13172 Defa Okundu

Okuyucularımızın da malumu olduğu üzere yazılarımızda, “İslam’da reform” düşüncesinin bir plan ve proje olarak batılı oryantalistlere ait olup, onların telkin, tavsiye ve yer yer de görevlendirmesiyle yerli oryantalist diyebileceğimiz tahrifatçılar marifetiyle hayata geçirilmeye çalışıldığını sık sık vurguluyoruz. 

Bugünkü yazımızda bunun ispatı niteliğinde bir dinde reform toplantısından ve akabinde de bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyalogun Diyanet’in faaliyet kapsamına alındığı ikinci bir toplantıdan bahsedeceğiz.

I- 1994’TE YAPILAN DİNDE ISLAHAT (!) TOPLANTISI

Bu toplantı hakkındaki bilgiyi, toplantıyı bir nevi “deşifre eden” dostumuz Ali Eren Hocanın yazısından aktarmak isterim:

“… Sene 1994, Aylardan Nisan

Yer: Bursa, Gönlüferah Oteli…

“Kur’ân Vakfı”nın tertiplediği bir toplantı yapılıyor.

Konu: Dinde ıslahat (düzenleme) yapılması

İslâm dini bozuk veya bozulmuş da yahut 1400 senedir hiç düzgün olmamış da bu toplantıdaki zevat düzeltecekmiş.

Toplantıyı yöneten eski Diyanet İşleri Başkanlarından Süleyman Ateş. Toplantıya katılanlar ise aşağıda bazılarının isimlerini vereceğim Türkiye’nin kalburüstü ilahiyatçıları.

Önce tahtaya, sivri ucu yukarıya bakan bir üçgen çiziyorlar. Sonra üçgenin içinde yatayına aralıklarla iki çizgi çizip üçgeni yatayına üçe bölüyorlar.

En üstteki bölme K yani Kur’ân ve Kur’ân ilimleri

İkinci bölme S, Sünnet yani Hadis ve Hadis İlimleri

En alt bölme F, yani Fıkıh ve Usul-i Fıkıh

Peki, ne yapmak istiyorlar? Yukarıda dediğim gibi (kendilerince) bozuk olan İslâm dininde ıslahat (düzeltme) yapmak istiyorlar. İslâm’ı düzeltmeye düzeltecekler de acaba önce bu üçün hangisinden başlasalar?

Esas ıslahatın kendilerinde, kendi kalplerinde olması icap ettiğinin farkında olmayan bu güruh, ellerine almış satırı, İslâm’ın üç ana maddesi olan Kur’ân, Hadis ve Fıkhı parçalamaya, başka bir ifadeyle, yok etmeye azm ü cezm ü kasdetmişler.

Kendilerine sorsanız, İslâm bozulmuş da kendileri onu orijinal haline getirecekler. Din esas mecrasından çıkmış da bunlar ameliyat edip düzeltecekler.

Düzeltme kararında hepsi hemfikir de, dedik ya acaba hangisinden başlasalar?

Bir grup önce Fıkıh’tan başlayalım diyor. Bir grup Sünnet’ten / hadisten, diğer bir grup da Kur’ân’dan başlamak fikrinde…” [1]

Yazının devamında bu üç grubun görüşlerine yer veriliyor.

Kur’ân Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen bu toplantıda (sempozyumda) sunulan tebliğler, daha sonra kitaplaştırılmıştır. Katılımcılardan bazıları şunlardır: Ali Bardakoğlu, Hayreddin Karaman, Hüseyin Atay, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Hayri Kırbaşoğlu, Ali Bulaç.

Bize dinde reformu telkin eden batılı oryantalistlerin arzu ve isteklerine evet diyenlerin, Türkiye’de yaptıkları, -bilinen- ilk reform toplantısı olması bakımından bu menfur sempozyum oldukça önemlidir. Diyebiliriz ki bundan sonraki reformist faaliyetler, hep bu toplantının gereğini yapmak mahiyetli gelişmelerdir. Dinde ıslahata kalkışmak, onda (haşa) bir noksanlık veya bozulma görüp düzeltilmesi gerektiğine hükmetmek anlamına geleceğinden, bu bal gibi de reform demektir. Bu sebeple ıslahat, kamuflaj amaçlı bir taktiktir. Hüseyin Atay’ın Dinde Reform adlı kitabında “Reform içtihat etmektir” demesi gibi…   

Müslüman kökenli oldukları bilinen bu şahısların tek hak olan Allah’ın dini İslam’a bu derece müdahaleye yeltenerek reforma kalkışmaları, sırat-ı müstakim çizgisinin dışına çıkanların ne büyük vahametlere imza atabileceğini gösteren ibretlik bir durumdur.

II- DİYANET’İN, II. DİN ŞÛRASINDA DİNLERARASI DİYALOGU FAALİYET KAPSAMINA ALMASI

Bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyalogun, İslam’ın vahiy kaynaklı tek hak din olma özelliğine “saldırı” ve bu doğrultuda Müslümanlara da bir “tuzak” olduğu açıktır. Ne yazık ki Diyanet geçmiş yıllarda, bir nevi reform vasfı taşıyan dinlerarası diyalogu faaliyet kapsamına alabilmiştir.

Evet, Diyanet’in misyonundan sapması, itikadî ihlallere kapılması ve dolayısıyla da kuruluş kanununa ters düşmesiyle ilgili en önemli köşe başlarından biri, 1998 yılında yapılan II. Din Şûrasıdır.

23.11.1998 – 27.11.1998 tarihleri arasında, toplam dört gün süren bu şûra ile Diyanet, varlık gerekçesine taban tabana zıt bir projede vasıta olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Hâlbuki dinlerarası diyalogun yeni yeni konuşulmaya başlandığı zamanlarda, dönemin Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz, “Dinlerarası diyalog olmaz, din müntesipleri arasında diyalog olur…” şeklinde açıklamalarda bulunuyordu. Fakat sonra ne olduysa Diyanet kendini dinlerarası diyalogun ortasında buluverdi.

Bu süreçte Diyanet adına basılmış birçok kitap, dergi vs. mecmuada; düzenlenen pek çok organizasyonda serdedilen görüşler incelenirse, bunların F. Gülen’in diyalog eksenli söylemlerinin hemen hemen aynısı olduğu rahatlıkla görülecektir.

Mesela bu yayın ve organizasyonlarda mütemadiyen İslâm’la diğer muharref dinler (Yahudilik ve Hıristiyanlık) eşit statüde değerlendirilmekte, “üç semavi din”, “üç ilahî din”, “üç büyük din” gibi tabirler kullanılmakta; Kur’ân ayetleri bağlamından çıkarılarak Yahudi ve Hıristiyanların da kurtuluşa erecekleri mesajı verilmek istenmektedir. Bu ayetlere misal olarak Bakara: 62; Âl-i İmran: 19, 64, 85; Maide: 69 verilebilir.

Diyanet bu dinlerarası diyalogcu yaklaşımı AB’ye tam üyelik uğruna, dinî ve kültürel uyumu sağlamak ve de -güya- medeniyetler çatışmasını önlemek için ortaya koymuştur. Fakat zaman zaman bu faaliyetlere bir tebliğ havası vererek, sanki İslâm’ı dünyaya anlatma ve tanıtma imajına büründüğü de vakidir.

Hâlbuki Diyanet’in kuruluş gayesi ve görevi dinlerarası diyalog ve benzeri Hıristiyanlığı yayma projelerine hizmet etmek değildir. Diyanet, Kur’ân ve Sünnet’in doğru olarak uygulanmasından, özellikle de akaid ölçülerinin korunmasından sorumludur. Nitekim Diyanet’in görevi, 633 sayılı kuruluş kanununun birinci maddesiyle tanımlanmış ve “İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” olarak tarif edilmiştir.

Kısacası bu şûra Diyanet’in kendini ve misyonunu inkârı manasına gelen büyük bir şenaattir. Bu şûrada konuşulanlar, “II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri” adıyla iki ciltlik bir kitapta toplanmıştır.

III- II. DİN ŞÛRASINDA KONUŞULANLAR

Bu toplantıda çok şeyler konuşulmuşsa da işlenen ana fikir şudur:

İslam’ın Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi diğer muharref dinlerden çok bir farkı yoktur. Onlardan bir üstünlüğü de yoktur. Diğer dinler de insanı kurtuluşa erdirebilir…

Dahası, bu söylem, sadece Müslümanlara yönelik bir aldatmacadır. Hakikatte ise Vatikan’ın diyalogdan maksadı, Hıristiyanlığı tek kurtarıcı din olarak dünya dini haline getirmektir

2. Din Şûrasına damga vuran, İlahiyatçı Mehmet S. Aydın’ın konuşmasıdır. Bu konuşmaya geçmeden evvel, onun zaman içinde dinde reform ve ılımlı İslam projeleriyle nasıl bütünleştiğini şu satırlardan okuyalım:

“(…) Mehmet Aydın, “dinde reform” politikasının fikrî mimarı…

Dinde reformun mimarı: “Hayat değişmiştir. Gelin İslâmî bilgimizi yeniden inşa edelim.”

Bu öneriyi Mehmet Aydın getirdi… Geçtiğimiz ay ortaya attığı “dinde reform” tartışması, bir hayli yankı uyandırdı.

(…) O, henüz bir akademisyenken İslâm’ın reformize edilmesi gerektiğini savunuyordu… Bu fikirlerinde, ilahiyat bilgisini daha çok Hıristiyan ilahiyatına ve özellikle de Hıristiyan oryantalistlere borçlu olmasının payı büyük kuşkusuz. Nitekim bakan olmadan önce Vatikan’dan İsrail’e, Ortodoks Patrikliğinden Anglikan Kilisesine kadar birçok dinî kurumun aradığı, toplantılarına davet ettiği bir isimdi. Özellikle dinlerarası diyalog ve misyoner toplantıları denildiğinde ilk akla gelen hep Aydın oluyordu.

(…) Fethullah Gülen, meşhur Abant Toplantıları sayesinde Mehmet Aydın’ın cemaate kazanılmasının ne kadar önemli olduğunu bizzat kendisi söylüyordu… Çok geçmeden de Gülen, “dinlerarası diyalog” toplantılarının ve Abant Platformu’nun koordinatörlüğünü Aydın’a devretti.

(…) Yine onun ortaya attığı Euro-İslâm fikri, bugün Avrupa’da yaşayan milyonlarca müslümanı Batıya entegre etmenin önemli bir dinamiği olarak tartışılıyor.[2]

Bu satırlarda da bahsi geçen Abant Toplantıları, üzerinde onlarca cilt kitap yazılabilecek kadar vahim tahrifatların yapıldığı programlardır. Burada şu kadarını söyleyelim ki Mehmet Aydın’ın yıldızının parladığı 2. Abant Toplantısında işlenen konuların başında akıl - vahiy münasebeti gelmektedir. Katılımcılar akıl - vahiy çatışması durumunda hangisinin tercih edilmesi gerektiğini oylamışlar (!) ve aklın tercih edilmesi gerektiği neticesine varmışlardır.

Esasen “selim” olmak kaydıyla, akılla vahyin çatışmayacağı bilinen bir husustur.

Burada maksat, Allah’tan vahiy yoluyla gelen ve Hz. Peygamber (s.a.v.) vasıtasıyla tebliğ edilen dinin, aklın kontrolüne verilmesidir. Bunun reform demek olduğu da gayet açıktır.

9 - 11 Temmuz 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen bu 2. Abant Toplantısında alınan kararlar (Sonuç Bildirgesi), Platformu temsilen Mehmet Aydın ve Harun Tokak’ın öncülüğünde bir heyetle Çankaya Köşküne, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e takdim edilmiştir.

Şimdi Mehmet Aydın’ın II. Din Şûrasındaki tebliğinde yer alan şu ifadelere geçebiliriz:

“Hatalarımızın büyük bir kısmı, yanlış bilgilerden geliyor. Atalarımız bizi yoldan çıkarmışlar.” [3]

Bu sözün manası, açıkça on dört asırlık müesses dini tenkit etmek ve dolayısıyla da reform istemektir. Başka türlü anlaşılması mümkün değildir.

Aynı konuşmadan:

“Bir sûfînin… bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu bir tevhid, vahdet makamıdır.” [4]

Bu cümle, dini tahrif etmek üzere geçmişte devreye konan projelerden biri olan “tevhid-i edyan / dinlerin birleştirilmesi” hezeyanın büyük bir cüretle yeniden gündem edilmesi demektir.

Yine II. Din Şûrasından:

“Bazı Müslüman kardeşlerimiz diyordu ki, yahu bir fırsat düştü, Müslümanlığı anlatalım Hıristiyanlara. Allah belki hidayetini gösterir. Yani adam aslında Müslümanlaştırmak için gelmiş. Bu diyalog değil… İşin ucunda din değiştirmek, bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu, bir din mensubuna yapılacak en dinsizce bir harekettir. Dinsizce diyorum, çünkü bunu hiçbir din kabul etmez. [5]

Bu ifadeler karşısında insanın tüyleri nasıl diken diken olmaz? Bir Müslüman nasıl olur da kendi dininin hak din olduğunu söyleyemez? Ama Mehmet Aydın için bunda şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü o şu sözlerin de sahibidir:

“Allah farklılıktan rahatsız olmuyor…” [6]

Bu  (hâşâ)  Allah, hakla batıl arasında fark gözetmiyor demektir ve Allah’a iftiradır.

“Öbür dinler büsbütün batıl dinler değildir. Onlarda da bir gerçeklik payı vardır.” [7]

Buradan da muharref dinlerin de hak din sayılmasını istediği anlaşılıyor…

Ve yorum yapmaktan aciz kaldığımız şu sözleriyle son noktayı koyalım:

“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim. (Bundan) büyük zevk duyuyorum.” [8]

Mehmet Aydın’ın bu sözleri, II. Din Şûrasının tam bir dinde reform faaliyeti olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Onun için bu şûra, Diyanet’in manevi ve hukuki statüsünde bir kırılma noktası mesabesindedir

2. Din Şûrasıyla Diyanet rotasından sapmış, dinlerarası diyalogu faaliyet kapsamına alarak yüzünü batıya, Vatikan’a, oryantalistlere, yani dinde reforma çevirmiştir.

Toplumun büyük ekseriyetince “dinde doğruluğun adresi” olduğu düşünülen Diyanet’in içine düştüğü bu durum, Müslüman milletimiz için son derece endişe vericidir. Ama gerçek bütün çıplaklığıyla ortadadır. Bu gerçeklerle yüzleşmekten başka çare yoktur. Şüphesiz ki İslam’a darbe anlamı taşıyan bir yanlışı Diyanet’in yapması, ona evet demeyi gerektirmez. Bilakis gereken ilmî ve hukuki tepki mutlaka gösterilmelidir.

Zira Diyanet saparsa millet sapar. Bu da -Allah muhafaza- dinî ve milli bütünlüğümüzün yok oluş sürecine girmesine sebep olur. O yüzden Diyanet, bir kurum olarak edille-yi şeriyye ölçülerini koruyan bir konumda olmak zorundadır.

Gelecek yazımızda, II. Din Şûrasını takip eden süreçte Diyanet imzası taşıyan iki dinlerarası diyalog faaliyetini gündem edeceğiz.  

 

 

[1] Ali Eren, “Skandal “İslâm’da Reform” Toplantısı – Hadis Ayıklama Çalışmaları” Makaleye şuradan ulaşılabilir:

https://ehlisunnnetde.tr.gg/D%26%23304%3BYANET-REFORM-2.htm

[2] İslâm'da Reform Neden Gündemde? -1, 30 Ekim 2004, Evrensel.

[3] II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri c: 2, s: 321.

[4] A.g.e., s: 375.

[5] II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri, c:2, s: 332.

[6] A.g.e. c: 2, s: 331.

[7] A.g.e. c: 2, s: 341.

[8] A.g.e. c: 2, s: 375.

Yorumlar