3168 Defa Okundu

“Don't throw the baby out with the bathwater”  sözü İngilizlere aittir.  

Malum Avrupalılar ile Türklerin vücutlarını temizleme şekilleri farklıydı/farklıdır.

Türkler yani Müslümanlar suyu vücutlarının üzerinden akıtarak yıkanırlar.

Yani yukarıdan aşağı doğru dökerek yıkanmayı tercih ederler.

Batılılar ise banyo küvetlerinde, lavabolar ve leğenlerdeki durgun suyun içinde “temizlenirler”.

“Don't throw the baby out with the bathwater” (Bebeği banyo suyu ile atmayın) deyiminin hikâyesi şöyle: 

1500’lerde İngiltere’de halk, senelik banyolarını Mayıs ayında yaparlarmış.

Yılın Haziran ayında da evlenmeyi tercih ederlermiş.

Öğrendiğimize göre İngiltere’de o tarihlerde banyo şöyle yapılırmış:

Banyolarda veya müsait olan yerlerde içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçı varmış.

Evin erkeği, temiz suyla yıkanma imtiyazına sahip.

Evin reisi temiz ve sıcak banyoda “temizlendikten” sonra sıra  ailede “kadınlara” gelir.

“Kadınlar” ifadesinden anlıyoruz ki, bizim Jöntürklerin “bayıldıkları” İngiltere’de taaddüd-i zevcat” varmış.

Yani çok evlilik.

“Kadınlardan” sonra “temizlenme” sırası erkek evlatlardadır.

Şimdi tekrar hatırlayalım:

Evin reisi baba yıkandı.

Fıçıdaki su değişmedi.

Ailenin “kadınları” yıkandı (kaç adet ise!)

Su yine değişmedi.

Şimdi sıra ailenin çocuklarında.

Elimizdeki bilgilerde belirtilmiyor ama kuvvetle muhtemel “erkek” evlatlar önceliklidir. 

Önce erkek evlatlar ve sonra kız evlatlar yıkanır.

Fıçıdaki “değişmeyen su” İngiliz ailesini “temizlemeye” devam ediyor.

En son sıra ailenin en son evladı olan küçük bebektedir.

Suyun rengi  artık koyulaşmıştır.

Bu koyu  suyun içinde küçük bebek “görünmez” hale geliyor olmalı ki, fıçı suyu boşaltılırken bazen bebekle birlikte atılırmış.

İkaz maksadıyla İngilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi bu ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmış.

Hikaye bu.

Bu hikayeden anlaşıldığı kadarıyla İngiltere’de “erkek” olmak  bir imtiyaz!

Jöntürkler 18. Asrın sonlarına doğru “meşrutiyet, meşrutiyet” diye avaz avaz bağırırken İngilizlerin  bu yönünü biliyorlar mıydı, bilmiyorum  ama şunu biliyorum:

Bu Jöntürklerden bir gurup genç, İngiliz Büyükelçisine ait arabanın atlarını çözüp kendilerini atların yerine koyarak arabayı “çekmişlerdir”.

Biraz tuhafınıza gitti, değil mi?

Bizim memlekette ya ifrat veya tefritten kurtulamıyoruz, köklerimizden uzaklaştığımızdan beri. 

Jöntürkler ve bunların çizgisini takip eden İttihatçılara mensup bir kısım gençler İngiliz sefirinin arabasını kendilerini “beygir” yerine koyarak çektiler.

İkinci Meşrutiyetin ilanından bir hafta sonra yani 31 Temmuz 1908’de gerçekleşti bu tuhaf hadise.

Memlekette “bayram” vardı o günlerde. İttihatçıların “sayesinde!”

İngiliz büyükelçisi neye uğradığını şaşırmış ve aynı gün Londra’ya çektiği telgrafta şunları ifade etmişti:

“Politik tecrübeden mahrum, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu”…

Büyükelçinin ifadesine  dikkat ediyor musunuz?

“İyi niyetli çocuklar!”.

Aynı lafı Amerikan CIA şefi de  12 Eylül darbesini yapanlar için  “bizim çocuklar işi bitirdi" şeklinde söylemişti.

Bu “bizim çocuklar” Tanzimat’tan beri ülkeyi  idare ediyorlar.

Darbeler yaptılar.

Bu darbelerin bazılarını “bayram” olarak “yedirdiler” milletimize.

Bunlardan biri İttihatçıların ilan ettirdikleri II. Meşrutiyettir.

Bu “bayram” Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar devam etti.

İngilizperestlerin kulakları çınlasın!

İngiliz kuklası olan C. Afgani’yi yere göğe sığdıramayanların da kulakları çınlasın!

Demek ki, “temiz” olmak için önce kendimiz olmamız lazım.

Kendi değerlerimizi hatırlamamız gerek, fakat derviş kılıklı avcılardan değil!

Bilmem anlatabildim mi?

Akıllı insanlara cümlenin tamamı söylenmez.

 

Yorumlar