İnsanoğlu su ile hayat buldu ve suyun tükenmesiyle hayatı son bulacaktır. Denizler ve okyanuslar gezegenimizin yüzeyinin %71’ini, yani 361 milyon kilometrekareden fazlasını kaplamakta ve toplam 1,33 milyar kilometreküp su içermektedir. Denizler canlıların önemli bir kısmına ev sahipliği yapar. Okyanus hayatımızın temelidir. Her canlı temelde sudan oluşur. Çünkü insan vücudunun da %71’i sudan oluşur. İnsanın kan plazmasının bileşimi deniz suyununkine çok yakındır. Denizler aynı zamanda iklimi de düzenler. Denizler olmasa, atmosfer sıcaklığı en az 35 derece daha yüksek olurdu.

Büyük imparatorluklar geçmişten beri denizlere hakim olmak için mücadele etmiştir. Ekonomik, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel güç öteden beri denize ve limanlara hakim olmasını bilenlere ait olmuştur. Gelecekte de en büyük süper güçler yine denizde ve deniz sayesinde ortaya çıkacaktır. Bundandır ki, Oğuzların efsanevi atası Oğuz Kağan, “Takı taluy takı müren” yani “Daha deniz daha ırmak” diyerek denizin ve suyun önemine atıfta bulunmuştur.

Ünlü Müslüman tarihçilerden İbni Haldun, Moğol Hükümdarlarından Timur’a, “Sen bir kara imparatorluğu olarak kalıcı olamazsın. O yüzden denizlere yürümelisin” der. Timur da, denizlere yürürken Osmanlıya saldırır ve her tarafı yıkıp-yakar. Fakat oğullarına güvenmediği için denizleri bırakıp tekrar anayurduna geri döner ve imparatorluğu çökmeye başlar. Alman yazar Peter Wahl, “Niçin Aztekler Avrupa’yı keşfetmedi?” adlı kitabında Azteklerin gemilerinin ve atlarının olmayışının bu medeniyetin ufkunu daralttığını belirttir.

Deniz sonsuzluğu çağrıştırır. Ufku görmeyi sağlar. İnsanoğlunun hayal dünyasını engin fikirlerle besler. Bundan dolayı bütün ütopyalar adalarda geçer. Plato’nun devleti, Farabi’nin devleti, ibni Tufeyl’in Hayy ibni Yakzan’ı, Ahmet Haşim’in o beldesi, Walter’in El Dorado’su ve Thomas More’un Ütopyası vb birçok kitabın ve şiirin konusu denizlerde geçer.

İnsanlar suyun peşinden gider. Ve bütün sular batıya meyleder. Mesela Türkiye’de tüm ırmaklar batıya akar ancak tek nehrimiz vardır ki o tersine yani doğuya aktığı için bizde bundan dolayı ona “Asi Nehri” adını vermişizdir. Güneşe çıkmak, batıya gitmek, güneşin ve suyun peşinde gitmek, denizlere inmek imparatorlukların parolasıydı. Akdeniz güneşin bol olduğu bir yer olduğu için de tüm imparatorluklar bu denizi ele geçirmeye çalışmıştır. Dünyadaki bütün medeniyetler su kenarlarında oluşur. Çölde oluşmuş Arap Nebatileri dışında bir medeniyet yoktur.

Osmanlılar, Batıya doğru gidiyordu. Batı da kendi batısına doğru gitti ve Amerika kıtasını keşfetti. Çünkü bir İskit atasözü vardır, şöyle der:
Ekin ekme eğlenirsin
Bağ belleme bağlanırsın
Bin atına git batıya beylenirsin.”
Ertuğrul ve Osman’ın da hedefi batıya gidip beylenmekti. Denize inmek gibi hayalleri vardı.

Hz. Peygamber (sav)’in de ufku öyleydi. Hz. Peygamber (sav) Kureyş’in büyüklerine “peşimden gelin size atlarınızı denizin kenarında sulamayı vaad ediyorum” dediğinde Kureyş’in uluları dediler ki: “Bu Abdullah’ın yetimi dünyayı Mekke ile Yesrip (Medine) arasındaki çöl sanıyor.” Bu bir deniz ufkudur. Kıbrıs’ın fethini de müjdeleyen Zatı Risaletpenahileri halasının Kıbrıs’ta şehid olacağı haberini vermişti. Kur’an-ı Kerim’de birçok hakikat deniz üzerinden anlatılır. Musa ile Hızır’ın buluşması da deniz üzerindendir. Denizin sembolik değerleri çok fazladır.

Denizden uzak olma haline “Butimarlık” denir. Butimar efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisinde geçtiği gibi Feriduddin Attar’ın “Mantu’t Tayr” adlı kitabında hikayesi vardır. Butimar kuşu, denizi o kadar çok sever ki, deniz kıyısına konar, kanatlarını açar ve tek başına oturur denizi seyreder. Ona aşkını ilan eder. Denizin bir gün kuruyacağından korkar ve bu korku yüzünden hiç su içmez. En sonunda da susuzluktan ölür.

İşte bundandır ki, denizden uzak olmak medeniyetler ve insanlar için ölümdür. Çin imparatorluğu bunun en güzel örneklerinden birini yaşamıştır. Çin, bütün Ortaçağ boyunca büyük bir filo ile ticaret yapıyordu. Ming Hanedanı denizcilerden korktu. Yeni seçkinler sınıfının denizci tüccar sınıfından olmasını bir tehdit olarak gördü. Böylece bütün Çin filosunu Şangay limanına çekip yaktılar. Bu olayda Çin’in çöküşünü getirdi. Batının denizleri keşfi de bu zamanlara denk geliyordu. Buharlı gemilerin bulunuşuyla birlikte de Batı, bütün denizlere hakim olmak için yollara çıktı. Coğrafi keşifler olarak adlandırdıkları olay böylece başlamış oldu. Üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu da denizlerden oluşuyor.

Bu arada, Cengiz diye bir isim yoktur. Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın asıl adı Temuçin’dir. Moğolcadaki manası da “demirci” demektir. Cengiz ne zaman Çin denizine indi ve birçok denizler gördü, denizin ehemmiyetinden dolayı “Cengiz” ismini aldı. Çünkü Moğolca’da Cengiz’in asıl teleffuzu “Tengiz”dir, anlamı da denizdir…

 

Yorumlar