548 Defa Okundu

Ayetlerinin en yücesi (Ayetel Kürsî) ne buyuruyor? Daima diri, daima var olan (hayy); bütün varlıkları ayakta tutan, görüp gözeten (kayyum) Allah’ın ilahî ilminden onun dilediği kadarından başka hiç kimse hiçbir şey kavrayamaz.

Diğer canlılar doğduktan sonra birkaç saat içinde kalkıp ayakları üstünde durabiliyor. Ancak insan doğduktan sonra en az bir yıl kucaktan indirilemez ve ana bakımına muhtaçtır. Dikkate şayan değil mi ki yaradılanların en acizi olarak doğan insan, kendisine Allah’ın ihsanı ilim ve canlıların en asili nitelemesiyle nasıl, neden, hangi görevle güçleniyor süreç içinde? Ona büyük sorumluluk verildiğinin göstergesi değil mi bu? Allah’ın kürsüsünde görüp gözettiği, ilahî bir dengeyle koruyup kolladığı evrendeki bu görev ve sorumluluğunu unutuyor hep insan. İlahî dengeyi; hakkı, adaleti unutuyor. En büyük benim, her şey benim hükmümde olsun diye diye, birbirini de kıra geçire, kendine emanet verilen nimetleri de fütursuzca tükete tükete bozdu bu ilahî dengeyi. Düşünmedi hiç düşeceğini, hesabına ağır ödeyeceğini!

Yıl 2020, kral tacı koronaya benzeyen bir virüs boğaz ve ciğerlere sinsice çöküp duruyor şimdi. Ağa, paşa, bey, efendi, başkan, yiğit, komutan, zengin, fakir…demiyor hiç, öylesine adil düzenle salgın oldu da salınıyor ki can can kendince. Bu İlahî ilme hiç akıl ermiyor, düşünmediğiyle düştü insanlık acze yine, kuru öksürükler ve ateşler içinde!    

Ortadoğuyu karmakarış eden, Suriye’de kendi halkını katleden, çıkar hesapları yüzünden el ele verip “Senin dinin islâm, kendinden saymadıklarını da öldürmeyeceksin demiyor mu?” sorusuyla zalime dur diyeceğine, sadece 2019 yılı için 1 trilyon  822 milyon dolar askerî bütçe ayıran dünya, özellikle de medenî geçinen Batı şaşkın! Türkiye’nin başlattığı bir alkış tufanıyla sağlıkçılara yöneldi çaresizce. Hani trilyonlar gömdüğünüz silahlarınız? Niye vurup öldürmüyorsunuz koronavirüsü, niye? Düşünmeden düşmek diye buna derim ben. O trilyon dolarlar, insanlığın sağlığı için görünmez virüslere; açlığa, sefalete, denizlerde boğulan Aylan Bebelere harcansaydı acaba bugünleri yaşar mıydık?

Bugüne kadar vebalar, sıtmalar, cüzzamlar…ne salgınlar yaşadık dünyaca. O salgınlara canlar vere vere çareler bulduk elbette ama hiç unutulmasın ki yine İlahî ilmin insaf eden izniyle. Lakin savaşlar da yaşadık da akıllanamadık gitti bir türlü. Diyemedik, diyemiyoruz niyeyse dünya ölümlü. Ne gerek egoya teslim olmaya, en büyük benim, hüküm benim diye  diye çatışmaya. Büyük olan, ulu olan Allah! Hüküm onun; kürsü onun, emir onun! Hep demiyor mu iyi olun, doğru olun, huzur bulun? Nimetler sundum size, yeter hepinize demiyor mu?  

Savaşları bıraksak da yalvarsak Allah’mıza:İlahî ilminden ihsan et bize! İyi ve doğru düşünelim de düşmeyelim hiç. Tövbe ettik, buyurduğun ilahî denge ve düzenle huzur içinde yaşayalım desek, acımaz mı bize? Güç ver de bulalım cahilce bozduğumuz ilahî dengenin ürettiği her derde çare. Demez mi ey kullarım tövbeniz kabul, uyun ilahî adaletime? Belki de git gide bütün ölümlerden kurtuluşun ilim yolunu da açar bize, yer de gökler de onun kürsüsü, onun gözetiminde değil mi, böyle buyurmuyor mu Aytel Kürsî ile? Hikmetinden kim sual edebilir ki?

Şöyle bir hatırlayalım şanlı yakın tarihimizi nasıl yazdık: Canavarlaşan Batı, Çanakkale’ye sürdükleri sömürgelerle üstümüze geldi de ne oldu? Mehmetçik aldığı şahadete yürü emriyle düşürmedi mi onların kem düşüncesini? Anadolu Kurtuluş Savaşı’nda da düşünmedikleriyle karşılaşınca düşmediler mi? Cumhuriyeti kurduk, dünyadaki huzur ve barışa katkı için ne düşerse üstümüze yaparız dedik de ne oldu? Kurucumuz ardından yine devam etmediler mi üstümüze gelmeye?

İktidarlarımızı sinsice faaliyetlerle acze düşürüp ideolojik iç çatışmalara sürükleyerek darbelerle vesayet altına almadılar mı bizi? Ancak bugünkü liderimizin dirayetiyle fora olmadı mı sinsice, haince foyaları? 15 Temmuz darbe girişimi bile düşündüler ama hiç düşünmedikleriyle karşılaşıp düşüvermediler mi yine? Sınır ötemizde düşündükleri oyunlarını da bozmadık mı yine şehitler vere vere. Hırslarına boğulup düşünmedikleriyle düşmüşlerken koronavirüs geldi şimdi de. Ey kendini üstün gören Batı! İlahî adalet bu işte. Hesap gününe inancınız yoksa bile dünya hayatı içinde de ödersiniz hesabınızı hiç düşünmediğiniz şekilde. Ödemediniz mi geçmişte? Tarih yazmıyor mu?

Milletimin birbirine husumet besleyenlerine de şu fıkrayı sunayım: Birbirine düşmanlığa şartlanmış Temel ile Dursun adalet önünde yargılanıp idama mahkûm edilince son istekleri sorulmuş her ikisine de. Temel demiş “Anamı göreyim.” Dursun da bu isteği öğrenince demiş “Son arzum, Temel anasını görmesin!”  Yazık ki günümüz siyasî rekabetine taraf olanların hali bu. Yeter bitsin artık hep ben ben demek için hasetlik, vesvese, fitne, fesat, büyücülük, hainlik…Engin ol gönül engin ol türkümüz olsun!

Oku ilahî ayetleri de yücelt ruhunu ey milletim! Kem düşünce ve kararlar üstü kararlar var: De ki insanların Rabbine sığınırım, hükümdarına, ilahına! O sinsice vesvese verenin şerrinden; gerekse cinlerden, gerekse insanlardan…her yaratığın şerrinden, düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden, haset ettiği zaman hasetçinin, karanlığı bastığı zaman gecenin şerrinden.Ve yine        de ki Allah’ın yardımı geldiği zaman artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlanma dile, o tövbeleri muhakkak ki kabul edendir.

Titre de kendine gel ve tövbe et ey insanlık, titre titre…Adaleti düşünmedikçe düştün, almazsan dersini ısrarla düşersin yine!

Yorumlar