700 Defa Okundu

24 Ocak 2020 Cuma günü merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6,8 şiddetinde deprem meydana geldi. Meydana gelen deprem, şu ana kadar 39 vatandaşımızı aramızdan çekip aldı. Yaralanan, sakat kalanların yanı sıra depremin sebep olduğu maddi yıkım ileri boyutta…

Elazığ depremi, ülkemiz için ne ilk ne de son olacaktır. Biz, ülke olarak Cumhuriyet kurulduğundan bu yana 20 büyük deprem yaşadık.

 1924 yılında Erzurum/Horasan merkezli 6,8 şiddetindeki depremde 60 kişiyi kaybettik. 26 Aralık 1939 Erzincan merkezli 7,8 şiddetindeki depremde 32 bin 700 kişi öldü. 20 Aralık 1942'de Tokat/Erbaa merkezli 7,0 şiddetindeki depremde 3 bin kişi hayata veda etti. 20 Haziran 1943 Adapazarı/Hendek merkezli 6,6 şiddetindeki depremde 336 kişi; 26 Kasım 1943 Samsun/ Ladik merkezli 7,4 şiddetindeki depremde 4 bin kişi hayatını kaybetti. 1 Şubat 1944 Bolu/Gerede merkezli 7,5 şiddetindeki depremde 3959 kişi yaşamını noktaladı. 17 Ağustos 1949 Bingöl/Karlıova merkezli 6,8 şiddetindeki depremde 450 kişiyi, 19 Ağustos 1966 Muş/Varto merkezli 6,7 şiddetinde depremde 2396 kişiyi ahrete uğurladık. 28 Mart 1970 Kütahya/Gediz merkezli 7,2 şiddetindeki depremde 1086 kişi öldü. 22 Mayıs 1971'de Bingöl'de meydana gelen 6,9 şiddetindeki depremde 1000'den fazla insan hayatını kaybetti. 6 Eylül 1975 Diyarbakır/Lice merkezli 6,6 şiddetindeki depremde 2385 kişi hayata elveda dedi. 24 Kasım 1976 Van /Muradiye merkezli 7,5 şiddetindeki depremde 3840 kişi; 30 Ekim 1983 Erzurum'da meydana gelen 6,9 şiddetindeki depremde 1155 kişi hayatını kaybetti. 13 Mart 1992'de Erzincan'da meydana gelen 6,8 şiddetindeki depremde 498 kişi aramızdan ayrıldı. 1999'de İzmit'te meydana gelen 7,4 şiddetindeki depremde 17118 kişi hayatını kaybetti. 12 Kasım 1999'da Düzce'de meydana gelen 7,2 şiddetindeki depremde 894 kişi, 1 Mayıs 2003'da Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki depremde 177 kişi hayata elveda dedi.  23 Ekim 2011 Van/ Tabanlı merkezli 7,2 şiddetindeki depremde 601 kişi, Kasım 2011 Van/Edremit merkezli 5,6 şiddetindeki depremde 40 kişi aramızdan ayrıldı.

Ve şimdi ELAZIĞ DEPREMİ…

Yaşanmış bu deprem felaketleri bize gösteriyor ki biz millet olarak, ülke olarak depremle yaşamak zorundayız. Üzerinde yaşadığımız üstü acılı ve sancılı ülkenin maalesef dibi de bizlerin çok daha eğitimli, çok daha şuurlu, çok daha donanımlı olmamızı gerektiriyor.

Depremi önceden tahmin etmek ve önlemek bugün için imkânsızdır. Geriye ne kalıyor? Tedbir. Biz; ancak insanımızı deprem gerçeği ile eğitir, içerisinde yaşadığımız binalarımızı da deprem gerçeğine uygun olarak inşa edersek işte o zaman ölü sayısını ve tahribatı asgariye indirebiliriz.

Ülkemiz,  dünyanın en aktif tektonik kuşaklarından birisi olan Alp-Himalaya deprem kuşağında yer almaktadır. Kuzey Anadolu fay zonu, Doğu Anadolu Fay zonu, Ege Bölgesi fay zonları… MTA’nın tespitlerine göre belirlenen tekil fay ve fay zonu sayısı 326’dır.

Sonuç olarak biz, ülke olarak depremle yaşamaya mecbur ve mahkûmuz.

Peki, ne yapmamız gerekiyor?

Deprem oluyor bir telaş bir vaveyla… Sonra?

Sonra, yeni bir deprem olana kadar soğutularak buzdolabına kaldırılıyor.

Bakın, Japonya’da hemen her gün deprem oluyor. Şiddeti 7 ila 9 arasında meydana gelen depremlerde ne bizde olduğu gibi büyük panikler yaşanıyor ne insanlar ölüyor ne de bu denli maddi hasar meydana geliyor. Neden?

Çünkü Japonlar anaokulundan başlayarak insanlarına depremle birlikte yaşamayı öğretiyorlar. Çünkü Japonya’da 10 rasathane, 20 bine yakın enstitü var.  Çünkü Japon üniversiteleri depremle yatıp depremle kalkıyor. Araştırıyorlar, inceliyorlar. Çünkü onlar binalarının depremde sarsılmak yerine sallanacak şekilde inşa ediliyorlar. Her artçı depremde bizim gibi sokağa dökülmüyor, soğukta sabahlamıyorlar. Çünkü onlar deprem gerçeğini bizim gibi meydana geldikten sonra hatırlamıyorlar. Çünkü onların aklına bizim gibi her deprem sonrası zemin etüdü gelmiyor. Çünkü onlar depremde evlerin ne zaman terk edileceğini, evlerde nerede bulunulacağını, deprem sonrası insanların hangi alanlarda toplanacağını biliyor ve uyguluyorlar. Çünkü onlar çocuklarına daha okul sıralarında iken duvar diplerinde yürünemeyeceğini, depremde asansör kullanılmanın sakıncalarını anlatıyorlar. Deniz kenarlarından uzak kalmayı, panik yapmamayı, merdivenlerden sükûnet içerisinde inmeyi depremde kibrit ve çakmak kullanmamayı, evlerindeki kitaplık ve gardırop gibi mobilyaların duvara monte etmeyi öğretiyorlar. Çünkü onların çocukları okullarında göstermelik değil gerçek deprem tatbikatı alıyorlar. Çünkü onlar çocuklarına sıraya itaati ve panik yapmamayı öğretiyorlar. Japonya’da herkesin bir deprem çantası var. Japonya’da her insan deprem esnasında nerede toplanacağını biliyor. Bizim gibi içerisinde oturduğu binanın mezarı olup olmadığını bilmeden oturmuyorlar. Çünkü onlar insanı paraya tercih etmiyorlar. Konu vatandaşlarının sağlığı ve varlığı olunca devletin ve o devleti yönetenlerin birinci önceliği oluyor. Böylesi felaketleri siyasi ranta dönüştürmek gibi bir garabete düşmüyorlar.

 Şimdi size 2011 yılında Japonya’da meydana gelen 8,9 büyüklüğündeki depremde camdan atlayan tek kişinin İbrahim Selimhan Kılıç adlı bir Türk olduğunu ve o günlerin en çok konuşulan haberi olduğunu söylesem zannımca bizdeki deprem eğitimini daha iyi anlatmış olurum.

Allah, bizleri aklıyla hareket eden, bilime inanan ve ilmi gerçekler doğrultusunda hareket eden kullarından eylesin.

 

 

 

Yorumlar