408 Defa Okundu

Allah’ın güzel isimlerinden bir tanesi Rezzak’tır. Yani rızkı veren Allah’tır. İnsanların yiyecekleri, içecekleri hatta bundan başka her şey örneğin ne kadar ilim sahibi olacağı önceden yazılmıştır. Ne bir eksik ne de bir fazla bundan gayri kendisine gelmez.

Bir vesile ile onu bulmak bizlere düşmüştür. Eğer rızkımız kesilmiş ise işte o zaman ecel vakti gelmiş demektir. Ölüm meleği ruhumuzu kabzedip koruma altına almak üzere geleceği bu zamana kadar beklemekteyiz.

Bazı insanların rızıkları kolay verilmiştir. Allah kolayca avucunun içene koyar. Fakat öyle insanlar vardır ki; çok zorluklar içinde rızkını bulur. Bazen hastanede yazılan rızkımız vardır. Bir hastalık gelip isabet eder. Rızkımızı hasta döşeğinde yemeye başlarız.

Bazı insanların ise rızkı hapishanede yazılmıştır. Bir suç veya kaza ile ne miktar olacağı kaderimizde bulunan lehvi mahfuz’da yazılmış bu rızkı buluveririz. Hatta kişinin alıp vereceği nefes dahi kaderinde yazılıdır.

Bütün bu gerçekleri ifade etmekten maksat imtihan dünyasında yaşadığımızı unutmamaktır. Zira bazı insanlar para kazanmak, servet edinmek için akla hayale gelmedik işlere kalkışır başlarını belaya sokarlar. Fakat sonuç değişmez. Bir şekilde kaderde yazılmış rızıktan başka elde edilecek bir şey yoktur. O halde akıllı bir insan; ne kazandığına çok sevinmeli ve ne de kaybettiğine çok üzülmelidir.

Benim gibi bazı insanların rızıkları ise çok uzak diyarlarda yazılmıştır. Sebepler bizi o noktaya sürükler ve gittiğimiz yerde rızkımızı buluruz. İşte denizciler böyledir. Dünyanın bir ucunda Allah’ın verdiği rızkımızı buluruz.

Her mesleğin zor bir tarafı vardır. Lakin denizciliğin çok zor yönleri vardır. Uzun bir süre vatanından ayrı kalmak gibi hasret yönü ile birlikte fırtınalar ile dolu çalışma şartları gösterir. Ben de son seferimde bu fırtınalara tutuldum ve çeşitli zorluklarla karşılaştım.

Yaşadığım zorlukları anlatmak hoşuma gitmiyor. Lakin bir gazetede yaşamış olduğum ciddi sorunlar yayınlanınca mecbur kaldım bunları yazmaya. Aksi takdirde bu olayları okuyucularımdan gizlemiş duruma düşecektim ki; bunun doğru olmadığını düşünüyorum.

Yaşadığım olaylar önce Uluslararası Taşımacılık İşçileri Sendikası yani ITF’in kendi sitesinde yayınlandı. Bir çok denizcilik dergisi ve internet sitesi bunu kendi diline çevirerek yayınladı. Örneğin kendi ismimi Çince denizcilik dergilerinde görünce şaşırmadım desem doğru olmayacaktır.

Yayınlanan haber iki Türk Kaptanına ait olup bir yılı aşkın bir süre yurda dönememek ile ilgiliydi. Diğer kaptanın hikayesini bir kenara bırakıp benimle ilgili olan kısmı arz edeyim:

Gemimiz 30 yaşında Panama bayraklı bir gemi olup Türk armatörüne aitti. Gemiye İstanbul’da katıldım ve savaş bölgesi olan Yemen’e tahıl yükü taşımak için yola koyuldum.

Güzel bir yolculuktan sonra Yemen’in Mukalla Limanına yükümüzü kendi kreynlerimizle boşalttık ve Kızıldeniz Sahilindeki Mısır’ın Adabiya Limanına geldik. Buradan çimento yükü alıp Sudan’a götürecektik. İşte sorunlar bu noktada açığa çıktı.

Altı ülke vatandaşı olan gemi personeli uzun süredir maaşlarını alamıyordu. Öyle ki bir yıldan beri maaş almayan gemiciler vardı. Sonunda gemiciler işi bıraktılar ve armatörden birikmiş maaşlarını istediler.

Armatörümüz maaşları ödeyemeyeceğini söyleyerek gemiyi terk etti. 25 Kişiyle birlikte bu limanda kalakaldım. Maaşlarını almadığı için zor durumda kalan bu insanların sorunlarını çözmek için ITF Sendikası ile birlikte hareket ederek uzun çabalar sonucunda bir çok sorunun çözülmesine muvaffak olduk.

Öncelikle bütün gemicilerin 4 aylık maaşlarını sigortacı Alman şirketinden tahsil ettirdik. Yiyecek, su ve yakıt için aynı şirketi devreye soktuk.  Ödenmeyen maaşlar Mısır mahkemelerinde dava açtık. Bu dava halen devam etmektedir.

En önemli sorun ise gemicilerin evlerine dönmesi konusundaydı. Bu konuda Mısır devleti oldukça büyük sıkıntılar çıkarıyordu. Bu sorunu çözmek için altı ülkenin Kahire elçiliklerini devreye sokarak desteklerini aldık. Mısır devletinin istemiş olduğu sertifikaları Panama bayrak devleti ile görüşerek elde ettik. Artık Mısır liman devletinin hiçbir bahanesi kalmamıştı.

Beş gurup halinde gemicileri ülkelerine gönderirken bir gemi zabitinin korona PCR testi pozitif çıktı. Gemiyi mecburen karantinaya aldık. Karantina sonunda testi negatif çıkan gemicileri evlerine göndermeyi başarmıştık.

Fakat bu sefer Mısır devleti benim evime dönemeyeceğimi çünkü geminin armatörü olmadığı için benim “yasal koruyucu” olduğumu iddia etmeye başladılar. Şimdi 24 gemiciyi evine göndermiş ve gemide yapayalnız kalmıştım. Sayısı yüzlerce olan farelerden başka arkadaşım kalmamıştı.

Bu arada jeneratörümüz de arıza yapınca içinde bulunduğum durum çok daha güç bir hal aldı. Isınma imkanı olmadığı gibi yiyeceklerin korunması için kullandığım buzdolapları da çalışmıyordu. Temizlik için plastik şişelerde depolamış olduğum suları kullanmaya başladım.

Bu arada ilgili denizcilik kurumlarını harekete geçirmeyi başarmıştım. Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO ve Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’yu Mısır devleti üzerinde baskı yapmaya zorladım. ITF Sendikası bütün bu işleri yaparken yol gösterici olmuştu. Ayrıca Kahire Büyükelçiliğimiz’in desteğini gördüm.

Nihayet büyük baskılar sonucunda Mısır denizcilik otoritelerini ikna etmeyi başarmıştık. Gemiden ayrılarak yakınındaki bir otele yerleşmemi kabul etmişlerdi. Fakat pasaportuma el koymuşlardı ve iki günde bir gemiye gitmemi şart koşuyorlardı.

Şimdilik “buna da şükür” diyerek geminin satışına kadar otelde kalamaya devam ediyorum. Yakında gemimiz açık arttırma usulü ile satılacak ve inşallah yurduma döneceğim. 

39 yıllık denizcilik hayatımda böylesine bir problem yaşamamıştım. Fakat yazının başında belirttiğim üzere dünyanın bir imtihan olduğunu ve zorluklara karşı sabır göstermek zorunda olduğum gerçeğini asla unutmadım.

Evet, rızkımız bir süreliğine Kızıldeniz sahilinde bir gemide yazılmıştı ve çeşitli sebepler ile bunu yiyecektik. Gemide yaşadığım süre içerisinde 15 kilo vermiştim ve kendimi gayet sıhhatli hissediyordum. Lakin otele yerleşince maalesef kısa sürede bu fazla kiloları geri aldım.

Bu arada hemen yanı başımızda bulunan “Aman” isimli bir gemiden de bahsetmek isterim. Bu geminin kaptanı Mısırlıydı ve gemiden ayrılmıştı. Gemide yasal koruyucu olarak Suriyeli 2. Kaptanı bırakmışlardı.

Fakat bu denizci benim kadar şanslı değildi. Çünkü her şeyden önce kendisine sahip çıkacak bir devleti yoktu. İşin acı tarafı tam dört yıldan beri gemide yalnız yaşıyordu. Nihayet bu gemide satışa çıkmak üzeredir. İnşallah bu denizci kardeşimizde yapayalnız kaldığı bu gemiden kurtularak evine kavuşacak. Okuyucularımdan dualarını eksik etmemelerini rica ediyorum, vesselam…  

Yorumlar