yetiştirmesini beklemek beyhudedir. Diyeceksiniz ki bu sisteme bu öğretmen… Haklısınız! Sorsalar veliye; “en iyi öğretmen kim?” Eminim, benim çocuğumu sınava en iyi hazırlayan, onun katılacağı sınavda başarılı olmasını sağlayacak öğretmen”, der. Niye? Çünkü çocuğu hayata değil, sınava hazırlamayı temel alan, geleceğini dört veya beş çeldiriciye mahkûm sistem, bunun böyle olmasını istiyor.

Günümüzde iki kaynaktan öğretmen temin ediliyor. Birincisi öğretmen yetiştiren eğitim fakülteleri, ikincisi üniversitelerdeki değişik fakültelerin ilgili bölümlerinden mezun olanlar. İstatistikler, her iki kaynaktan mezun olan öğretmen adaylarının kendi dallarında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını göstermektedir. Bakın, sınıfa gönderdiğimiz ve öğrenci yetiştirmesini istediğimiz öğretmenlerin kendi dallarındaki yeterliliklerine:

 Eğitim fakültesi çıkışlılar: Türkçe: 50 sorudan 30 doğru; matematik: 50 sorudan 17 doğru; fen bilimleri 50 sorudan 12 doğru; Sosyal Bilimler: 50 sorudan 24 doğru. (Kaynak ÖSYM)   Bir de çeşitli üniversite veya yüksek okullardan mezun olup da liselerde öğretmen olmak isteyenler var. Peki, bunların başarı oranları: Yine elli soruda edebiyat:18, tarih: 21,coğrafya: 24, İngilizce:24, din kültürü: 29, Matematik: 12, fizik: 16, Kimya: 16, biyoloji: 21(Kaynak ÖSYM) 

Şimdi, şapkamızı önümüze koyup düşünelim. Kendi dalında böylesi bir sonuç alan öğretmen adayı, öğrencisine ne verebilir? Özeti; dalında uzman öğretmen yetiştiremiyoruz. Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen gibi peygamberlik mesleği olan bu yüce mesleğin içerisine ayırım sokulursa işin içerisinden çıkmak daha da güçleşir.

Kısacası önce iyi ve kaliteli öğretmen yetiştirtmenin yol ve yöntemlerini bulunmalı ve uygulanmalı. Her öğretmen dalında yeterli olacak şekilde yetiştirilmelidir. Öğretmen adayları, araştırma yapabilecek ölçüde bir yabancı dil bilmeli, eğitim fakültelerinde teorik derslerin yanı sıra pratik derslere ağırlık verilmeli fakültelerde sınıf ortamını yaşatır bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.

Devam edecek…

                                                                          Hadi Önal, 29 Nisan 2018/ Elazığ

 

Yorumlar