Doğrusu ne demedikçe...

Doğrusu ne demedikçe...

Doğru habercilik 5N – 1K düsturuna uyar... Bir haberin kalitesine okurlar veya izleyiciler bu temel gazetecilik kaidesine bakarak karar verirler..

Bir basit misâl verelim: Acelesi olan 29 yaşındaki Amerikalı turist Jonatan W. Pazartesi gecesi saat 23:30 sularında özel otosuyla İstanbul – Ankara karayolu üzerindeki bir virajda geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybetti... Polisin yaptığı açıklamaya göre viraja son derece hızlı giren turist Jonatan W.’ye ait otomobil savrulup yoldan çıktı ve taklalar atarak parçalandı...

Bu haberde 5N 1K soruları (Kim?, Ne?, Nerede?, Ne Zaman?, Nasıl?, Niçin?) kısaca cevaplanıyor... Biz bunları 5N 2K olarak genişlettik..

  1. Ne (ölümle sonuçlanan trafik kazası) 2 Nerede (İstanbul – Ankara karayolu üzerindeki bir virajda) 3. Ne zaman (Pazartesi gecesi saat 23:30 sularında), 4. Neden veya niçin (viraja son derece hızlı girdiği yani acele ettiği için) 5. Nasıl (savrulup yoldan çıkmak suretiyle, taklalar atarak).
  2. Kim: (29 yaşındaki Amerikalı turist Jonatan W.) 2. Kaynak: (Bir haberin olmazsa olmazıdır... Haberde: Polisin yaptığı açıklama haberin kaynağıdır).

Haberde bu unsurlardan biri veya birkaçı eksikse, (hasseten bilgi kaynağı nereden öğrendik) müphem veya yok ise, bilin ki o haber büyük ihtimalle uydurmadır... Günümüzde uydurma veya masabaşı (asparagas) haberler hayli  çoğaldı ágâh olmakta fayda var...

**

Hani TRT1 televizyonunda haber öncesi söyleniyor ya, “yalanların sonu gelmez, doğrusu ne demedikçe” Bu husus da çok önemlidir.

Daima araştırmacı olunmalı bütün unsurları olsa da bir haberin başka kaynaklardan da teyidi yapılmalıdır.

Teyidi yapılamıyorsa beklenmelidir. Her duyduğu şeyi yaymak kişiye yalan olarak yeter. Oysa Müslüman asla yalan söylemez öyle değil mi?

Asparagas nasıl gazeteciliğin yüzkarası ise şayia da böyledir.

Atalarımız bazı kötü veya kötülük yayıcı haberler için “şuyuu vukuundan beter” demişlerdir. Yani bazı şeylerin dedikodusunun yapılması, aslı astarı olmayan söylentilerin yayılması, gerçekleşmesinden daha fenadır...

Meselâ bir insan için iffetsizlik şayiası çıksa bu olmasından daha kötü daha fena tesirler meydana getirir.

“İbadet de gizli, kabahat de gizli” denilmiştir. Kabahat gizli kalmışsa Allah indinde afvı ümit edilir. Cerhen yani açıkça işlenen günahlar ise böyle değildir. Böylesine günah-ı facire denilir.

Açıkça, günah işlemekten çekinmeyenlere “fasık-ı mütecahir” denir. Dinsizliğini ilân edip duran, bunu açıklamaktan çekinmeyen kâfirlere ise kefere-i facire (veya fecere) denilir.

**

Bir de “yalan haber” vardır... Meselâ üstad Mehmed Şevket Eygi hakkında yapılan “Genelkurmay İstihbarat’ta çalışıyordu” haberi...

Merhum üstadın tesirli ve hayırlı yazılarından istifade edenlerin kafasında şaibeler meydana getirmek suretiyle okunmasına mani olmak istemişlerdi.

Yalan áşikârdı... Üstad defalarca “isbat ederseniz malımı mülkümü size verir yazı hayatından çekilirim” dediği halde hiçbir belge gösteremediler...

Tutmadı elbette, fakat onlar da zaten tutsun derdinde değillerdi.. Gaye, çamur at, tutmasa da izi kalır” adiliğini irtikâb etmekti. Veyl olsun onu ahir ömründe üzenlere, kahrolsun müfteriler... 28.08.2019

Yorumlar