4828 Defa Okundu

HİÇ oraya buraya çekmeyelim.

“Defnedilmeyen tohum yeşermez.”

Ben ustanın bu sözünü de alıp başımın üstüne koydum.

Kabul ettim.

İlk duyduğumda iç itirazlarım olmadı mı, oldu.

Pek çok varsayım geliştirdim, üzerinde uzunca durdum.

Evirip çevirdim.

Ama sonunda tamam dedim ve kabullendim.

Fark ettim ki, esas mesele bu “Kabul edişten” sonra başlıyor.

Eşiğe henüz gelinmiş olunuyor çünkü.

TOHUM nedir, mesela.

Elimizde hangi tohumlar var?

Bu tohumların ne kadarı sağlıklı, ne kadarı bozulmuş ve zehirli…

Bunlara doğru muamele nasıl yapılmalı?

Zehirleyici olanları ıslah etmek mümkün müdür?

Mümkünse bu nasıl bir süreçtir?

TOPRAĞIN ehemmiyeti nedir?

Elimizdeki tohumlar her toprağa ekilir mi?

En verimli toprağımız neresidir?

Zehirli tohumları yutup, bereketli olanları nasıl çiçeklendirecek?

Nasıl fidan olacak?

Ne vakit meyveye duracak?

Ve bizler hangi süreçlerden sonra kabuklarımızdan sıyrılabileceğiz?

DELİ sorular var zihnimizde görüldüğü gibi…

Eminim sizler de yenilerini ilave etmişsinizdir.

Etmeliyiz, etmelisiniz.

Soruların kabuğunu çatlatmadığımız müddetçe bereketli ve göz açıp, gönül aydınlığımız olacak cevaplara ulaşamayacağız.

Bu nedenle dibe çeken değil yukarı taşıyan sorular kuyumuza uzatılan sağlam iplerdir.

Bu iplere sıkı sarıldığımız zaman cevapların uzun dönemler belki de bizi beklediğini göreceğiz.

Sorularımız cevaplarımızla kucaklaşacaklar.

Sarmaşık gibi sarılacaklar birbirine…

Sımsıkı…

CEVAPTAN korkanlardır sorulardan kaçanlar.

Bunu zihnimizin bir kenarında tutmamızda yarar var.

Sorularımız ve sorgulamalarımız bize hakikatin kapısını aralayacaklardır sahih olduğumuz sürece.

Ve diyorum ki, artık cevaplardan korkarak soru sormayan zümrelerden olmayalım.

Daha fazla kayıplı yaşamayalım.

GİZLİLİK sırrını elde etmelisin.

Göz önünde olan göze gelir.

Söze gelir.

Bilinmezliklerin kundaklarında olmalısın.

Kaçmalısın;  görünürlük, bilinirlik, tanınırlık âfetlerinden…

Mahviyetkârlık kârın olmalı…

Tevazu zînetin…

Alkış senden kaçmalı, sen alkıştan…

Övülmek; dövülmektir, yerilmektir bilirsen eğer…

Toprağın bağrında ona râm olma sırrını elde etmelisin ki, toprak seni nimetlerinin hazinlerine belesin.

Saklasın.

Beslesin.

Büyütsün.

Ve kabuğunu çatlatsın.

Eğer doğru toprağını bulamazsan ayaklar altında ezilirsin.

Seni darı zannedenler başına üşüşür ve onlara yem olursun.

Bu mudur istediğin?

DEFNEDİLMEYEN tohum yeşermez madem, yapalım bunu.

Artık başaralım.

Yarım yamalak olursa tohum zâyi olur.

Eşeleyecek olan ise çoktur.

En başta kötücül yanımız.

Buna fırsat vermemek elimizde…

Yeni doğuşların kalbimizde tam olarak gerçekleşebilmesi için bu gömme işini sağlıklı yapabilmeliyiz.

Daha sonra da iklim şartlarını düzenlemek gerekecek tabi.

Gerçeğin sûru üflendiğinde “Adam” olarak görenlere maşallah dedirtecek bir filiz tazeliğinde dirilebileceğiz.

İnşallah.

Ya Selâm!

Yorumlar