1576 Defa Okundu

Türkiye’de uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini tahlil edebilmek için “demokrasi” kavramını iyi etüt etmek gerekir. Nedir demokrasi? Demokrasi,  etimolojik olarak halk iktidarı, halkın, halk tarafından, halk için yönetilmesidir. Günümüz dünyasında uygulandığı şekliyle demokrasi, serbest seçim ve açık oyla teşekkül ettirilen halk iradesinin geçici bir süreliğine halkın seçtiği kişi ve meclislere devridir. İnsan aklının ve iradesinin bin yıllardır oluşturduğu demokrasinin başlangıcı antik döneme kadar uzanır. Orta Çağ’da gerileyen 18. ve 19. Yüzyıllarda “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” ve “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” ile hızlıca yükselen bir değerler manzumesidir. Diktatörlerin saltanatına son veren,  insan hürriyetine, onur ve şerefine imkân tanıyan sistemin adıdır demokrasi...

Peki, diktatörlük ve saltanat yeryüzünden tamamıyla kalkmış mıdır? Bu soruya evet dememiz mümkün değildir. İnsan fıtratındaki hâkim olma ve hükmetme egosu ile birlikte var olan zaman zaman da milletlerin mahvına sebep olan bu habis ur, maalesef günümüz dünyasında da vardır. Cehaleti örgütlen bir takım kişiler veya aileler kurdukları korku imparatorluklarıyla birlikte varlıklarını bu yolla sürdürmektedirler.

Türkiye’de demokrasi, Tazimatla başlamıştır. Kurtuluş Savaşını müteakip Teşkilat-ı Esasiye kanunları ile birlikte “milli egemenlik” kavramı kanunda yer almıştır. 1946 yılında çok partili hayata geçiş, 1950 yılında halk iradesinin sandıkta tecellisi ile demokrasiniz olgunlaşmıştır. Araya giren 1960 ihtilalı, 1980 askeri darbesi demokrasimiz açısından birer kara dönem olarak tarih sayfalarında yer almıştır.

Ağır, aksak devam eden Türk demokrasisi 16 Nisan 2017 Referandumu'yla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile birlikte anlaşılması ve anlatılması oldukça güç olan bir safhaya girmiştir.

Cumhurbaşkanı Yönetim Sistemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin bazı yetkileri cumhurbaşkanına devredilmiştir. Bu yeni sistemle birlikte başbakanlık tarihe karışmış, yürütmenin tamamı cumhurbaşkanına devredilmiştir. Dolayısı ile cumhurbaşkanı, siyasi karar verme konusunda tek yetkilidir.  Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, 16 Nisan başlıklı kitabında belirttiği gibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi “tek kişilik bir hükûmet”tir. Bakanların hiçbir siyasi yetkisi olmadığı gibi meclise karşı da sorumlulukları yoktur. Bakanlar adeta cumhurbaşkanının “teknik çalışma ekibi içerisinde yer yüksek dereceli devlet memurlarıdır.” Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıl olup en fazla iki defa seçilebilmesi kanunla sınırlandırılmıştır. Cumhurbaşkanı partili olabilir hükmü ile birlikte Cumhurbaşkanının ülkenin bütün insanlarını kucaklayan özelliği kaybolmuştur. Kendi partisinin dışında olan partilere ve partililere aynı gözle bakması da bu sistemle birlikte ortadan kaybolmuştur. Cumhurbaşkanı kararnameler yoluyla yasama yetkisini de kullanır hale gelmiştir. Cumhurbaşkanlığına bir de parti başkanlığını da ekleyince oldukça farklı ve dünyada eşine rastlanmayan, anayasa hukuku literatüründe daha önce yer almayan bir sisteme dönüşmüştür.

Cumhurbaşkanı sistemi ile birlikte halkın iradesinin tecelli merkezi olan TBMM’sinin iradesi sınırlandırılmıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi rafa kaldırılmış devlet, iktidarda olan siyasi partinin emrine verilmiştir. Vatandaşın kıymeti, iktidar partisine yakınlığı ile ölçülür hale getirilmiştir. Bu sistemde benden olanlar, bana oy verenler vatan kurtaran aslan diğerleri ise zillet, illet ve ülke bekasını için tehlikelidirler. Bu sistemle birlikte liyakatin yerini adam kayırma almıştır. Merkez bankasının özerkliğine son verilmiştir. Hırsız, vurguncu, soyguncu bendense beni destekliyorsa hesap verme mecburiyeti yoktur algısı halk arasında yaygınlaşmıştır. Adalete olan güven sarsılmıştır. Bu sistemle birlikte Sayıştay devre dışı bırakılmıştır. Halk, yoklukla yoksullukla imtihan edilirken iktidara yakın olanlar, devletin her türlü imkânlarından faydalanır hale getirilmiş, bürokratlar iki hatta üç maaşla ödüllendirilmiştir. İslam’ın aydınlık yüzü olan vakıflar, birilerinin arpa tarlası yapılmıştır. Din siyasetin emrine girmiştir. Dış politikada devlet aklı, devlet ciddiyeti ve vakarı ortadan kaldırıldığı için tökezleme başlamış, bu tökezleme sonucu sınırlarımız yolgeçen hanına dönmüş, Türkiye adeta mültecilerin barınağı haline getirilmiştir.

Sonuç olarak Partili Cumhurbaşkanı Sistemi ülkemizi iflasın eşiğine getirmiştir. Bugün yaşanan her olumsuzluğun temelinde Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi yatmaktadır. Bu sistemin bir an önce kaldırılması veya revize edilmesi demokrasi için; milletin güveni, refahı, huzuru için;  devletin bekası için şarttır, elzemdir.

 

Yorumlar