Devlet nasıl kurtulur?

İstiklâl marşı şairimiz Mehmed Akif Ersoy dâva adamıdır, tarihimizin önemli ziyâlılarındandır, hikmet ehlidir ve İslâmî ilimlere vakıf, bilge, samimi (muhlis) bir din âlimi imamdır...

İstiklâl marşı şairimiz Mehmed Akif Ersoy dâva adamıdır, tarihimizin önemli ziyâlılarındandır, hikmet ehlidir ve İslâmî ilimlere vakıf, bilge, samimi (muhlis) bir din âlimi imamdır...

Lâkin onu en ziyade öne çıkaran millet, devlet, bayrak ve vatanına olan düşkünlüğüdür... Seveni, sevmeyeni herkesi büyülemesi bu yüzden...

Mısraları; “dilim kurusun......” gibi dinen sakıncalı olanları dahil, o kadar samimi bir hissiyatın eseridir ki, yabancılara bile müsbet tesirler bıraktı... İnşá’allah bu sebeple de afv-ı ilâhîye mazhar olur... Cenâb-ı Hak taksiratını afveylesin, rahmetiyle muamele buyursun...

O günlerde Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Han dahil, devrin milliyetçi tüm sanatçıları, edebiyatçıları, bilim adamları ve/veya topyekûn münevverler “Osmanlı nasıl kurtulur?” sualine cevap aramaktaydılar...

Henüz Harb’ı Umûmî başlamamış, bolşevik ihtilâli de gerçekleşmemişti. Rusya’nın başında Çar vardı, Osmanlı, İngiltere ve Almanya dünya siyasetinde belirleyicilerdi..

Amerika atom bombası üzerinde çalışıyor, lâkin henüz palazlanmamış, başkanlar da Trump gibi deli (stupid) adamlardan intihab edilmiyordu...

* * *

Osmanlı aydınları, üç temel fikriyatı tartışıyorlardı: Panislâmizm (İslâmcılık), Turancılık (Türkçülük) ve Garbçılık (Batıcılık).

Akif’te İslâmî fikriyat hakimdi. Ümmeti/milleti ayakta tutan dinî değerlerin aşındırıldığı kanaatindeydi… Binaen’aleyh devlet ve milletin kurtulabilmesi içün bidat ve hurafelerden arındırılmış gerçek İslâm’da karar kılınmak, adamsendecilik, atalet ve cehaletten kurtulmak, biriken zararı telafi icab ediyordu...

Akif’e göre Osmanlı bilim ve teknolojide geriydi, bu yüzden de çöküş hızlanmıştı... Hoş bunu Batılılaşma (çağdaşlık, Avrupaîlik) yanlıları da söylüyordu. O devinde –tuhaf bir eziklikle Batı tekelinde hükmolunan ilmî, (daha ziyâde teknolojik) gelişmeler bir halt sanılıyordu...

Hattâ Batıyla entegrasyonu (onlar gibi olmak için onlarla birleşme, bütünleşme) çabalarını hızlandırmak için mucizeleri inkâr gibi reformist düzenlemelere cüret eden sahte Afganlı ve sahte Sünnî (İranlı bir Şiîdir çünkü) C. Efgânî ve talebesi M. Abduh gibileri mürşid görüyordu...

Batıcı şair Tevfik Fikret, Papaz oğlunu bile hoş görmüş, Turancı (Yahudi asıllı Kürt) Ziyâ Gökalp ise, “Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” gibi garip bir teslisle boy gösteriyordu...

Ulu paşanın fikirleri üzerinde ciddî tesirler bırakan Gökalp, Yahudi asıllı, fakat takma adıyla buram buram Oğuz Türkü kokan Munis Tekinalp (Moiz Kohen) ile birlikte illetli fikirler üretiyor, bunlar paşa eliyle piyasa yapıyordu. Akif de elbette bu sapık fikirlere şiddetle karşı çıkıyordu...

Akif’in samimi arkadaşı Hasan Basri Çantay merhumun meâli bugün okunabilecek en sahih ve en değerli meâl... Eğer “......bunu kullanarak Türkçe namaz kıldırtır” korkusuyla kendininkini yaktırmamış olsaydı, Akif meâlinin fevkınde bir başka meâl olmayacaktı...

Akif, sonunda; millî değerlerimizi, imanımızı gün be gün tarümar eden inkılâblar istibdád-ı cedîdinden (Atatürk devrimleri diktatoryasından) ve devrin sözde entelektüellerinin nádânları kıskandıran cehaletinden yıldı ve “Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” diyerek Mısır’lara kaçtı..

Diktatoryanın biraz yumuşamasıyla, hastalandığı gurbet ellerinden döndü ve fakat fazla geçmeden bu fani dünyadan da kaçtı, kurtuldu...

Merhumu hüzünle yád eden bu makalemizle, yaşadığımız devrin ricál-i devletine (intibahlarına) vesile olabildiysek ne mutlu bize...

Yorumlar