624 Defa Okundu

Başımıza gelen birçok hadiselerden, insanı ve kâinatı doğumundan ölümüne kadar, tarihten bu güne kadar çok büyük bir iradenin idare etmekte olduğunu biliyoruz.

Süfli âlemin kapısında, şöhrete, şehvete, servete, güvenceye, eşyaya, dünyaya götürecek vasıtaların, şatafatlı bir hayatın peşinde koşup duruyoruz.

Bazen okuduğumuz bir söz fırtınalar koparır ruhumuzun derinliklerinde...

“Üç günlük dünyanın,

İkinci günündeyim.

Ne ilk günün hevesi,

Ne de üçüncü günün korkusu var...”

Mânâ yoksunluğunun had safhada olduğunun farkına vardırır yeryüzü mesaisinde.

Oysa sadece senin sorunun değildi bu...

İnsanlık her alanda mânâyı yitireli çok olmuştu.

Hakkı hakikâti menfaatinin önüne anlamayanların dünyasıydı bu...

Verdiğimiz selamın, ettiğimiz kelâmın, attığımız bir çok adımın rant üretme gibi trajikomik bir sebebi var sanki...

Her eylem bir hinlik...

Her münasebet bir menfaat öncülü...

Her türlü etkinliğin mukaddesat kurallarına göre değil, ekonomik amaçlara ve çıkarlara göre düzenlendiği bir çağda yaşıyoruz.

Kendimizden, kendi çıkar ve menfaatimizden başka görebildiğimiz, düşünme hassasiyeti gösterebildiğimiz hiçbir mesele ve hiçbir değer yok gibi…

Bir nefislerimiz ve bir de süfli emellerimiz hüküm sürüyor.  

Hangi dalı çiçek bürümez?

Hangi çiçek bal vermez?

Hangi bağda bülbül ötmez?

Hangi dağda kurt ölmez?

Onu çok iyi biliyoruz.

Kandile yağ nerden ve kimden damlar?

Nerden cebim dolar?

Onu da çok iyi biliyoruz.

Bolluk o dereceye kadar vardı ki villalar, arsalar, sırçalı köşkler, rezidanslar, her kapıda çifter çifter arabalar, yazlık ayrı kışlık ayrı evler, her ilde daireler çoğaldı da çoğaldı.

Ama günden güne eksilen bir şey var: Mânâ

Madde mânâyı, dünya Mevla’yı unutturdu bir çoğumuza...

Özellikle pandemi sürecinin aile, akraba ve cemiyet bağlarını gevşetici etkisi karşısında muhkem irtibatların kurulması da mânâ yoksunluğunun telafisi de kolay olmayacak.

Öncesinde de kısmen varolan bu duyarsızlığın cezası İlahi adalet tarafından milyonlarca insanın 17 günlük karantinaya mahkum olması şeklinde olmuş olabilir.

Bireyselliğin katmerlendiği, maddenin mânâya galip geldiği, dünyaya haddinden fazla değer atfedildiği kısır döngüye denk; envanterimde kayıtlı olan bir hikaye aklıma geldikçe düşünüyor, düşündükçe aklıma geliyor!...

Bu kısır döngüyü bu hikaye ile netleştirelim.

……

Tımarhaneye yeni düşen bir deli, binayı dolaşırken bodrumda bir koridor keşfetmiş. Bakmış ki on beş yirmi deli bir kapının önünde kuyruk olmuşlar, kapıdaki bir delikten içeriye bakıyorlar. Bu da kuyruğa girmiş. Sıra kendisine gelince deliğe gözünü uydurup bakmış ama bir şey görememiş. Dikkatle bakmış yine bir şey görememiş. Daha da bakacakmış ama arkadakiler acele etmesini söylemişler. Böylece yerinden ayrılıp tekrar kuyruğa girmiş. Ve bu böylece akşama kadar devam etmiş. Velakin her defasında bir şey görememiş.

Ertesi gün ve ertesi gün yine aynı şey sürüp gitmiş. Delilerin her biri deliğin önünde sadece birkaç saniye kalabiliyor, hiç biri yeteri kadar bakamıyormuş. Zira bodrumdaki koridoru ve “deliğe bakma” olayını keşfedenlerin sayısı artıyor ve kuyruk büyük bir izdihama dönüşüyormuş. Bizimki bir ay kadar sonra yine kuyrukta sırasını beklerken önündeki deliye demiş ki:

-Yahu, tam bir aydır burada kuyruğa giriyorum. Her gün beş altı kere de sıra gelmesine rağmen hiçbir şey göremedim.

-Hop hooop, demiş beriki;

-Biz bir yıldır bakıyoruz da bir şey göremedik.

Kalın Sağlıcakla…

Yorumlar