732 Defa Okundu

Bir açılım süreci vardı hatırlayacaksınız. Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısını bozmak, milli kimliğimizi ortadan kaldırmak ve ülkemizi bölmek amaçlı bu süreçte; “Âkil Adamların ikna turları,  Oslo görüşmeleri,  Dolmabahçe Mutabakatı, İmralı-Kandil hattında yaşananlar, sınırlarımızda kurulan mobil mahkemeler dün gibi hafızalarımızda…

Açılım, elbette bunlarla sınırlı değildi. Yapılan olağanüstü çalışma ve çabaların(!) yanı sıra terör örgütünün başkanı Abdullah Öcalan’ın isteği doğrultusunda atılan yeni adımlar… Bu adımlardan biri de Öcalan’ın “ırkçı bir söylem” olduğu gerekçesi ile “Andımızın” okullarımızda okutulmaması, kurum ve kuruluşların başındaki TC ibaresinin kaldırılmasıydı. Öcalan ve PKK’nın isteği doğrultusunda Andımız, 8 Ekim 2013 tarihinde 61. AKP hükümeti tarafından kaldırıldı. Bu işleme karşı Türk Eğitim Sen iptal istemi ile Danıştay’a dava açtı. Danıştay 8. Dairesi Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenci andını kaldıran İlköğretim Kurumları Yönetmeliğini iptal etti. Ancak bu iptal kararı uygulanmadı ve andımız okullarda okutulmadı. Önünde Milli kelimesi olan Milli Eğitim Bakanlığı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyize gitti. Mükemmel bir mühendislik zamanlamasıyla Türk milleti adına(!)Türklüğü yok sayan Danıştay, 13 Mart 2021 tarihinde MEB’nın temyiz başvurusunu yine Türk milleti adına(!) karara bağlayarak 4 karşı 11 üyeyle kabul etti ve Andımızın okullarda okutulmasını yasakladı.

Nedir Andımız? Andımız; 1933 yılında devrin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından kaleme alınan her pazartesi bayrak töreni ve İstiklal Marşımızın söylenmesinin ardından diğer günler de sabah okul girişlerinde çocuklarımızın birlikte söyledikleri bir metindir. Ne der bu metin? “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” 1972 yılında “ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklenen bu sözlerde ne var bu kadar fırtınalara sebep olan?

Ne yok ki… İlk önce PKK’nın da ırkı bir söylem olarak nitelendirdiği “Türk “ kelimesi var. Sonra doğruluk var, çalışmayı teşvik var. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi var. Yurdunu, milletini özünden çok sevmek var. Ülkü var. “Varlığım Türk varlığına feda olsun”, demek var. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü var, “Atatürk” var.  

“Milli marşla” “milli ant” arasındaki farkı ayırt edemeyenlere, içerisinde “Türk” ve “Atatürk” kelimesi geçen her cümlede hop oturup hop kalkanlara, Türk milletini kimliksizleştirmeye amaçlayanlara gel de anlat bütün bunları…

Bugün başta Amerika Birleşik devletleri olmak üzere birçok ülkede milli marşların yanı sıra milli antları da okullarında okutulmaktadır. Kaldı ki burası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu devletin kurucusu Atatürk, insanlarımızın etnik kökenine, dinlerine ve mezheplerine bakmadan; “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Millet denir.” diyerek bu devleti kurmuş; “ne mutlu Türk olana” değil “ne mutlu Türk’üm diyene”, diyerek de milli birliği devletin temel harcı olarak görmüştür.

Bu acılı ve sancılı coğrafyada var olmak, varlığımızı sürdürmek için bizim her şeyden önce çocuklarınızı milli ruh ve milli şuurla yetiştirmemiz gerekir. Devlet; okul ve kurumları ile birlikte ayrımcılığı değil birleştiriciliği, ötekileştirici değil kucaklayıcı bir bütünlüğü sağlamak zorundadır. İşte gerçek anlamda “millilik” de “yerlilik” budur. “Beka” budur. Milliliğin ve yerliliğin yolu da ilkokulda başlar. Siz, milli ruhu ve milli şuuru veren, pekiştiren böylesi bir andın okunmasını yasaklamakla anayasal bir suç işlemekle kalmıyor aynı zamanda bu millete en büyük kötülüğü yapıyorsunuz.

Ne diyordu Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey: “Sen Türk olduğunu unutsan da düşmanların unutmaz.” Biz, Türk milleti olarak, Türklük duygusunu bir külfet değil, gurur duyulacak bir ideal olarak görmediğimiz ve Türk aleyhtarlığına sessiz kaldığımız sürece daha çok tuzakların kurbanı oluruz. O halde millet olarak bir taraftan Atatürk’ün de veciz olarak ifade ettiği gibi “Yurtta sulh cihanda sulh”, diyecek barış ve kardeşliğin önemini vurgulayacak diğer taraftan da çocuk ve gençlerimizi “milli ruh” ve “milli şuurla” yetiştireceğiz. Yetiştireceğiz ki “devletimiz ebed-müddet yaşasın.

 

Yorumlar